Uyuşturucu cezalarındaki çifte standart

Ersin Çelik, ünlü isimler ile uyuşturucu arasındaki ilişkinin bireysel bir zaaf değil, toplumsal dokuyu hedef alan sektörel bir mekanizma olduğunu aktarıyor.

Yeni Şafak / Ersin Çelik

 “Sosyal kefaret”: Dizilerde oynamasınlar

Türkiye bir süredir ünlü isimlere yönelik uyuşturucu operasyonlarını konuşuyor. Şarkıcılar, film ve dizi oyuncuları, ekran yüzleri gözaltına alınıyor. Kiminin evinde “kullanımı yasak maddeler” bulunuyor, kiminin testleri pozitif çıkıyor, kimi de itiraf ediyor.

Bir gazeteci olarak her sabah, bir ünlü grubuna yapılan uyuşturucu gözaltlarının nereye varacağını kestiremiyorum. Deyim yerindeyse, “çorap söküğü” gibi geliyor. Kamuoyu da bu haberleri, “magazin gündemi” seviyesinde okuyor.

Oysa ortada, üçüncü sayfalara hapsedilemeyecek, doğrudan toplumsal dokuyu hedef alan “sektörel yönelim” söz konusu.

***

“GİZLİ KABUL” TÖRENİ Mİ?

Ünlüler dünyası ile uyuşturucu arasındaki karanlık ilişki, ne yazık ki yeni bir gündem maddesi değil. Geçmişten bugüne pek çok tanınmış ismin adı bu soruşturmalara karışırken, bedelini demir parmaklıklar ardında ödeyenlerin sayısı da hayli fazla.

Buradan isim zikrederek eski defterleri açma niyetinde değilim. Lakin manzara ortada: “Sanat camiası” diye genellenen o ışıltılı hayatları bu bataklığa çeken görünmez bir mekanizmanın işlediği çok belli. Sanki uyuşturucu kullanmak, o vitrine çıkmak ya da orada kalabilmek için zorunlu kılınan “gizli kabul töreni” gibi.

Eski ifadelere, pişmanlık dolu itiraflara şöyle bir baktım, çoğu “arkadaş kurbanı” olduğunu veya “bir kere deneme” ile başladığını söylüyor. Bu klişe, aslında organize bir tuzağı işaret ediyor. Demek ki birileri, popüler isimleri bu ağa düşürerek hem zehir ticaretini döndürüyor hem de sektörde, kimlerin kalacağına, kimlerin tasfiye edileceğine karar verme gücüne dönüşen kirli bir “tekelleşme” tezgâhı kuruyor.

Skandallar ise birkaç gün konuşuluyor, sonra unutuluyor. Kullanıcı olduğu ortaya çıkanlar, kısa bir sessizliğin ardından hiçbir şey olmamış gibi ekranlarda, sahnelerde boy göstermeye devam ediyor. Onlar alkışlandıkça, sergilenen popülerliğe özenen yeni kurbanlar halkaya dahil ediliyor.

Sektörel bir ıslahı ise konuşan yok. Çünkü “televizyon dünyası” böyle bir inisiyatif almıyor. Aksine bu bağımlılık hikâyelerini bile bir süre sonra reyting malzemesine dönüştürüp pazarlıyorlar.

Oysa bu isimler sadece kendi hayatlarını yaşamıyor, milyonların hayatına da yön veriyorlar.

Geçen yazımda, oyunlardaki “yeniden başlat” tuşuna alışıp gerçek hayatın bedelini unutanlar için “Game Over Nesli” tanımını yapmıştım. Maalesef benzer bir simülasyonu, şimdi yetişkinlerin dünyasında ve üstelik ekranlar önünde naklen izliyoruz.

***

ROL MODEL ZEHİRLENMESİ

Tam burada memleketin sosyolojik gerçekliğine bakmamız gerek: Ekran yüzleri, isteseler de istemeseler de “rol model” olarak konumlandırılıyorlar. Bir dizideki karakterin giydiği kaban yok satıyor, taktığı yüzük satış rekorları kırıyor, ettiği küfür dahi sokağa iniyor, saç tıraşı berberlerde moda oluyor. Hatta o yıl doğan bebeklere, dizideki karakterlerin isimleri veriliyor.

Hal böyleyken, gerçek hayatta uyuşturucu batağına saplandığı polis raporlarıyla, mahkeme kararlarıyla tescillenen bir oyuncuyu, bir süre sonra dizide “fedakar aile babası”, “hayat kurtaran doktor”, “adalet dağıtan hakim” ya da “hakikatin peşindeki gazeteci” rolünde izleyebiliyoruz.

Uyuşturucu ile kodlanmışken bu rollere bürünmek, o saygın mesleklerin haysiyetine gölge de düşürüyor. Verilen mesaj da şöyle oluyor: “Uyuşturucu kullanabilirsin, zehir tacirlerini besleyebilirsin ama yine de bu toplumun ‘baş tacı’ ettiği rollere bürünüp alkışlanabilirsin.”

İster istemez kapıyı da yapımcılar, yönetmenler, menajerler, kast direktörleri, kanallar, platformlar açıyor ve nihayetinde RTÜK de bu yolu “kapatmamış” oluyor.

Vahim tablo suçu bireysel olmaktan çıkarıp, kültürel olarak “makul görülebilir” hale getirmek değilse, nedir?

***

SPORCUYA YASAK, OYUNCUYA SERBEST Mİ?

Kurulu düzen maalesef, oyunculara, şarkıcılara dokunulmazlık kazandırıyor. Oysa, bir sporcu yasaklı madde kullandığında, “özel hayatıdır” denilip üzeri kapatılıyor mu? Hayır tabii ki. Müsabakalardan menediliyor, madalyaları geri alınıyor, lisansı askıya alınıyor. Çünkü sporcuya uygulanan bu yaptırım “oyunun temizliği” için uygulanıyor. “Peki, fizik gücünü ve yeteneğini sergileyen sporcuya ödettirilen kefaret, düşünce dünyalarına ve yaşam biçimlerine hitap eden oyuncuya, şarkıcıya neden uygulanmıyor?

Ya da daha “vatandaş” seviyesinden bakalım. Sıradan bir vatandaş, bir genç uyuşturucu kullandığında iş akdi feshediliyor, siciline işleniyor, okulundan uzaklaştırılıyor. Ama bu suçu işleyen şöhretli olunca kapılar kapanmıyor, aksine “reklamın iyisi kötüsü olmaz” denilerek mağduriyet dahi devşiriliyor.

***

“ARINMA SÜRESİ”

Yapımcılar, kanallar, Kültür Bakanlığı ve RTÜK, uyuşturucu sirkülasyonunun dolaylı olarak ekranlardan ve sahnelerden yapılmasının önüne geçmek için yaptırımları belirleyip, uygulamaya koymalı. Yasaklı madde kullandığı yargı kararıyla veya adli tıp raporlarıyla kesinleşen ekran yüzleri için “Geçici Men” uygulaması hayata geçirilebilir.

Suçu sabit görülen isim, belirli bir süre (örneğin 1 yıl veya 2 yıl) hiçbir dizi, film, reklam veya televizyon projesinde yer alamamalı. Sahnelerde boy gösterememeli. Yani görünürlüğü “askıya” alınmalı. Çünkü ünlüler için en büyük ceza para değil, unutulmaktır.

Sektöre dönüş bileti, sadece projelerde yer almamak olmamalı. Bu kişi, eğer ekranlara geri dönmek istiyorsa bu süre zarfında Yeşilay gibi kurumların gözetiminde, bağımlılıkla mücadele merkezlerinde “gönüllü” değil, “zorunlu” olarak çalışmalı. “Ben bir hata yaptım, bedelini ödedim, sakın bulaşmayın” diyerek, pişmanlığını ve arınma sürecini topluma göstermeli.

Görülüyor ki uyuşturucuyla mücadele sadece sınır kapılarında, okul önlerinde torbacı kovalayarak, mekanlara baskın yaparak istenen sonucu vermiyor. Alkışla, takdir edilmeyle vitrinde kalanlar rol model olmalarının da bedelini ödenmezse, uyuşturucu ile mücadelenin hiçbir anlamı olmaz.

Yorum Analiz Haberleri

‘Dijital detoks’, teknoloji yorgunlarında gerçekten işe yarayabilir mi?
Özgür Özel “kardeşlikten” söz edince…
Depopulasyon çağında umudun inşası
Trumpizm: ABD’nin 21.yüzyıldan 19. yüzyıla "u" dönüşü
PKK'nın icraat ve iddiaları arasındaki uçurum