Pekin’de CGTN Türkçe servisinde kıdemli gazeteci Ali Ünal, Türkiye’nin yeni yapay zeka vizyonunu ve Çin örneğiyle olan stratejik kesişimlerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye, 13 Haziran’da Tersane İstanbul’da yapay zeka alanındaki yeni vizyonunu ve eylem planını kamuoyuyla paylaştı. Bu açıklama, ilk bakışta bir teknoloji politikası adımı gibi görünse de aslında Türkiye’nin dijital çağdaki bağımsızlık arayışını daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Türkiye Yapay Zeka Vizyonu ve Eylem Planı, yapay zekayı yalnızca teknik bir dönüşüm alanı olarak değil, ekonomik kalkınma, kamu yönetimi, kültürel devamlılık ve stratejik egemenlik bakımından da ele alıyor.
Bu yönüyle plan, Türkiye’nin son yıllarda Savunma Sanayii'nden uzay çalışmalarına, elektrikli araçlardan dijital dönüşüme kadar farklı alanlarda ortaya koyduğu Millî Teknoloji Hamlesi’nin yapay zeka çağındaki yeni aşaması olarak değerlendirilebilir. Türkiye, küresel teknoloji yarışında sadece kullanıcı ya da takipçi konumunda kalmak yerine, kendi verisiyle, insan kaynağıyla, diliyle ve altyapısıyla bu sürecin aktif aktörlerinden biri olmayı hedefliyor.
Bugün yapay zeka tartışmasının merkezinde artık şu soru yer alıyor: Bir ülke, kendi verisi, dili, altyapısı ve üretim kapasitesi üzerinde yeterli hakimiyet kurmadan dijital çağda gerçekten egemen olabilir mi?
“Fark et, istifade et, üret ve yönet”
Türkiye’nin açıkladığı yeni vizyon, bu soruya kapsamlı bir cevap verme iddiası taşıyor. “Fark et, istifade et, üret ve yönet” başlıkları üzerine kurulan plan; toplumsal farkındalıktan kamu hizmetlerine, üretim kapasiteden yönetişim mimarisine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bu dört başlık, birbirinden kopuk hedefler değil, Türkiye’de yapay zeka ekosistemini tabandan tavana inşa etmeyi amaçlayan bütünlüklü bir yol haritasıdır.
“Fark et” ekseni kapsamında ulusal yapay zeka okuryazarlığı programının başlatılması ve 81 ilde kurulacak atölyelerle iki yılda beş milyon vatandaşa eğitim verilmesi hedefleniyor. Bu önemlidir; çünkü yapay zeka dönüşümü artık yalnızca mühendislerin, yazılımcıların ya da büyük şirketlerin meselesi değildir. Yapay zeka, gündelik yaşamı, iş gücünü, eğitim sistemini, kamu hizmetlerini ve medya alanını doğrudan etkiliyor.
“İstifade et” ekseni ise yapay zekanın kamuda ve ekonomide yaygın kullanımını öne çıkarıyor. 2030 yılına kadar veri merkezi kurulu gücünün en az 1 gigavata çıkarılması, e-Devlet hizmetlerinin yapay zeka destekli biçimde dönüştürülmesi ve kamu yatırım programlarında yapay zeka projelerine güçlü bir alan açılması dikkat çekicidir. Bu hedefler, Türkiye’nin meseleyi yalnızca yazılım geliştirme düzeyinde değil; altyapı, veri kapasitesi ve kurumsal dönüşüm boyutuyla da ele aldığını gösteriyor.
Yapay zekada dil meselesi
Planın en dikkat çekici başlıklarından biri dil egemenliğidir. Tamamen yerli veriyle geliştirilecek Türkçe büyük dil modeli, sadece teknolojik bir proje olarak değerlendirilemez. Bu hedef, Türkçenin dijital çağda güçlü biçimde temsil edilmesi, kültürel hafızanın algoritmik sistemlerde korunması ve dışa bağımlılığın azaltılması bakımından stratejik bir adımdır.
Buna ek olarak Türk Devletleri Teşkilatı iş birliğiyle Oğuz, Kıpçak ve Karluk dillerini kapsayan ortak bir Türk dilleri büyük dil modeli geliştirilmesi hedefleniyor. Buradaki temel motivasyon, ekonomik rekabetin ötesindedir. Dil, kültür ve ortak tarihsel birikim de dijital geleceğin parçası olarak kodlanıyor.
Hedefler ne söylüyor?
Planın rakamsal hedefleri iddialı. Türkiye, 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştirmeyi amaçlıyor. Veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapıları için en az 10 milyar dolarlık özel sektör ağırlıklı kaynağın harekete geçirilmesi de hedefleniyor. Küresel yapay zeka endeksinde ilk 20 ülke arasına girme hedefi ise Türkiye’nin sembolik adımlarla yetinmek istemediğini, ölçülebilir sonuçlar üreten kalıcı bir kapasite oluşturmayı amaçladığını gösteriyor.
Bayraktar’ın bağımsızlık vurgusu
Zirvede Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar’ın yaptığı değerlendirmeler, Türkiye’nin yapay zeka vizyonunu tamamlayan önemli bir çerçeve sundu. Bayraktar, çağımızda bağımsızlığı tehdit eden unsurların artık yalnızca sınırlara yığılan konvansiyonel ordular olmadığını hatırlattı. Tedarik zincirlerine, veri merkezlerine, yazılımlara ve doğrudan cihazlara yerleşen yeni bağımlılık biçimleri de ülkeler için ciddi stratejik riskler oluşturüyor.
Bayraktar’ın “teknokapitalist küresel tahakküm” olarak tanımladığı yapı, teknolojinin günümüz dünyasında nasıl bir güç aracına dönüştüğünü ortaya koyuyor. Veri, işlem gücü, bulut altyapısı, büyük dil modelleri ve kritik yazılımlar birkaç küresel aktörün kontrolünde toplandığında, ülkelerin ekonomik ve siyasi hareket alanı daralabiliyor. Bu nedenle yapay zeka artık yalnızca inovasyon veya verimlilik meselesi değil; doğrudan bağımsızlık ve egemenlik meselesidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu devlet vizyonu ile Selçuk Bayraktar’ın temsil ettiği teknoloji üretim iradesi aynı stratejik hatta buluşuyor. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon, Türkiye’nin yapay zeka çağındaki ulusal hedeflerini siyasi ve kurumsal düzeyde tanımlarken; Bayraktar’ın yaklaşımı sahada teknoloji geliştiren, risk alan ve küresel ölçekte başarı üretmiş bir ekosistemin bakışını yansıtıyor.
Çin örneği ne anlatıyor?
Erdoğan’ın ve Bayraktar’ın zirvede dile getirdiği söylemler dikkatle incelendiğinde, Çin’in son yıllarda izlediği yapay zeka stratejisiyle anlamlı kesişme noktaları taşıdığı görülüyor. Her iki ülke de küresel teknoloji tekellerinin dışında kalmaya ya da bu tekellere bağımlılığı azaltmaya çalışan, güçlü devlet kapasitesine sahip yapılar olarak benzer baskılarla karşı karşıyadır.
İlk dikkat çeken unsur, açık kaynaklı yapay zekaya yapılan stratejik yatırımlardır. Bayraktar, devasa merkeziyetçi bulut yapılarına mahkum olmamak için dağıtık modellerin geliştirilmesini savunurken, Çin benzer bir mantığı DeepSeek örneğinde hayata geçiriyor. Ocak 2025’te piyasaya sürülen ve MIT lisansıyla erişime açılan DeepSeek R1 modeli, öncü Amerikan sistemleriyle rekabet edebilir bir performansı, daha düşük işlem maliyetiyle sundu. Alibaba’nın Qwen’i, Moonshot ve MiniMax gibi Çinli açık kaynak girişimleri de benzer bir çizgi izliyor. Bu strateji, Türkiye’nin dikkatle inceleyebileceği somut bir tecrübe sunuyor.
Benzer bir stratejik mantık, devlet alımlarının erken benimseme mekanizması olarak kullanılmasında da görülüyor. Türkiye’nin eylem planında kamu sektörünü yerli yapay zeka çözümlerinin “ilk alıcısı” olarak konumlandırması, Çin’in 14. Beş Yıllık Plan çerçevesinde izlediği yaklaşımla örtüşüyor. Türkiye açısından da benzer bir yaklaşım, yerli yapay zeka girişimlerinin ölçek kazanması bakımından kritik sonuçlar doğurabilir.
Türkiye’nin özgün yapay zeka modeli
Türkiye’nin önündeki fırsat tam burada ortaya çıkıyor. Türkiye, Çin’in bu alandaki tecrübelerinden yararlanarak kendi tarihsel birikimine, ekonomik ihtiyaçlarına, kültürel derinliğine ve jeopolitik konumuna uygun özgün bir yapay zeka modeli geliştirebilir. Bu modelin merkezinde yalnızca teknolojik rekabet değil; dijital bağımsızlık, kültürel egemenlik, bölgesel iş birliği ve insanı önceleyen bir kalkınma anlayışı da yer almalıdır.
Türkçe büyük dil modeli, Türk dünyasına yönelik çok dilli model hedefi, veri merkezi kapasitesinin artırılması, nitelikli uzman yetiştirme programları ve yapay zeka destekli kamu hizmetleri bu özgün modelin temel sütunlarını oluşturabilir. Böylece Türkiye, Batı merkezli teknoloji düzenine bağımlı kalmadan kendi önceliklerini belirleyen ve dost ülkelerle dayanışma içinde hareket eden daha geniş bir teknolojik iş birliği vizyonuna zemin hazırlayabilir.
Türkiye için zamanlama neden önemli?
Sonuç olarak Tersane İstanbul’da sunulan vizyon, geç kalmış bir uyum çabası değil; doğru zamanda atılmış stratejik bir adımdır. Dünya yapay zeka yarışının kuralları henüz tam olarak kesinleşmiş değil. Açık kaynak modeller, verimli mimariler, veri egemenliği ve yeni iş birliği ağları hızla önem kazanıyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin bu alana bütünlüklü bir planla girmesi son derece yerindedir.
Tersane’de verilen mesaj nettir: Türkiye, yapay zeka çağında yalnızca kullanıcı olmak istemiyor. Kendi verisini işleyen, kendi dilini dijital dünyada güçlendiren, kendi insan kaynağını yetiştiren, kendi altyapısını kuran ve kritik teknolojilerde bağımsız hareket alanı oluşturan bir ülke olmayı hedefliyor. Bu hedefler iddialıdır; ancak tarihî dönüşüm dönemlerinde iddiasız kalmanın maliyeti çok daha yüksektir.
[Ali Ünal, İletişim Başkanlığı Pekin İletişim Müşaviri ve Daily Sabah gazetesi Ankara Temsilcisi olarak görev yaptı. Halen Pekin’de CGTN Türkçe servisinde kıdemli gazeteci olarak çalışmalarını sürdürmektedir.]