Tümden Rest Çekilen ‘Tango Mantığı’dır

KENAN ALPAY

Taraftarlık hatta fanatizm yükseliyor olabilir. Ancak mevcut Türkiye tablosuna bakınca kafa karışıklığından söz etmek mümkün değil. Olumsuz birtakım yönleri olsa da safların netleşiyor ve sıklaşıyor olmasını hem olağan hem de olumlu görenlerdenim. Neticede bir iktidar mücadelesi veriliyor. Daha ileri boyutlara varırsa daha şiddetli bir iktidar savaşı kaçınılmaz olacak.

AK Parti Hükümeti, iktidar mücadelesini sadece ‘paralel yapı’ olarak nitelediği Fethullah Gülen örgütüne karşı vermiyor. Fethullah Gülen’in yaygın ve derin örgütlenmesi aslında daha yaygın ve daha derin bir örgütlü yapıyı, esasen Batı merkezli bir yapıyı temsil ediyor. İlk dönemde asker merkezli ulusalcı ve darbeci siyasi karaktere karşı mücadele verildi. İkinci dönemdeyse yargı-polis merkezli mistik ve liberal ittifakının temsil ettiği küresel ve serbest piyasacı aktörlerin siyaseti bloke etme hamlelerine karşı verilen mücadele hem hızlanıyor hem de sertleşiyor.

Zoraki Tango

Türkiye gündemini ciddi bir sarsıntıya uğratan 14 Aralık operasyonları 17-25 Aralık operasyonlarının rövanşı mı? Yolsuzlukların ikrarı ve yolsuzlukla mücadele edenlerin siyasal-bürokratik işleyişten tasfiyesi için Hükümetin başlattığı yeni bir gündem değiştirme girişimi midir? Zaman ve STV merkezli olmak üzere muhalif basın-yayın kuruluşlarını boğmak ve yolsuzluk karşıtlarının toplumsal zeminde itibarsızlaştırılması için kurulmuş bir devlet tuzağı mıdır?

Yolsuzluk, usulsüzlük, iltimas, rüşvet gibi hastalıkların siyasal ve toplumsal yapıyı çürüttüğü kimseye meçhul değil. Bu kirli mekanizmalardan nemalananlar dışında da hemen herkes şikâyetçidir. Toplum yolsuzluk gibi çürütücü işleyişten hazzetmez ve hızlı bir biçimde bu işleyişin tasfiye edilmesi için irade ortaya koyar. Lakin sorun burada ne yolsuzlukların inkârı ne de hoş görülmesidir.

Temel meseleyi yolsuzluk üzerinden bir darbe teşebbüsü olarak anlayan, sicili kirli bazı siyasi aktörler üzerinden meşru iktidarı üstelik de küresel sistem adına kelepçelemeye kalkışma olarak algılayan toplum sizce hangi operasyondan huzursuz ve tedirgin olur? 17-25 Aralık operasyonu mu yoksa 14 Aralık operasyonu mu toplumu tedirgin ediyordur? Şeffaf siyaset ve toplum talepleri 17-25 operasyonunun mu arkasında durur yoksa 14 Aralık operasyonun mu arkasında durur?

Kalabalıklar meşruiyetin ölçüsü değildir elbette. Ancak geniş kitlelerin meseleyi idrak biçimini de yabana atmak pek makbul bir tercih sayılmasa gerek. 7 Şubat MİT krizinden başlayıp 17-25 Aralık operasyonlarına değin Fethullah Gülen çevresinin yanında durup yolsuzluk karşıtlığı ve medya özgürlüğünü şiar edinmiş aktör ve kurumlar toplum nezdinde ne kadar muteber ne kadar muteber değil, bir kıyas yapmak gerek.

Tahşiye davasında ortaya çıkan mağduriyetlerde Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca gibi bazı gazetecilerin gözaltına alınmasına yönelik AB ve ABD’den yükselen tepkileri bu çerçevede bir kez daha kritik etmek mecburiyetindeyiz. Mesela gözaltındaki gazeteciler için “derhal serbest bırakılma” çağrısını yapan AB yetkilileri “bu tavırların AB değerleri ile uyumlu olmadığını” belirterek “çok sert” tepkiler gösterdiler.

Doğru Zemin, Doğru Tercih mi?

Mesela İtalya’nın AB İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Sandro Gozi şöyle bir hatırlatma yaptı: “Genişleme gibi ortak bir süreç yürütülürken, bu konular tabi ki bizim de işimizdir. Son tahlilde tango için iki kişi gerekir. Eğer hâlâ doğru zeminde dans etmek istiyorsanız tabi. Bize göre AB Türkiye için doğru zemindir. Doğru zemin olmaya da devam etmektedir. Dolayısıyla susup, endişelerimizi ifade etmekten kaçınamayız zira Türkiye’nin üyeliğine ciddiyet atfediyoruz.

AB ve AB kriterleri adına infial ve endişe dolu mesajlar yoğunlaştı hafta boyunca. Peki, Türkiye’den nasıl karşılık buldu? Son iki yıldır iyice soğuyan ve giderek gerginleşen Türkiye-AB ilişkileri bu kez de ‘basın özgürlüğüne saldırı’ zemininde karşılıklı restleşmelere sahne oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’den yükselen bu tehdit ve terbiye dozu yüksek mesajlarına karşılık verirken kurduğu cümleler kim ne derse desin farklı bir istikamete işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "AB bizi alır mı almaz mı? diye bir derdimiz yok. Biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz. Siz kendi aklınızı kendinize saklayın.” çıkışına bir sonraki gün eklediği mesajı şöyleydi: “Biz AB’nin Kapıkulu Değiliz. Biz kendi istikametimizi kendimiz belirleriz.”

Doğru zeminde dans etmek için AB’yi, doğru dans etmek için tangoyu dayatanlara verilen bu cevaplar meselenin çoktan Fethullah Gülen kadrolarının bürokrasiden temizlenme meselesini aştığını teyit etmekte. İktidarın üzerinden hem Fethullah Gülen kadrolarının gölgesi hem de onların temsil ettiği küresel sistemin tasallutu reddediliyor. Operasyonun arka planı denilen şey de budur zaten.