Uykusuz Bir Dünyadan Geçerken

MUSTAFA YILMAZ

Suphi Özbilen’e

 

Göğsümüze tünemiş bir Şubat debeleniyor

Haylamaz artık gözlerimizde düğümlenen ayrılık

Ey öfkenin yığılmış çocuğu

Ey taşan sular çağlayanı ey

Meydanların ve pankartların gölgesinde yoğrulan

Birkaç mısralık hasret değil bu

Bir ömrün dünyaya fırlatılmış hüznüdür

Göğsünde uçuşan bulutlar

Bitecek, bitecek bu düğün gecesi

Bitecek zulmün eğilen köhne güncesi

 

Siz eyerlediniz atları bir ölüm denizine

Siz fırlattınız bir hayretin okunu kör geceye doğru

Yazlar yok artık, kışlar uzadıkça uzadı

Direği düştü ocakların gövdemiz üstüne

Bir kancıklık çağında büyüttünüz ellerinizi

Ey yan çizen ağalardan merhamet dilenmeyen yiğitler

 

Mazgallardan, demir kapılardan, maltadan, voltadan

Döner göğüsleriniz bir yağlı kasketin onuruyla

Kurşunlanarak öğrendiniz aşkla haykırmayı

İşkencelerden sonra sessiz bir çığlık olurdu dünya

Kan kalelerinden bir isyan kurdunuz

Bir şehri gecelerden seyrettiniz

Bir daha, bin daha, milyon defa zindanlara

Siz öldükçe çoğalacak insanlık derslerinde hocalar

Ayak bilekleriniz biraz daha karanlığı sevecek

 

Beyaz bir kuş anamın yüreği şimdi

Uçtukça kanayan bir ses lekesi

Babamın dinmeyen öfkesi

İpini koparmış bu dünyaya bir sevda bıraktık

İğdiş bir cephede durmadık yufka bakışla

Saçlarımız ağardı mevsimlerin mazgalında

Voltalarda bir ağaç gibi törpülenen yürekler taşıdık

 

Ey isyan bayrağı

Isırgan otlarına baş eğmeyen gül sevdası

Avucunda düğümlü bir heves kalmıştır geride

Gölgeler çoğaldıkça çocukları severdin

Dönülmez bir akşamın ufkunda yürüyorsun artık

Biz durdukça bu dünyada uçacak sesin

Bir değil binlerce çocuğun yüreğinde saklayacak seni

Sesini düşürdüğün meydanların nefesi