Tavsiye Ettiğiniz Şapkalardan Kandil Çıktı...

Markar Esayan

 

Çözüm Süreci'nin ana mantığı silahların susması ve siyasetin konuşması idi. Hem hükümetin, hem de Newroz mektuplarında ortaya konan vizyon buydu. Hükümet üzerine düşeni yapacak, Kürt siyasi hareketlerine alan açacak, Kürt kimliği ve kültürüne eşit vatandaşlık üzerinden tanınma sağlayacak, inkâr bitecek, ekonomik olarak yalıtılmış Doğu ve Güneydoğu'ya biriken hizmet borçları ödenecek ve Kürt sorunu dediğimiz önemli meselemiz hal yoluna girecekti.

Tabii bu sürecin sorunsuz ilerleyeceği de düşünülmüyordu. PKK ve HDP'nin şiddeti bir mücadele biçimi olarak kanıksaması, daha da ötesi, Çözüm Süreci dâhil olmak üzere kazanımları şiddetin getirisi olarak görme alışkanlığı vardı. Marksist bir örgüt/hareket olarak şiddet kullanımı devrim/özgürlük için meşru bir yoldu.

Aynı zamanda bu hareket laikçiydi ve modern sonrası, post modern öncesi bir yerde asılı kalmıştı. Kimliklerin, etnisitelerin melezleşmesi, ötekilerle müzakere üzerinden çözümler yaratılması uzaylı muamelesi görüyordu. Hele işbirliği yapılması gereken siyasi güç siyasal İslâmcılıktan gelen dindar bir parti olup, bir de devlete güvensizlikle birleşince, geçişin biraz zamana muhtaç olduğu ortadaydı. Ve aslında bunu herkes de göze almıştı.

Öcalan'ın devletle çözüm için anlaştığı eşit vatandaşlığa dayalı demokratik Türkiye vizyonu, başından beri ne PKK'nın, ne de HDP'nin aklına yattı. Aslında 2007 yılından beri Kürt siyasetinin inisiyatif alarak, temsilde Kandil'in yerini alması yönünde hiçbir engel yoktu. Kürt kimliğine dönük yasal düzenlemeler, reformlar, ekonomik iyileştirmeler HDP ve PKK'ya rağmen hükümet tarafından siyasi irade zoruyla yapıldı.

HDP'nin bu isteksizliği, demokrasi ve çözüm stratejisi retorik düzeyde şişirilerek gizlendi. AK Parti/Erdoğan karşıtlığı bu yönde muazzam bir lüks sağladı. Sorun bu noktadayken, Rojava konusu “imdada” yetişti. PKK/HDP'nin ideolojik olarak siyasal uzlaşmaya ve dindar Türklerle birlikte yeni bir ülke kurmaya dönük uyumsuzluğunu Rojava'dan yetişen milliyetçilik rüzgarları perdeledi. Çözüm Süreci milliyetçiliğin panzehiri olduğu için, doğrudan bu hareketin hedefinde oldu.

Kürt siyasi hareketi, Rojava'da altın devrini yaşayan Kürt milliyetçiliği ile Çözüm Süreci'nden yalıtıldı. Orhan Miroğlu'nun dünkü yazısında tesbit ettiği üzere, “Kürt siyasi tabanı, bu reformlara karşı nötr hale getirildi, hatta bu reformların 'gerçek çözümü' zorlaştırdığına dair bir kanaat bile aynı taban içinde bugün çok güçlü bir kanaat olarak yaşıyor”du.

PKK ve HDP, Suriye'deki savaşı Türkiye'ye taşıyarak Öcalan'ı aktör olmaktan çıkardı. Diğer aktör olan Erdoğan ve AK Parti hükümetini de “IŞİD'ci” ilan ederek Çözüm Süreci'nin iki bileşeni boşa çıkartılmak istendi.

AK Parti yönünden kısmen, Öcalan yönünden ise tamamen başarılı olundu. Nitekim yüzde 13 oyun yükünü iyice hisseden HDP, silah bırakma çağrıları karşısında topu yine taca atmış, “muhatap Öcalan'dır” demişti. Oysa KCK aynı gün “HDP, PKK'nin yasal partisi değildir. Dolayısıyla silah bırakma çağrısını HDP yapamayacağı gibi, İmralı koşullarında bulunan Öcalan’ın da böyle bir çağrıyı yapması mümkün değildir.” diye gerçek durumu ortaya koyuyordu.

Geldiğimiz noktada, Kandil ve silahın gücü artmış, Bayık veya Karasu'nun bir ihtarıyla vaziyet alan bir Kürt CHP'si Meclis'e 80 sandalye ile girmiştir. Bizim karşı çıktığımız HDP'nin Meclis'e girmesi değil, Meclis'e girmeyi kime borçlu olacağıydı. Miroğlu'nun dediği gibi “HDP'yi güçlendirmek isteyenler, farkında olsunlar veya olmasınlar, aslında Kandil'in Türkiye, Irak, Suriye ve İran'daki iktidar alanını güçlendirmiş oldular.”

Şimdi bu konu için kefenini giyenlere ve her türlü ihanete uğrayanlara şapka tavsiye etmek yerine, güçlü bir çığ olarak hepimizin üzerine düşmek üzere olan bu meseleye HDP, CHP ve MHP'si olarak ortak çözüm üretmemiz gerekiyor. Çünkü Kandil'in oyun planına HDP üzerinden tüm bu partiler, onların arkasındaki Beyaz Türkler, ulusalcılar, muhafazakâr Kürtler, solcular dâhil oldu. AK Parti nefreti yüzünden cin şişeden çıkartıldı.

PKK sorunu artık bir uluslararası mesele ve burada oyun kuran akla hizmet eden muhalefet partilerinin, onların sosyal kesimlerinin Tel Abyad'daki gelişmelerin rastlantı olmadığını, Suriye ve Türkiye'deki PKK/şiddet lehine gelişen sürecin ülkeye nasıl sirayet edeceğini görerek, bölünme veya doksanlı yıllara sürüklenme riskini ortadan kaldıracak barışçı, hassas, demokratik siyaseti AK Parti ile birlikte üretmeleri gerekiyor.

Yüzde 13 oy, Kandil ve üst akla ait olduğu için, HDP'nin tavrının değişmeyeceği öngörülebilir. Nitekim, “Silah bırakma çağrısı yap” baskısını bertaraf etmek isteyen Demirtaş topu önce Öcalan'a attı. Ama onun aktör olmadığı bir durumda, ortaya çıkacak zor durumun kendilerini sıkıştırmaması için Diyarbakır'a koşarak “IŞİD eşittir AK Parti” söylemini daha da ileri taşıdı. Bunu gelmekte olan sertleşme ortamını Türkiye'deki IŞİD'den (AK Parti/Erdoğan) kurtulma süreci olarak meşruiyet kazandırma veya sorumluluktan kaçma hazırlıkları gibi gözükmekte bu tavır.

Bu durumun doğrudan sorumlusu olan CHP, HDP ve MHP, toplarını alıp “bizim kırmızı çizgilerimiz var” deyip gidemezler. Bütün gerçek kırmızı çizgileri siyasi hırsları nedeniyle çoktan geçtiler.

Şimdi toparlanma vakti.

Yeni Şafak