İlk sözü alan Kerim Erkoç, Müslümanların sorumlulukları ve görevlerine değinerek, Müslümanların sözleriyle, eylemleriyle ve halleriyle doğruya, iyiye ve güzele örneklik teşkil etmeleri; tüm insanlık için örnek alınabilecek bir yaşam dünyası oluşturmalıdırlar.
Gazzeli Müslümanların iradesi, hakikati gösterdi, insanlığın geleceğini tehdit altına sokan sahte hakikatin yüzündeki maskeyi indirdi ve bu maskenin ardındaki karanlığı ortaya çıkardı.
İslamî Hareket cemaatide kapsayan ancak onu aşan bir anlam ifade eder.
İslami Hareketi tanımlayarak sözlerine devam eden Erkoç, Kur’an ve sünnete dayanan, tevhid inancına sadık kalan, ibadet ve eylemleri bu akideye uygun olan, adalet eksenli, bütüncül bir dünya/ahiret tasavvurunu sahiplenen, ümmet bilinciyle hareket eden, cihad, tebliğ ve davet çalışmalarını ana görev belleyen yapılar olduğunu söyledi.
Harekete geçen her düşüncenin örgütlü bir yapıya dönüştüğü gerçeğinden hareketle, cemaat olma çabasının kaçınılmaz bir durum olduğunu vurgulayarak, büyük hayalleri olan ve dünyayı değiştirmek isteyen her fikri akım, din ve ideolojinin hedeflerine ulaşmak için ciddi bir hazırlık, nitelikli planlamalar ve güçlü bir teşkilata sahip olmasının gerektiği bir gerçekliktir. İslami Hareketlerin bu bağlamda teşkilat yapılanmasını cemaat olarak gerçekleştirmesi gayet tabii bir olgudur. Ancak; İslamî Hareket kavramı cemaati kapsayan ancak onu aşan bir anlam ifade etmektedir.
İslami Hareketin gücü ve konumuna göre hayatın her alanıyla ilgili sözü olmalı.
Müslümanların tüm bileşenleriyle kendi yapılarına sahip çıkmaları zaruri olduğunu belirterek, bu sahip çıkışlık özeleştiri ve bir takım ıslahatları gerekli kılabilir. Bazı kesimler için bu özeleştiri ve değişim ertelenmemesi gereken varoluşsal bir zarurettir. İslami Hareket ve STK olgusu birbirinin karşılığı değildir. Bundan ötürü ikisi arasında tam bir kıyas doğru sonuçlar üretmez. İslami Hareket bütüncül İslam anlayışı ve teşkilatlanma tarzı itibarıyla tek bir alanda faaliyet göstermesi düşünülemez. Aksine İslami Hareketin gücü ve konumuna göre hayatın her alanıyla ilgili sözünün ve eylemliliğinin olması beklenir. İslami Hareketler düşünsel ve ekonomik bağımsızlığını koruyarak bazı cemaat ve STK’ların menfaat ilişkisine dayanan, konjonktürel rüzgâra göre şekillenen iş tutma tarzına karşı itirazını yükseltip ilkesel diyalog yönteminin geliştirilmesinin yolunu açmalıdır.
7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen Aksa Tufanı, İslam dünyasındaki tüm cemaat, STK ve İslami Hareketlerin kendilerini köklü bir şekilde revize etmeleri gerektiğini açığa çıkardığını hatırlatan Erkoç, İslam dünyasındaki yönetimlerin çürümüşlüğü ya da İİT gibi kurumların işlevsizliği zaten biliniyordu. Ancak ümmete umut olacak İslami oluşumların tarihin önemli bir kırılma noktası olan Aksa Tufanı’nın kendilerine sunduğu bu fırsatı daha etkin kullanabilmesi gerekirdi. Aksa Tufanı’nın Batı toplumlarında oluşturduğu etki gücünü de göz önüne alarak, büyük bir kaosa doğru yuvarlanan dünyamızda umut meşalesini yakmak adına İslami Hareketlerin önümüzdeki dönemde daha ikna edici söylem ve örgütlenme biçimleriyle sahaya inmesi gerekmektedir.
Durmadan, soluklanmadan, neticeyi hemencecik görme saplantısına kapılmadan, ihlasla ve sabırla çalışmak gerektiğini hatırlatan Erkoç, kamuoyu oluşturmanın, düşmanı zayıflatmanın, mevzi kazanmanın, olumlu istikamette adım atabilmenin ve bizden sonrakilere sağlam bir emanet bırakabilmenin tek yolu bu. “Nasıl kazandılar?” sorusunun cevabı da burada, “Neden kaybediyoruz?” sorusunun bize bakan yönü de… Tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluktan kaçmak mümkün olmadığına göre, yükü gönüllü biçimde omuzlamaktan başka çare görünmüyor.
Aksa Tufanı ve Gazze’de yaşanan süreç de nasıl bir sınav verildi sorunu sorarak sözlerine başlayan Ömer Kılıç, toplumsal duyarlılık ve vicdan zayıf kaldı, ideolojik bakış açıları ön plana alındı. Toplumda sokakları hareketlendirebilecek bir kültür yok, bölge ülkelerine göre daha iyi bir durumda olsak da iktidarın belirleyici ve kontrollü bir rolü olduğuna bir kez daha şahit olduk.
Bölge ülkeleri ve halkları hakkında da görüşlerine devam eden Kılıç, Mısır ve Suud’ın baskıcı yönetimleri nerdeyse halklarını komaya soktular, halk alttan alta kaynıyor olsa da böyle bir ortamda örgütlü bir hareketin ayakta kalması imkânsız.
İki milyon Gazze’li yaşadıkları tüm acılara rağmen Hamas’ın yanında durdular, itiraz etmediler, bu anlamda toplumsallaşma demek, meşruiyet demektir.
Sanki soykırım olmamış gibi olay sadece imar ve inşa faaliyetine indirgendi.
Gazze’de devam eden barış sürecine atıfta bulunarak, 10Ekim ateşkes ile süreç başka bir aşamaya geçti ateşkes sadece Hamas’a uygulanıyor, işgalci İsrail’e uygulanmıyor. Ateşkesle beraber Gazze gündemde düştü ve sanki soykırım olmamış gibi olay sadece imar ve inşa faaliyetine indirgendi. Oysa unutulan soykırım tekrar eder. Ayrıca; yakalama kararı varken elimi kolunu sallayarak gezen katil Netenyahu ve ekibine karşı bir yaptırım uygulanmıyor. Dünyada uluslararası hukukun çiğnendiği ve işbirliğinin aşındığı bir ortamda, cezasızlık, günümüzdeki çatışmaları körüklüyor. İsrail nefret objesi haline geldiği bu dönemde Gazze’nin gündemden düşmesine izin vermemeliyiz.
Program soru cevap ve dinleyicilerinde katkılarıyla sona erdi.