Ulus devletin çimentosu değişiyor

Mümtazer Türköne

Ulus devleti dün herkesi birbirine benzeterek tahkim edenler, bugün farklılıklara saygıya dayalı bir ülke bütünlüğü tasavvur etmek zorundalar. Bu tasavvurun gerçekleşmemesi ulus devletin felaketi olacak.

Dün ulusu herkesin aynı dili konuştuğu, aynı dine inandığı, aynı ideolojiye bağlandığı bir topluluk olarak düşünenler, bugün farklılıkların özgürce ifadesiyle zenginleşmiş bir ülkede yaşamanın nimetlerini fark etmek zorundalar. Uzun bir tarih boyunca ulus devleti, insanları tektipleştirerek sürdürmeye gayret edenler artık tam tersini yapmak zorundalar. Aksi takdirde üzerine titredikleri ulus devletin kaderi, onların dar dünyasında ve onların elleriyle boğulmak olacak.

Ulus devlet çağımızın devlet formu. Bugünün dünyasında kurda kuşa yem olmadan yaşayabilmek için ulus devlet yapısını sürdürmek zorundasınız. Ancak dünyanın geri kalan kısmı vazgeçtiği zaman siz de bu formdan vazgeçebilirsiniz. Ulus devlet, kendi arasında uyumu yakalamış, aynı kaderi paylaşmaya razı olmuş bir toplumun iradesini temsil eden devlet demek. Ulusu bir ırka, bir dile, bir kültüre veya bir dine, yani herkesin paylaşması gereken bir referansa indirgeyenler ulus devleti hiç anlayamayanlar. Geçmişi birlikte yaşamış ve epeyce hatıra biriktirmiş, geleceği de birlikte yaşamaya azimli olan topluluğa ulus adı veriyoruz. Böyle bir ulusun egemenliğini temsil eden devlet ise ulus devlettir. Ulus devletin temeli hem insanların birbirleri arasında hem de devletle rızaya dayalı ilişkilerine dayanır.

Temel meseleyi ulus devleti yaşatmaktan ibaret görenler, bu işi dün başvurdukları yöntemlerin tam tersine başvurarak yapmak zorundalar. Çünkü bu toplumu bir arada tutacak olan güç herkesin aynı olması değil yekdiğerine saygıya dayalı bir anlayışın hakim olmasıdır. Aradığınız zaman bu anlayış tarihimizde ve toplumun kültüründe, hatta kültürel genlerimizde fazlasıyla mevcuttur.

Cumhurbaşkanı'nın geçen hafta sonu Hatay'da kilise ve havrada söyledikleri bu tür bir ulus devlet kavrayışının koordinatlarını veriyor. "Herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin değerli vatandaşıdır. Burası hepimizin yurdudur, ülkesidir. Hep beraber buradayız. Hoşgörü, kardeşlik içerisinde. Herkesin dinî inancı farklı olabilir ama karşılıklı saygı, sevgi ve dayanışma içerisinde ülkemizi daha iyi yapmak için uğraşıyoruz.'' Ulus artık Cumhurbaşkanı'nın tercüman olduğu bu duyguları paylaşan insanların bir araya gelmesinden ibaret.

Dün dünde kaldı. Milletler çağının sancıları bütün dünyayı kasıp kavurdu. Ulus devletlerin iki paylaşım savaşı bugünün dünyasını ortaya çıkardı. Artık paylaşacak şey kalmadı. Yeni paylar peşinde koşanlar da ödeyecekleri bedelleri tecrübe edince vazgeçtiler. Bu yüzden farklılıkların bölünmeye yol açacağı korkusu, tektipleştirme işini üstlenenlerin varlık sebebi olmak dışında hiçbir anlam taşımıyor. İnsanları aynı üniformaların içine sığdırmaya kalkmak çocukça ve paranoyakça görünüyor.

Türkiye'de farklı olanlara saygının yeniden vücut bulması, giderek güçlenen bir dinamik. Türkiye'nin tek parça halinde kalması ve en önemli sorunu olan Kürt sorununun çözülebilmesi için bu dinamiğin baskın hale gelmesi lâzım. Tarih artık farklı okunacak ve yazılacak. Meselâ Türk tarihi artık cengaverliğin ve şanlı savaşların değil, farklı kültürleri ve inançları bir arada yaşatma yeteneğinin tarihi olarak okunmalı. Hiçbir genç, Osmanlı millet sistemini, o dönemin Avrupası ile mukayese ederek öğrenmeden liseyi bitirmemeli.

Cumhurbaşkanı'nın ülkesindeki havraları, kiliseleri ziyaret ederek o mabetlerin cemaatlerine emniyet telkin eden konuşmalar yapması, bu yeni dinamiğin sembolü olarak görülmeli. Aynı zamanda bu üslubun, Türkiye'nin ulus devlet yapısını sürdürmenin yegane yöntemi olduğu da fark edilmeli.

Ulus devletin mimarisi değişti. Farklı olana hoşgörü ve saygı çok güçlü bir çimento. Farklılıkları bu çimento ile yan yana getirmiş, yaşanmış tarihten ilham alarak şekillenmiş bu mimari bizi kendisi gibi zengin bir geleceğe taşımaya hazır, bekliyor.

ZAMAN