Taraf Olma Sorumluluğu

BENGİN BOTİ

bengin_boti@hotmail.com

İlginç zamanlardan geçiyoruz. Özellikle mağdurların ve ötekileştirenlerin çok bariz bir şekilde anlayabileceği, çok derinlerinde hissedebileceği ciddi söylemlerle karşı karşıyayız. Sistem, belki de tarihinde ilk defa kendisiyle hesaplaşmaya kalkışıyor. Ergenekon örgütünü tasfiye süreci, Kürt hak ve özgürlüklerine yönelik yapılan resmi açıklamalar, kronikleşen ulus devlet ürünü sorunlara karşı geliştirilen tavırlar, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağına dair güçlü bir his uyandırıyor. Bugüne kadar edinilen tecrübelerden yola çıkarak, tatlı söylemlerin akabinde yeni acılar yaşayabileceğimizi, bu yüzden de çabuk karar vermemek gerektiğini düşünmek, insanı yeniden moral bozukluğuna yönlendiriyor olsa da, gene de inanmak isteyen yoğun bir duygu seline kapılıyoruz.

Bu süreç, herkesin gerçek niyetini ortaya koyması, son kertede nasıl davranacağının ipuçlarını vermesi açısından da önemlidir. Hükümetin sorunlarla yüzleşmek istemesi, sözü en basitiyle söyleyerek samimi olduğunu göstermesi bu anlamda takdire şayandır. Bu tavır, muhataplarını zor durumda bırakıyor. Bugüne kadar söylemleriyle eylemleri bir tutmayan sözüm ona özgürlükçü çevreleri tercihlerini netleştirmeye zorluyor.  Şu noktadan sonra hiç kimse, özgürlükçü görünüp perde arkasında zalimleri alkışlayamayacaktır. Herkes yedeğindekileri dökmek, tarafını belli etmek durumundadır. Mevcut hükümet her çevreyi safını belli etmeye zorluyor. Bu, üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır.

Ben şahsen, bu sürecin nihai çözümü getirmesini beklemiyor olsam da, açacağı her alanın akan kanın durmasına, temel insani hakların iade edilmesine, yeni ve daha güçlü hamlelerin önünü açmasına katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bu noktada Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinde samimi olduğuna, bu samimiyetin ilk baştan beri devam ettiğine inanıyorum. Zaman zaman söylemlerinde ortaya çıkan iniş çıkışların, politikanın kimlikleri omurgasızlaştıran yapısının bir sonucu olduğunu, iç dünyasının genel itibariyle doğruya, hakka, iyi olana taraf olduğunu düşünüyorum. Etrafında ya da sistemin diğer noktalarında yer alan kimi aktörlerin rüzgâra göre yön değiştirmelerinin ise bu hamleyi etkisiz kılamayacağını umuyorum.

İşin gerçeği, bu süreç sadece Kürtlerin hakları açısından değil, sistemin eleştirilebilirliği açısından da önemlidir. Eğer bu süreç başarıya ulaşırsa, sistemin yüzyıllık geçmişi sadece entellektüel ortamlarda değil, halk meclislerinde de sorgulanabilecektir. Sistemin sahte kutsalları, sahte kahramanları hak etmedikleri makamları işgal edemeyecek artık. Yapay “kırmızıçizgilerin” arkasına saklanarak her türlü çirkinliği yapanlar artık gizlenemeyecektir. Bu hamle başarıya ulaşırsa, sadece Kürtler değil, bütün ötekileştirilenler rahat bir nefes alacak. Hiç kimse bu hassas noktayı bahane ederek tahtını yüceltemeyecek. Hiç kimse pimi çekilmiş bombaları, bıyığı henüz terlemiş çocukların elinde patlatamayacak. Hiç kimse Ceylan gözlü kız çocukların vücutlarını paramparça ederken gizlenemeyecek, hesaptan kaçamayacaktır. Hiç kimse sahte kutsallarının arkasında cinayetler işleyemeyecek, canileşirken kahraman ilan edilemeyecek.

Bu anlamda kazanılabilecek bir mevzi küçük görülmemelidir. Topyekun bir değişimin adayı olmak, bu tür kazanımların göz ardı edilmesini gerektirmiyor. Şu durumda başka bir alternatiften bahsetmek zaten mümkün görünmüyor. Çünkü; alternatif olması beklenen kesimlerin hiç birinden kayda değer bir tepki gelmiyor. Bu ülkede İslami hassasiyeti olan çevreler, Tevhidi, Nassları merkez alan, Hakk’ın hâkimiyetini önceleyen muhalif bir yapı oluşturmayı başaramadılar. Bu ülkede Kürtler de alternatif, ayakları yere basan, Kürt halkının öz değerlerini, inançlarını, hassasiyetlerini göz önünde bulunduran, kuşatıcı bir hareket ortaya çıkarmayı başaramadılar. Hakeza bu ülkede İslamı yaşam tarzı kabul eden ve nispeten bağımsız hareket eden Kürtler de, sorunu bütün yönleriyle algılayan, kendine güvenen, özgün, kendi şartlarını göz önünde bulunduran alternatif olma donanımına sahip bir söylem ve eylem bütünlüğü oluşturmayı başaramadılar. En azından şimdilik bu anlamda bir oluşumdan söz etmek mümkün değildir.

Bu durumda sistem içi yumuşatma, kanal açma çabalarına burun kıvırmanın, tepeden bakmanın, bu topraklarda hayatı kolaylaştırma,  toplumsal gerilimi azaltma noktasında bir katkısı olmayacağı ortadadır. Kısa vadeli de olsa bir çözüm çabasını desteklemek erdemlilik adına, insanîlik adına elzemdir. Genel hatları henüz belli olmasa da yapılacak bir çalışma, genel itibariyle ilkesel olarak desteklenmelidir. Vicdanı olan herkesin, yüreği olan herkesin, acıları derinlerde hisseden herkesin bu sürece olumlu katkı sunması gerekir. Akan kanın durması, acıların dinmesi yaraların sarılması için bu gereklidir. Silahların susması, cansız bedenlerin istismar edilmesinin engellenmesi için bu gereklidir. Konuşabilmemiz için, birbirimize kendimizi anlatabilmemiz için, önyargılardan kurtularak olayları sağlıklı yorumlayabilmemiz için bu gereklidir.

Gündemimizi, enerjimizi, duygularımızı işgal eden bu sorunların hiçbirinin İslam nezdinde anlamlı olmadığını, İslamın nefes alıp verdiği topraklarda bugün konuştuğumuz sorunların hiçbirinin hayat hakkı bulamayacağını, İslam literatüründe, bu tür yapay sorunların hiç birinin yerinin olmadığını elbette ki biliyoruz. İslami hassasiyetlerin merkeze alındığı bir dünyada, aziz İslam’ın bu tür sıkıntılara fırsat vermeyeceği ortadadır. Ancak bu gerçeklik, İslami yaşam tarzı hâkim olmadan bu sorunların çözümü için gösterilen çabalara destek olunamayacağı anlamı taşımamaktadır.

İslamı hayatın merkezine alarak İslami perspektifle hareket etme çabası ile mevcut şartların daha insani bir noktaya taşınması için çabalamak birbirine aykırı şeyler değildir. İslam sonralarda yaşanacak bir yaşam tarzı değildir. Karşılaşılan bir sorunun çözümü yada en azından hafifletilmesi için yapılan girişimleri desteklemek, İslamın hedefledikleriyle paralel bir çabadır. Bu tür çabalara destek vermek İslami sorumluluğun bir gereğidir.