Terör: Kim Kimdir?

Aydın Ünal

15 Temmuz'da düşen maskeler ışığında terör denkleminin bileşenlerini, kimin nerede durduğunu tekrar hatırlayalım, hafızalarımızı tazeleyelim:

DEAŞ: Kimin nasıl kurduğu, nasıl yönetildiği, nasıl çalıştığı muamma olan terör örgütü. Avrupa ülkelerinde yaptığı bir kaç cılız eylem dışında tüm enerjisini Müslüman öldürmeye sarfediyor. Yaptığı tüm eylemler Batılı egemen güçlerin işine yarıyor ve projelerini gerçekleştirmelerine zemin hazırlıyor. Kimi zaman PYD ile, kimi zaman Esed rejimiyle, kimi zaman Şii güçlerle işbirliği yapıyor. Türkiye'de gerçekleştirdikleri kanlı eylemler Üst Akıl'ın politikalarıyla bire bir örtüşüyor.

PKK: Kuruluş anından itibaren uluslararası istihbarat örgütlerinin hizmetinde olan, Suriye, Irak ve Lübnan'da beslenen, Türkiye üzerine hesabı olan ülkeler tarafından kullanılan sol/sosyalist/Marksist/seküler/Şii görünümlü örgüt. “Sol” maskesiyle dünya solunun sempatisine; “seküler” görünümüyle Avrupa'nın sempatisine; “Şii” yöneticileriyle Şii dünyasının sempatisine; Anti-DEAŞ görünümüyle de son zamanlarda ABD'nin sempatisine mazhar oluyor. Türkiye üzerine hesapları olan kesimler tarafından ekonomi, iç politika ve dış politikayı şekillendirmek için kiralanabiliyor. Kürt meselesini bahane, Kürtleri insan kaynağı olarak görüyor, en fazla Kürtler'e zarar veriyor. Uyuşturucu pazarına hakim. Avrupa tarafından alenen korunuyor.

DHKP-C: “Solcu” maskesi nedeniyle Avrupa ve Türkiye solunun sempatisini kazanmış kanlı terör örgütü. Avrupa ülkeleri tarafından korunuyor ve kollanıyor. Gerektikçe sahaya sürülüyor.

FETULLAHÇI TERÖR: 1960'lardan itibaren ordu, emniyet, yargı ve diğer bürokraside gizlice örgütlenmiş, ABD ve diğer Batılı ülkeler tarafından her zaman korunmuş, desteklenmiş terör örgütü. Sadece Türkiye'de değil, dünyanın bir çok ülkesinde “Ilımlı/Hoşgörülü/Uzlaşmacı Müslüman” maskesiyle ABD lehine çalışmalar yapıyor. Türkiye'de önce yargı darbesi, ardından kanlı bir askeri darbe denedi, başarısız oldu. PKK ile paralel çalışıyor. ABD ve Avrupa Ülkeleri tarafından alenen korunuyor ve besleniyor.

PYD: PKK'nın kurduğu ve halen PKK yöneticilerinin idare ettiği Suriye'nin kuzeyinde faaliyet gösteren örgüt. ABD tarafından alenen kullanılıyor.

CHP: Kimi zaman “solcu” maskesiyle, kimi zaman da mezhep taassubuyla Türkiye'deki sol terör örgütleriyle arasına mesafe koymuyor. Kuruluşundan gelen “Batılılaşma” ideolojisiyle Avrupa paralelinde hareket ediyor; Türkiye ve Avrupa arasında sorun olduğunda kayıtsız şartsız Avrupa yanında yer alıyor. PKK ve DHKP-C ile solculuk ve mezhep taassubu zemininde kesişirken; FETÖ ile “Batı ve Üst Akıl” zemininde buluşuyor. Ayrıca terör örgütlerinin iç politikayı etkileme, siyasi tercihleri değiştirme gücünü kendi lehine kullanmak için fırsatları değerlendiriyor. Tam da terör örgütlerinin planladığı çerçevede, her DEAŞ, PKK, DHKP-C ve FETÖ eylemi sonrasında Hükümeti, Cumhurbaşkanını suçlayarak teröre siyasi lojistik sağlıyor. Politikaları ve söylemi terör örgütleriyle birlikte Avrupa ile de bire bir örtüşüyor.

HDP: PKK'nın siyasi uzantısı. PKK'ya insan, malzeme ve siyasi lojistik sağlıyor. Şiddet eylemlerini perdeleme, şiddeti sempatik ve haklı gösterme vazifesini üstlenmiş durumda. ABD ve Avrupa Birliği'nden tam destek alıyor. “Sol” görünümlü ama sırtını emperyalizm/kapitalizme dayamış olmayı gizlemiyor ve Batı'dan aldığı güçle her illegaliteyi icra edebileceği özgüvenini taşıyor.

MEDYA: AK Parti'nin medya tekellerini kırmasına, medyayı çeşitlendirmesine ve normalleştirmesine rağmen, “Batılı”, “Solcu”, “Terör örgütlerinin sempatizanı” medya, algı operasyonları yapmaya devam ediyor. Her terör eyleminden sonra devleti, polisi, askeri, Hükümeti ve Cumhurbaşkanını itham etmek, terörü perdelemek, gerektiğinde Türkiye'ye operasyon yapmak gibi vazifeler üstlenmiş durumda.

GAZETECİ, YAZAR, AKADEMİSYEN, AYDIN VE SANATÇILAR: Türkiye Solu'nun en mahir olduğu konu kendisini kullandırtmak. Bulundukları konuma “seçilerek” ya da “soru çalarak” gelmiş, yeteneksiz, kabiliyetsiz, birikimsiz güruh. Kendi devletlerinden nefret eder ama Amerika ya da Avrupa devletlerine itaat ederler; kendi halklarından tiksinir, Batı'ya hayranlık duyarlar. Aynı anda hem Castrocu, hem Fetullahçı olabilirler. Deniz Gezmiş ve Mustafa Kemal'i beraber severler. Batı nereyi gösterirse onu savunurlar. Terörden rahatsızdırlar, ama terör örgütlerine sempati duyarlar.

Denklemin bileşenleri üç aşağı beş yukarı bunlar... Aslında hiçbirinin diğerinden farkı yok. Tekrar edelim: Çok cephede savaşmıyoruz, tek cephede, birbirinden farklıymış gibi görünen, aynı merkezden üretilen ve aynı merkez tarafından kullanılan lejyonerlerle, ajanlarla, devşirmelerle, ruhunu satmışlarla, korkaklarla savaşıyoruz.

Bu savaşı kaybetmek, yılmak, yıkılmak, bezmek, ümitsizliğe, yeise kapılmak, hele hele fitne tuzağına düşmek sadece yenilmek değil, mutlak yok olmaktır, tarih sahnesinden silinmektir.

Çok acılar çektik, daha da çekebiliriz. Çok şehit verdik, daha da verebiliriz. Belki yoklukla, yoksullukla da imtihan edilebiliriz. Ama bilesiniz ki, vazgeçmek ya da boyun eğmek zilletle yitip gitmektir; ecdada hürmetsizlik, çocuklarımıza, torunlarımıza haksızlıktır.

Umudu yitirmek yok! Karamsarlık mı? Asla! Onlar vuracak, biz büyüyeceğiz, güçleneceğiz, kenetleneceğiz, karabasan gibi üzerlerine çöküyoruz, daha da çökeceğiz.

Allah'ın yardımı yakındır. Şehitlerimizin mekanı Cennet olsun, yolumuz nurlarıyla aydınlansın. Amin.

Yeni Şafak