Program Zekeriya Aslan tarafından okunan Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Şehadet içerikli bir slayt gösteriminin yapıldığı program Tatvan Özgür-Der başkanı Metin Ava’nın Şubat ayı şehitler ayı hatırlatmasını içeren konuşması ile devam etti.
Metin Ava konuşmasında; “Bugün burada sadece bir seminer için değil, Şehadet bilincimizi tazelemek için bir araya geldik. Özgürlüğün gerçek anlamını yeniden düşünmek için toplandık. Direnişin, sabrın ve iman uğruna bedel ödemenin adıdır şubat. Allah’ım Şehadet yolunda yürüyen kullarının izinden ayrılmamayı nasip eylesin.Bu din; konfor dini değil. Nice mümin; zindanı seçti ama zilleti seçmedi… Ölümü göze aldı ama inancını satmadı. Çünkü biliyorlardı gerçek özgürlük; Allah’tan başkasına boyun eğmemektir. Şehitler bizim geçmişimiz değil, yol haritamızdır. ‘Zincirler bedenimi bağlayabilir ama imanımı asla. Biz ölümü değil; zilleti reddettik. ‘ Şehadet bir son değil. Bir başlangıçtır. Bugün özgürlük çok konuşuluyor… Ama çoğu zaman yanlış tanımlanıyor. Müslüman için özgürlük; Nefsine köle olmamak… Korkulara teslim olmamak… Sadece Allah’a kul olmaktır.” dedi.
İnsanın yaşarken ortaya koyduğu pratiğin, amellerin, davranışların kendisinden sonra da anlamını göz önünde bulunduran Müslüman salih amel perspektifinin anlamlı bir örneği olarak konferansın verildiği mekanın ismini hatırlatan Musa Üzer, rahmetli Ersin Sönmezler’in hayatını ortaya koyarken ki aidiyet, ihlas ve mücahedenin sadakay-ı cariye düşüncesiyle kendisinden sonra da hayırlı amelleri ortaya çıkardığını belirterek dua ve rahmet niyazında bulundu.
Musa Üzer, özgürlük meselesinin öncelikle insanın yaratılışı, ontolojik bağlamda ele alınması gerektiğini belirterek varlık alemi ve bunun içinde insanın konumunu ele alarak konuya giriş yaparken bütün yaratılmışların özgürlük kimliğini değerlendirdi. Bu bağlamda Rabbu'l Alemin'in alemin sayısız nimetlerle donatılarak oradaki tüm canlı ve cansız varlıklarıyla ilahi plan gereği insana müsahhar, amade kılındığını ve mahlukattaki her bir canlı-cansız varlığın sünnetullah gereği Allah'a karşı müthiş bir teslimiyet içerisinde olduğunu söyledi. Bu kaidenin dışında sadece insanın yer aldığını belirten Üzer, insandan beklenenin de kendisine biçilen misyon gereği kulluk bilinciyle dünya hayatını ebedi görmeden ondan istifade etmek, onu ıslah edip imarına çalışmak ve Allah'a teslimiyet temelinde ebedi yurt olan ahiret bilinciyle hareket etmek ve şükretmek olduğunu kaydetti.
Varlık âleminde kendisine biçilen bu muazzam misyona rağmen insanın yine de kesintisiz bir biçimde bağımlılık ilişkisiyle köleleştiğini hatırlatan Musa Üzer, iman etmenin gerçek bir özgürlük sağladığını vurgulayarak bunun insanda meydana getirdiği gerçek huzura değindi. İnsanın bütün isyan, kölelik ve küfür sürecine rağmen sonsuz rahmetiyle insanı bırakmayan Rabbu’l Alemin’in gönderdiği vahiyle insanın özgürleşme sürecini gerçekleştirmesinin yolunu hatırlatırken nübüvvet geleneğiyle bunun nasıl olması gerektiğinin pratik örnekliği gösterilmekte olduğunu vurguladı.
İnsanın tarihsel süreçte iman hakikati dışında yanlış tutku ve prangalara teslim olarak inşa ettiği asabiye kültürü ile bu kölelik düzenine uymada ısrar ettiğini vurgulayan Üzer, gerçek bir özgürlüğün anlamı olan iman etmenin her boyutuyla bu asabiyeyi red etmekle gerçekleşeceğini Hz. Peygamber’in eşsiz siyeri ve sahabenin örnek yaşamlarından aktarımlarla bunun nasıl gerçekleşeceğini aktardı.
Kölelik ve tutsaklığı sahte bir özgürlük anlayışıyla insanın hayatını kuşatarak inşa eden modern, post modern dünyanın inşası ve tezahürünü ele alan Musa Üzer, Müslüman zihin, akıl, kalp, ahlak, amel üzerindeki kuşatıcılığına değinerek bunun iman ve özgürlük denkleminde meydana getirdiği derin yarılmaları ele aldı. Üzer, hâkim paradigmanın en büyük başarısı olarak insanda oluşturduğu özgürlük tutkusuna ilaveten geride kalmama çabasının, çağa yetişme tutkusunun yer aldığına işaret etti. Müslümanların bu konudaki zaaf ve sorumluluklarına da değinen Üzer, “Neden yaratıldığını en iyi bilen, kendisinin farkında olan, sorumluluğunu müdrik yegâne varlık olan, bütün bir mevcudata karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gereken Müslüman, yeryüzünün halifesi olarak hayatı değiştirmeye çalışması gereken insandır. Teorize edilmiş modern hayatın bütün üniteleri bizi kuşatmaya çalışırken ne yazık ki bizler de o hayata en az diğerleri kadar katılmaya çalışıyoruz. Yapmamız gereken en temel şey önce bu hayatın ne olduğunu sorgulamak.” dedi.
İnsanın kim olduğunu ve ne, nasıl olması gerektiğinin cevabını verme iddiasındaki bu süreçlerin ürünü ulus kimlik meselesinin de insanın gerçek özgürlüğünün önündeki en büyük engel olduğunu belirterek yaşanılan güncel örnekler üzerinden bu durumun Müslüman üzerindeki etkisini hatırlattı. Milliyetçi cahiliyenin farklı düşünmeyi neredeyse imkansız kılan kuşatıcı kimlik yönünü izah eden Musa Üzer, köleleşmenin kimliksel düzlemde gerçekleşme süreçlerini aktardı.
Cahiliyenin çok yönlü kuşatıcılığı ve köleleştirmesine vahye tam teslimiyet içerisinde olmuş bir Müslüman’ın Hz. Peygamber’in izinden giden bir yaşam ısrarının ve rükû edenlerle birlikte rükû eden bilinçli bir cemaat olma ilişkisi içerisinde olmanın gerçek özgürlüğü yakalama noktasında önemli bir zemin olduğunu belirten Üzer, bütün bir insanlığın ihtiyacı olan gerçek özgürleşme için bunun şart olduğunu vurguladı.