Türkiye İsraili köşeye sıkıştırdı

İsrail'in Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait doksan civarında evi yıkma girişimi, Doğu Kudüs'ü Filistinlilerden arındırma politikası ilginç örnekleri gündemimize taşıyor. Kuruluşundan beri hukuk mekanizmalarını ve adalet anlayışını boşa çıkarma, istismar etme becerisini yakından bildiğimiz İsrail yönetimi öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde hukukla ve adaletle epey uğraşacak. Hem iç hukukta Filistinlilere karşı kartları zayıflayacak hem de uluslararası hukukla başı belaya girecek. Örnekler verelim:

Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait evleri yıkma, Mescid-i Aksa'nın çevresini ele geçirme politikası İsrail basınında bile "yeniden intifada"ya neden olabileceği şeklinde algılanırken, Avrupa Birliği bu yüzden İsrail'i sert biçimde uyarırken, yeni ABD yönetimi "eskisi gibi göz yummayacağız" derken devam eden davalara bir şekilde Türkiye de müdahil oldu.

Şeyh Cerrah Mahallesi'nde 30 yıldır devam eden mülkiyet davasında Osmanlı tapu kayıtları Filistinli taraflara verilince İsrail tarafının elindeki bütün sahte tapu örnekleri boşa çıktı. Bu münferit örnek, Türkiye'nin son yıllarda Filistin halkına desteklerinin önemli bir göstergesi. Her ne kadar, Türkiye'nin Davos'taki çıkıştan sonra böyle bir tutum aldığı söylense de öyle değil. Daha öncesi var.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanlığı döneminde, Vehbi Dinçerler'in Filistin Özel Temsilcisi olarak atandığı dönemde Osmanlı arşivlerindeki Filistin'e ait tapu kayıtlarının kopyasını Filistinlilere verdi.

Tabu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün elinde Filistin'e ait toplam 500 bin adet orijinal tapu olduğu ortaya çıktı. Tapuların tutulduğu defter adedi ise 254. Osmanlı yönetimi sırasında Yafa, Nablus, Bensaip, Nasıra, Cenin, Gazze, Kudüs, Cemain gibi illerin kayıtları. Hem de bölgenin Osmanlı idaresine geçişi olan 1517'den Osmanlı'nın çekilip Filistin'in İngiltere kontrolüne geçtiği 1917 yılına kadarki kayıtlar. Bu örnekler öncelikle tam 140 bin mikroçip olarak hazırlandı. Çalışma, TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) tarafından 72 bin dolar ödenerek yapıldı. Başbakan Tayip Erdoğan'ın Filistin'i ziyareti sırasında da hediye edildi. Bu hediye, İsrail'in yıllardır elinde tuttuğu bir çok kartı boşa çıkardı.

Oran'daki bir binada özel bir güvenlik sistemiyle korunduğu söylenen tabu kayıtları, aynı zamanda Osmanlı idaresinde kalıp bugün bağımsız olan 20'den fazla ülkeye ait belgelerden oluşuyor. Bosna ve Makedonya kayıtları bile korunuyor.

Cumhurbaşkanı Gül, Dışişleri Bakanlığı döneminde yaşanan Hamas tartışması sırasında şu güçlü sözleri söylemişti; "Tapu kayıtları bile bende. Ben Filistin'le ilgilenmeyeceğim de kim ilgilenecek? Türkiye biraz kabuğundan çıksa, bölgesinde ve küresel meselelerde biraz rol oynamaya kalksa bu insanlar hemen rahatsızlık duyarlar. Filistin'in, Kudüs'ün bütün bu coğrafyanın tapuları, arşivleri benim elimde. Daha geçen sene buraların tapularıyla ilgili belgeleri Filistin'e hediye ettik. Ortadoğu'da problem çıktığında başvurulan yer, İstanbul… Arşivler, tapular, haritalar, gerçekler bizim elimizde, ben mi ilgilenmeyeceğim? Avrupa'nın en uzağından, dünyanın başka köşelerinden gelecek olanlar mı ilgilenecek?"

Osmanlı kayıtları, arşivleri, sadece Doğu Kudüs'te devam eden davalar için değil, Filistin'deki genel mülkiyet sorununu çözmek için en temel kanıt hükmünde. İsrail'in hazırladığı tapu kayıtları Osmanlı kayıtlarıyla karşılaştırılmadan hiçbir anlam ifade etmiyor. Üstelik bu kayıtlar bugün işgal altında tutulan her bölgede mülkiyet durumunu belirleyebilecek tek kanıt. Davos'taki tartışma, İsrail'e politik yaptırım ayrı bir konu. Ama sessiz sedasız yapılan bu hizmet, Filistin davasına en büyük katkı niteliğinde.

Madem İsrail ve hukuktan açıldı birkaç not daha aktarayım. Seçimlerden sonra yeni hükümet kuruluyor. Kabine oluşturuldu. Aşırı sağ ortaklarıyla ilginç bir hükümet şekillendi. Katillerden, savaş suçlularından oluşan bir hükümet. Mesela, eski Genelkurmay Başkanı Moşe Yaalon yeni kabinede Savunma Bakanı. Ancak bu kişinin savaş suçu işlemekle suçlandığını, tutuklanma korkusuyla iki yıl önce Londra'ya gidemediğini not edelim.

Koalisyon ortağı Evimiz İsrail Partisi'nin lideri Avigdor Lieberman, yeni kabinede Dışişleri Bakanı oluyor. Gazze saldırıları sırasında bu kişinin; "Gazze'ye ABD'nin Japonya'ya yaptığını yapmalıyız" dediğini, nükleer saldırı istediğini, İsrail vatandaşı bir buçuk milyon Filistinli'nin sürgün edilmesini istediğini unutmayalım.

Bir başka örnek. Yeni kurulacak hükümete, Benjamin Netanyahu'ya Güvenlik Danışmanı olarak atanan Uzu Arad iki yıl önce ABD'ye giremedi. Mossad adına çalışan, ABD'nin gizli sırlarını İsrail'e aktaran Lawrence Franklin olayıyla bağlantılı görünen Arad, casusluk şebekesinin içinde yar alıyor. İsrailli yetkililer ve ABD'deki Yahudi lobisi tam 21. aydır bu kişiye Amerikan vizesi verilmesi için çalışıyor.

Öyle görünüyor ki, önümüzdeki dönemde İsrail'in bölgede ve dünyada etkinliğinde ciddi bir sınırlama yaşanacak. Türk-İsrail ilişkilerinde de. Son dönem Türk dış politikasında bölgeye yönelik genel açılımlar, bakalım gelecek günlerde hangi tarihi gerçekleri günümüze taşıyacak….

YENİ ŞAFAK