Tarihi anlamaya çalışırken, komiklikleri nasıl izah etmeli?

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Pazar günleri, muhterem okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında yaptığımız bir Hasbihal'e daha hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz..

*Ankara'dan 'dan T. Biçer isimli ve lise mezunu olduğunu söyleyen okuyucu diyor ki: 'Ben son 100 yıldır, 'devrim, inkılab, vs.' filan diye anılan veya yapılanları okul hayatımda dinlerken, o konuda eleştiri yapan arkadaşların tavırlarını, bilgisizliklerine bağlıyordum.. Şimdi ise, yapılan nice uygulamalar konusunda, bir takım konuların konuşulmasının netâmeli olduğunu görüyorum.. Çünkü, 'şapka giymedi' diye idâm edilmiş insanların olduğu yaşanmış gerçekten de.. Hem de pek çok... Bunlardan en meşhuru ise, İskilipli Âtıf Efendi imiş. Ve ben onun, sırf 'şapka giymedi' asılarak öldürüldüğüne inanmak istemedim uzun zaman, ama, okuduklarımdan anlıyorum ki, nice insanların sadece ve sırf şapka giymedikleri için idam edildiği bir trajik-komik bir dönemden geçmişiz ve bu konular hâlâ da konuşulamıyor.. Olacak şey değil..

--Evet, bu okuyucunun bahsettiği konu, geçen hafta aynen yaşandı ve hazırlanan, filan devrimlerin tartışılmasının olamayacağı'na dair bir kanun düzenlemesi yapılırken, kanun düzenlemesine öyle bir not da eklenmiş, gazetelere de yansıdı; neyse ki, birilerinin işgüzarlıkla devreye soktuğu o ifadenin, bu konuda hassas bazı m. vekillerinin müdahalesiyle hemen çıkarıldığı da görüldü.. Ama, demek oluyor ki, en ufak bir dikkatsizliği fırsata çevirmek isteyecek olanlar çıkabilecektir..

*Trabzon'dan Yaşar Temel diyor ki: 'Hürmüz Boğazı üzerindeki tartışmalarda siz muğlak davrandınız.. Hürmüz Boğazı'na 'Uluslararası su yolu' diyen Amerika ve diğerleri haklı değiller mi? Hürmüz Boğazı, İran'ın sayılabilir mi?'

--Evet, o konuda açık bir şey demedim.. Çünkü, geleceği düşünmeden söylenecek sözler, ileride bağlayıcı olabilir..

Meselâ, İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın statüsüne de 'uluslararası su yolları' denilmesini kabul edebilir misiniz? Ya da, o konuda ululararası su yolları lafını gelişigüzel kullanan Amerikan emperyalizmi, meselâ New York Körfezi'ne girişi de , kontrolsüz ve tamamen serbest sayabilir mi?

Bu gibi konularda, Trump, 'Kuralı güçlüler koyar..' demiyor mu?

*Amerika'dan Rahmi Ergin isimli okuyucu Amerikan medyasında son olarak yaygın şekilde yer alan bir haber uygulamasından haber veriyor. Buna göre, ABD'de Soğuk Savaş yıllarında yürütülen bir uygulamada CIA'nın yıllardır gizli zihin kontrolü programı uygulamasının belgeleri medyaya yansımış ve kişilerin direncini kırmak ve itirafa zorlamak amacıyla yürütülen denemeler, uyuşturucu, hipnoz, psikolojik baskı ve habersiz yapılan insan denemeleri açığa çıkmış.. Bu programda zihin üzerinde etkili LSD gibi maddeler, hipnoz, psikolojik baskı, izolasyon gibi yöntemlerin, insanların bilgisi ve kabulü olmadan yapıldığı biliniyor. Ve habersiz testlerle ilgili etik kaygılar öteden beri tartışılıyor, dünyada..

-Bu yeni bir durum değil muhterem okuyucumuz.. Belki, bazı belgeler, Amerikan iç medyasına yeni yansımıştır.. Dış dünyada ise, bu konuya dair gizli çalışmaların yapıldığı, dünya efkâr-ı umûmiyesinden belgeli ilginç açıklamalar 30 yıl öncelerden beri biliniyor..

Bu gibi programlarda, mahkûmlar, psikiyatri hastaları, uyuşturucu bağımlıları ve askerlerin ve sıradan Amerikan vatandaşlarının gizlice kullanıldığı tartışılırken, bu yönde Amerikan istihbarat kurumlarının yalnız olmadığına da dikkat çekiliyor.. Amerikan Kongresi'ndeki Tennessee Temsilcisi Tim Burchett , geçmişte insanların kaçırıldığını, zihin değiştirici maddelerle denemelere tâbi tutulduğunu ve sonra da programın inkâr edildiğini açıkladı.

*Ankara'dan Sabri Taşçıoğlu isimli okuyucu diyor ki: İran - Amerika arasında geçen ay, bir sürtüşme oldu ve İsrail ve ABD, İran'a ortaklaşa saldırdı ve hava bombardımanı yaptılar, 12 gün boyunca.. Sonra da Amerikan kaynakları 'Kazandık, zafer kazandık!' dediler. İran ise, direndiğini söylüyor.. Ama, anlamadık; Amerikan tarafı kazandık diyor, karşı taraf ise, tam bilmiyoruz.. diyor.

Direndik diyen İran tarafı ise , iddiasında ısrar ediyor. Amerikan Kongresi'nde Trump'ı, gerçeği niye gizliyorsun diye ağır şekilde suçlayanlar temsilciler var.., İran, evet saldırıya uğradı, ama, tarafların hep kazanan taraf olarak kendilerini gösterdikleri bilinen bir durumdur ve bu yadırganmamalı da.. En güç durumda olan bir taraf bile, teslim olmadıkça direnir ve kazanıyor nutukları atar..

Trump'ın , İran'ın hava kuvvetlerini , hava alanlarını, bütün askerî merkezlerini, donanmalarını tamamen yok ettik; 159 tane gemilerini de denizin dibine gönderdik' iddialar devam ediyor.. .

Ama, Trump'ın, "ortada açık bir Amerikan fiyaskosu varken bunu zafer gibi sunmaya çalıştığı' Amerikan Kongresi'nde sık sık tartışılıyor..

*

--Evet, bu okuyucu kardeşimizin değerlendirmeleri böyle.. Ama, Amerikan cebhesinde daha başka ilginç gelişmeler de oluyor, Trump'la ilgili.. Şöyle ki, ABD Kongresi'nin etkili isimlerinden Lindsey Graham, Nobel Barış Ödülü'nün adının, Trump'ın Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmesi halinde Nobel Barış Ödülü'nün Trump Ödülü olarak değiştirilmesi gerektiğini söyledi, evvelki gün..

*Diyarbekir'den bir okuyucu da Dr. Med. Mustafa Yılmaz'ın, 21 Mayıs tarihli ve 'Gönüllü serflik: Minimalizm illüzyonu altında küresel mülksüzleştirme' ilginç ve uzun bir makalesini göndermiş.. Birkaç paragrafından bazı bölümleri aktaralım:

'İnsanlık tarihi boyunca mülksüzleştirme, kılıç zoruyla ya da açık sömürgecilikle gerçekleştirilen cebri bir süreçti; yirmi birinci yüzyılda ise bu süreç, rızayla üreten estetik bir illüzyonla, bir nevi "gönüllü kölelik" mekanizmasıyla yürütülmektedir. Bugün geniş kitlelerin mülkiyet hakkı ellerinden alınırken, bu trajik kayıp topluma bir "özgürleşme, hafifleme ve minimalizm" hikayesi olarak sunulmaktadır. (...) Modern kapitalizm, yapısal krizlerini aşmak ve sermaye birikimini sürdürmek için tarihinin en sinsi mülksüzleştirme dalgalarını devreye sokmaktadır. Orta ve alt sınıflar için konut ve arsa fiyatlarının erişilemez hale gelmesi, yapısal bir çaresizliği doğurmuş; küresel sermaye ise bu çaresizliği romantize ederek yeniden paketlemiştir.

Küresel kapitalizmin bu acımasız mülksüzleştirme politikalarına karşı, İslam düşünce dünyasının geliştirdiği köklü ahlâkî-iktisadî esaslar en güçlü direnç hattını ve çıkış yolunu sunmaktadır. İslam iktisadının temeli olan "Mülkün mutlak sahibi Allah'tır ve servet içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç haline gelmemelidir" (Haşr, 7) ilkesi, bugünün finansal tekelleşmesine karşı duran en büyük adalet manifestosudur.

(...) İslam fıkhında su, mera ve ateş gibi hayatî kaynakların (müştereklerin) özelleştirilerek tekelleştirilmesinin yasaklanması, mülkiyetin şirketlere devredildiği çağdaş feodalizme karşı, toprağın ve barınmanın bir rant aracı değil, insani birer "emanet" olduğunu hatırlatır.

"Kapitalizm yalnızca emek gücünü sömürmez; aynı zamanda insanların yaşama alanlarını, geçim araçlarını, topraklarını, toplumsal bağlarını sistematik biçimde mülksüzleştirir. Bu mülksüzleştirme; savaşlar, neoliberal yeniden yapılanmalar, borç rejimleri, tarımın tasfiyesi, özelleştirmeler ve iklim krizleri aracılığıyla küresel ölçekte işler. Göç, bu süreçlerin "yan ürünü" değil, zorunlu sonucudur."

Aynı kamusal korumacılık, 'beka meselesi' haline gelen tarım arazileri için de acilen uygulanmalıdır. Hükümetler, birinci sınıf tarım topraklarının hobi bahçesi adı altında bölünerek vasıfsızlaştırılmasına veya küresel sermayenin eline geçmesine izin veren yasal boşlukları derhal kapatmalıdır. Yerel çiftçiyi küresel şirketlerin ve tohum tekellerinin insafına bırakmayan doğrudan destekler artırılmalı, tarım arazilerinin yerli ya da yabancı holdinglere satışı tamamen yasaklanmalıdır. Toprağın mülkiyetini ve denetimini halkın elinde tutacak yapısal reformlar yapılmalı, gıda egemenliği ulusal egemenliğin bir parçası olarak güvence altına alınmalıdır.'

*

--Sivas'tan Mahir Tırpancı isimli okuyucu da; 'Yazılarınızda, siyasî partiler arası ağız dalaşlarına değinmiyor, yer vermiyorsunuz ve bu durum dikkatimiz çekiyor.. Ama, Kılıçdaroğlu'nun, ÖÖ'nün yerine geçmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?' diyor. Bazan mutlaka değinilmesi gereken konulardan da uzak duruyorsunuz..' diyor.

-- Siyaseti iddia ve hattâ sataşma yarışı halinde getirenlerin sözleri, polemik sevenler için medyada zaten yeteri kadar yer alıyor.. Okuyucuya aktarılmasında önemli bir nokta görüldüğünde onlara değinildiği de esasen ortadadır.