Talut Kıssasının ’Tabut/Ahit Sandığı’ Öğesi ve Tarihselliği

CENGİZ DUMAN

Giriş:

Rıza Bozdağ’ın, İktibas dergisi, Kayseri Lokalindeki; “Yahudilik Tarihi” başlıklı konferansının, Abdi Keçeli tarafından haberleştirilen metninin 24. ve 25. şıkkında şu tespitlere yer verilmektedir: “Mukaddes topraklara yerleşen İsrâiloğullarının başına musallat olan en büyük belâ, Amâlika kavmi idi. Bu zalim ve zorba kavim sık sık İsrâiloğullarına saldırılar düzenleyerek onlara tacizde bulunuyorlardı. Bir seferinde, Tih sahrasından beri yanlarında taşıdıkları ve içinde bazı kutsal eşyaları sakladıkları “Kutsal Ahid Sandığı” Amâlikalılar tarafından çalındı. İsrâiloğulları başlarındaki peygamberlerine müracaat ederek Amalika kavmine karşı yapılacak savaş için Allah’tan bir komutan istediler.“1

Öncelikle Amalika kavmi tarafından çalındığı ileri sürülen ve İsrailoğullarınca ‘Ahid sandığı’ Kur’an tarafından ‘Tabut’ olarak tesmiye edilen bu kutsal eşyanın, İsrailoğulları kültüründeki yeri ve önemini doğru olarak idrak etmemiz gerekmektedir.

Daha sonra bu kutsal eşyayı, İsrailoğullarının elinden, savaşarak zorla alıp bilahare bir müddet sonra geri iade etmek zorunda kalan kavmin menşei hakkında sahih bir metodoloji dahilinde izahlarda bulunmamız doğru olacaktır.

Tevrat ve İsrailoğulları açısından ‘Ahid Sandığı’nın tarihselliği ve önemi:

“İbranice’de sandık “Tebah” ve “Aron” kelimeleriyle ifade edilmektedir. Her iki kelimenin de manası, “kutu-sandık” veya “banka-sandık”tır.”2 “Ahid Sandığı şeklinde bir tamlama olarak İbranice’de “Aron ha Berit” veya “Aron ha Kodeş” olarak bilinir.”3

‘Ahid Sandığı’ imalatı, Cenabı Hakk tarafından, Hz. Musa ve İsrailoğullarından istenen bir objedir. Tevrat’ın ilk beş kitabı olan Tora’da buna dair şu anlatımları bulmaktayız. “Rab Musa'ya şöyle dedi: (…) Meskeni ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın. "Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın koşullarını belirten taş levhaları sana vereceğim. Onları sandığın içine koy. "Saf altından bir bağışlanma kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap. Keruvlar'dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. Seninle orada, Levha Sandığı'nın üstündeki Keruvlar4 arasında, kapağın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”5

Yapımı, Cenabı Hakk tarafından, Hz. Musa’ya emredilen ‘Ahid Sandığı’ içerisine, Hz. Musa’ya Tur’da verilen on emrin yazılı olduğu levhalar haricinde süreç içerisinde başka kutsal eşyalar da konulmuştur. Bunlardan biri İsrailoğullarına Mısır çıkışı sonrası çölde6 Cenabı Hakk tarafından sunulan Mann7 adı verilen bir mucize bir yiyecektir. Tevrat’ta bu husus şöyle arz edilir: “Rab'bin Musa'ya buyurduğu gibi Harun, ‘man’ı saklanmak üzere Antlaşma Levhaları'nın önüne koydu.”8 Kur’an-ı Kerim’de ise buna; “….ve enzelnâ aleyhimul menne ves selvâ, kulû min tayyibâti mâ rezaknâkum / onlara menne/kudret helvası (…..)  indirdik. (Onlara dedik ki) "Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yeyin…”9 şeklinde temas edilmektedir.

Bir diğer kutsal eşya ise Harun (a.s)’un değneğidir. “Ertesi gün Musa ‘Ahit Sandığı’nın bulunduğu çadıra girdi. Baktı, Levi oymağını temsil eden Harun'un değneği filiz vermiş, tomurcuklanıp çiçek açmış, badem yetiştirmiş. Musa bütün değnekleri Rab'bin önünden çıkarıp İsrail halkına gösterdi. Halk değneklere baktı, her biri kendi değneğini aldı. Rab Musa'ya, "Başkaldıranlara bir uyarı olsun diye Harun'un değneğini saklanmak üzere Levha Sandığı'nın önüne koy" dedi, "Onların benden yakınmalarına son vereceksin; öyle ki, ölmesinler." Musa Rab'bin buyruğu uyarınca davrandı.”10

İçerisindeki kutsal eşyalarla birlikte daha büyük bir kutsallık kazanan ‘Ahid Sandığı’nın taşınması ve saklanması da kutsallık kazanmıştır. ‘Ahid Sandığı’; yapımı yine Cenabı Hakk tarafından emredilen ‘Buluşma çadırı’ veya ‘Mesken/Toplanma çadırı’11 adı verilen kutsal bir çadır içerisinde saklanmaktaydı. “Rab Musa'ya şöyle dedi: "Konutu12, yani Toplanma Çadırı'nı birinci ayın ilk günü kur. ‘Ahit Sandığı’nı oraya getirip perdeyle gizle.”13

Kutsal ‘Toplanma Çadırı’ içerisinde muhafaza edilen ‘Ahid Sandığı’na her kes yaklaşamaz, el süremez ve onu taşıyamazlardı. “Ahit Sandığı’nın korunması ve taşınması görevi Kohat soyundan gelen Levililere verilmiştir.”14 Tevrat bu olguya şöyle değinir: “Sen ve oğulların Levha Sandığı'nın bulunduğu çadırın önünde hizmet ederken, atanız Levi'nin oymağından kardeşlerinizin de size katılıp yardım etmelerini sağlayın. Senin sorumluluğun altında çadırda hizmet etsinler. Ancak, siz de onlar da ölmeyesiniz diye Kutsal Yer'in eşyalarına ya da sunağa yaklaşmasınlar. Seninle çalışacak ve Toplanma Çadırı'yla ilgili bütün hizmetlerden sorumlu olacaklar. Levililer dışında hiç kimse bulunduğunuz yere yaklaşmayacak. "Bundan sonra İsrail halkına öfkelenmemem için Kutsal Yer'in ve sunağın hizmetinden sizler sorumlu olacaksınız. Ben İsrailliler arasından Levili kardeşlerinizi size bir armağan olarak seçtim. Toplanma Çadırı'yla ilgili hizmeti yapmaları için onlar bana adanmıştır.”15

İsrailoğullarının, Mısır’dan Çıkış/Hicretlerinden itibaren yapımı Cenabı Hakk tarafından emredilen ve statüsü oluşturulan ‘Ahid Sandığı’ zamanla İsrailoğulları açısından öyle kutsal hale getirilmiştir ki, neredeyse Allah’ın varlığı ile ‘Ahid sandığı’ eşdeğer hale getirilmiştir. Bulundukları her yere taşınan hatta savaşlarda manevî kuvvet açısından büyük önem arz etmekteydi. “Savaşa gittiklerinde, onu eller üzerinde en önde taşıyorlar ve onun sayesinde düşmanlarına karşı zafer kazanmak istiyorlardı. Düşmanla çarpışırken, melekler onu askerin üstünde taşıyorlardı. Onlar bu sandukadan bir ses işittikleri zaman, muzaffer olacaklarını kesin olarak anlıyorlardı.”16

Gasp edildiği ana kadar İsrailoğulları ile ‘Ahid Sandığı’ hep birlikte olmuşlardır. ‘Ahid Sandığı’ ilk defa ‘Arz-ı Mev’ud/vadedilmiş Topraklar‘ üzerinde onların elinden alınmıştır. Mevdudi bu hususta şöyle yorum yapar: “Rabbin Tabut'u(Ahid Sandığı) İsrailoğulları'nın yaptığı bir savaşta Filistîlilerin eline geçti. İsrailoğulları cesaretlerini kaybetmişlerdi: "Tabut'un elden çıkmasıyla İsrailoğulları'nın şerefi kayboldu" diye bağırıyorlardı. Tabut yedi ay boyunca Filistîlerin elinde kaldı; fakat "Allah onlara büyük bir yük yüklediği" için Filistî şehirlerinde büyük bir panik başladı. Öyle ki: "İsrail Tanrısı'nın Tabut'u (sandık) bizde kalmamalı, çünkü O bize karşı çok acımasız" diye bağırmaya başladılar. Daha sonra Tabut'u İsrail'e geri göndermeye karar verdiler. "İki tane sığır alıp bir arabaya koştular. Ve sığırlar Beyt-Şemes yönüne doğru yol aldı. Arabada sürücü olmadığına göre, araba Allah tarafından tayin edilen melekler vasıtasıyla İsrail'e doğru götürülüyordu."17

Talut18 dönemi öncesinde yeniden İsrailoğullarının eline geçen ‘Tabut’, Hz. Davud’dan itibaren seyyar ‘Toplanma Çadırı’ndan, yerleşik mesken’19 içerisine yerleştirilmiştir20. Hz. Süleyman sonrası Krallar döneminde Nebukadnessar’ın21 Kudüs’ü ele geçirmesi ile birlikte kaybolmuştur. Ancak halen Yahudilerin inşa ettikleri Sinagog ve Havralarda yeri tahsisli olarak bu ritüel yaşatılmaktadır.

Kur’an’da ‘Ahid Sandığı’:

Buraya kadar Tevrat ve İsrailoğulları nezdinde ‘Ahid Sandığı’nı inceledik. Şimdi ise Kur’an ve Müslümanlar açısından ‘Ahid Sandığı’nın yeri ve önemini inceleyeceğiz.

“Yahudilerin tarihlerinde önemli bir yer tutan ‘Ahid Sandığı’na İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an ve Sahih Hadis kaynaklarından sadece Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde işaret edilmiştir. O da özgül farklılıklara rağmen Saul’u (Arapça’da: Talût) hatırlatan Bakara suresi 248. Ayetinde sandığa atıfla Tabut ismiyle değinilmiştir.”22 “Tabut sandık demektir.”23

Bakara suresindeki ayette ‘Ahid Sandığı’ndan şöyle bahsedilmektedir: “Ve kâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihî en ye’tiyekumut tâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum ve bakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ ve âlu hârûne tahmiluhul melâiketu), inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn / Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun ailesinin  bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alâmet vardır, dedi.”24

“Ayeti Kerime’de geçen Tabut’un, İsrailoğullarının kendisiyle bereketlendiği ‘Ahid Sandığı’nı kastettiği konusunda hiçbir ihtilaf yoktur ancak bunun mahiyeti, kökeni, içindekiler hakkında ihtilaf edilmiştir.”25

Kur’an Bakara suresi 248. Ayetiyle, içinde İsrailoğullarının en kutsalları olan Tevrat levhaları ve diğer kutsal birtakım eşyalarının bulunduğu “Ahit sandığı”nı tasdik etmektedir.

Razî, Tabut’un bahsedildiği bu ayetin yorumunda;  “Tabut, Musa (a.s)'nın içine Tevrat'ı koyduğu tahtadan bir sandıktır. İsra­iloğulları bu sandığı biliyorlardı.”26 der.

İbn-i Kesir: “İbn Cerîr der ki: “Bize İbn Müsennâ….”Musa hanedanı ile Harun hanedanının terkettiklerinden bir kalıntı vardır.” Ayeti hakkında İbni Abbas’ın şöyle dediğini rivayet etti: Bunlar, Hz. Musa (a.s)’nın asası ve levhaların parçalarıdır. Katade, Süddi, Rebîİbn Enes ve İkrime de böyle söylemişler, ayrıca Tevrat’ı da ilave etmiştir.”27 Şeklinde rivayete yer vermektedir.

Kurtubi ‘Tabut/Ahid sandığı’ ve içerisindekiler hakkında şunları söyler: “Yüce Allah'ın: "Ve Mûsâ ile Harun aile halkının terekesinden arta kalanlar vardır" buyruğunda sözü geçen "arta kalan"ın mahiyetiyle ilgili olarak farklı görüşler belirtilmiştir. Bunun Hz. Musa'nın asası, Hz. Harun'un asası ve Tevrat'ın yazılı olduğu levhalardan bazı küçük parçalar olduğu söylenmiş­tir. Çünkü Tevrat levhaları Hz. Mûsâ tarafından bırakılınca kırılmıştı. Bu görüş İbn Abbas'a aittir. İkrime şunları da rivayet eder: Bu Tevrat'tır. Ebu Salih ise der ki: Kalıntı Musa'nın asası, elbiseleri, Harun'un elbiseleri ve Tevrat'tan iki levha idi. Atiyye b. Sa'd der ki: Bu kalıntı Hz. Musa'nın asası, Hz. Harun'un asası, her ikisinin elbiseleri ve Tevrat levhalarının küçük uf almış parçalarıydı. Es-Sevrî der ki: Bazıları kalıntının, altından bir leğen içerisinde bir kafiz kadar men, Hz. Musa'nın asası, Hz. Harun'un sarığı ve Tevrat levhalarının kırıntıları olduğunu söylerler.”28

Mevdudi ise bu konuda şunları kaydeder: “Kitab-ı Mukaddes Tabut'un ayrıntıları konusunda Kur'an'dan farklıdır, fakat buna rağmen ondan çok şeyler öğrenmemiz mümkündür. İsrailoğulları Tabut'u, yani Tabut ahdini çok kutsal sayıyorlardı. Onlar bu Tabut sayesinde "Allah'ın gelip kendilerini düşman güçlerinden kurtaracağına" inanıyorlardı. Bu nedenle onun geri gelmesi İsrailoğulları'nı bu denli sevindiriyor ve cesaretlendiriyordu. Tabut, Hz. Musa (a.s) ve Hz. Harun'un (a.s) evinin kutsal emanetlerini ihtiva ediyordu. Bunlar Hz. Musa'ya (a.s) Sina dağında verilen levhalardı. Bunun yanısıra Hz. Musa'nın (a.s) rehberliğinde yazılan ve Levilere verilen Tevrat'ın orijinal bir nüshası da vardı. Tabut'ta, gelecek İsrail nesillerinin atalarına çölde lütfettiği nimetler için Allah'a şükretmelerini sağlamak üzere bir şişe de (kudret helvası) vardı. Büyük bir ihtimalle Allah'ın bir mucizesi olan Hz. Musa'nın (a.s) asası da bunlarla birlikteydi.”29

Dolayısıyla İslam alimleri; Kur’an’ın Bakara suresinin, Talut kıssasında geçen ‘Tabut’ ile Tevrat’ta bahsedilen ‘Ahid Sandığı’nın aynı kutsal öge olduğunda hemfikirdirler.

Bunun yanısıra Kur’an’ın mücmel olarak belirttiği “…Tabut'un size gelmesi….” ve  “…Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır….” ifadelerinin mufassal açılımları, Tevrat ve onun sonradan oluşturulan Yahudi Talmud kültürü üzerinden yapılmaktadır. Her ne kadar İsrailiyat olarak adlandırılsa da Alimlerin indî görüşleri olarak niteleyebileceğimiz bir çok gaybi öge de ilave edilmiş olsa da ‘Tabut’ hakkındaki genel kanaat, Tevrat’ın tarihsel verileri üzerine dayandırılmaktadır.

İslam kaynaklarındaki yanlış ‘Tabut/Ahid Sandığı’ algısı:

Kur’an’ın “Tabut” dediği, İsrailoğullarının ‘Ahit Sandığı’ adını verdikleri sandığın, Hz. Musa zamanında Yehova’nın (Allah) isteği ile ve onun emirleri doğrultusunda imal edildiği ve içine konulan eşyalarla ilgili açıklamalar Tevrat sayfalarında yer aldığı halde bazı müfessirlerin ilginç yorumlarıyla ‘Ahit Sandığı’ ve içindeki eşyaların daha da gizemli hale getirildiğini gözlemlemekteyiz.

İlgi çekici olan, bu yorumlarda “haber rivayet edenler şunu nakletmişlerdir: Allah Teâlâ Hz. Âdem (a.s)'e, içinde, zürriyetinden peygamber olacakların resimlerinin bulunduğu bir sanduka indirmişti. Hz. Âdem’in zürriyeti, bu sandukayı Hz. Yakûb (a.s)'a gelinceye kadar nesilden nesile miras yoluyla intikal ettirdiler. Sonra bu sanduka (Hz. Yakûb'un soyu olan) İsrailoğullarının elinde kaldı. Onlar bir meselede ihtilâf ettikleri zaman, o sanduka konuşuyor ve aralarında hükmediyordu.”30

Hz. Adem’e kadar dayanan uzun bir gaybi süreçten haberler veren bu rivayetler tamamen Kur’an perspektifi dışında bir algıdır. Dolayısıyla Kur’an’ın gayb sınırlarına muhalif anlatımlardır. Ve hiçbir sahih mesnedi yoktur.

Anlatılan bu Efsanevi/Mitolojik rivayetler İslam alimlerinin Kur’an kıssalarını mufassallaştırmada sahih bir metodoloji geliştirememelerinin sonucu olduğuna inanmaktayız.

Mücmel/kısa özellik arz eden Kur’an kıssalarının nazil olmadan veya nüzulü anındaki, Arap toplumu alt yapısını ve buradaki yazılı ve sözlü malzemeyi! adeta görmezden gelen alimler, kıssalardaki olay ve kişiler hakkında dağınık bir anlayışla neredeyse rastgele! izah ve rivayetlerde bulunmuşlardır. İslam kaynaklarındaki ‘Tabut/Ahid Sandığı’ hakkındaki Kur’an perspektifi dışı anlatımlar da bu minvaldedir.

‘Ahit Sandığı/Tabut’un gelmesi:

İsrailoğullarınca bu denli önemli olan ‘Tabut’ Talut öncesi İsrailoğulları tarihinde ‘Hâkimler’ dönemi olarak adlandırılan bir dönemde kâfirlerin eline geçmiştir. Kur’an’ın Bakara suresi 248. ayetindeki “…Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir….” ifadesi, Tevrat’ta mufassal olarak anlatılan vakii/tarihsel bir olaya atıf yapmaktadır.

Kur’an’daki mücmel ifadenin daha etraflı anlamı için onun, Tevrat metnindeki tarihsel anlatımlarla mufassallaştırılması gerekmektedir. Tevrat’taki mufassal ve tarihsel anlatım şöyledir: “Adam Eli'ye, "Ben savaş alanından geliyorum" dedi, "Savaş alanından bugün kaçtım." Eli, "Ne oldu, oğlum?" diye sordu. Haber getiren adam şöyle yanıtladı: "İsrailliler Filistliler'in önünden kaçtı. Askerler büyük bir yenilgiye uğradı. İki oğlun, Hofni'yle Pinehas öldü. Tanrı'nın ‘Ahit Sandığı’ da ele geçirildi. (…) "Yücelik İsrail'den ayrıldı!" dedi, "Çünkü Tanrı'nın Sandığı ele geçirildi." Filistliler, Tanrı'nın Sandığı'nı ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezer'den Aşdot'a götürdüler. Tanrı'nın Sandığı'nı Dagon Tapınağı'na taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagon'u Rab'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagon'u alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagon'u yine Rab'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagon'un başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı. Dagon kâhinleri de, Aşdot'taki Dagon Tapınağı'na bütün gelenler de bu yüzden bugüne dek tapınağın eşiğine basmazlar. Rab Aşdotlular'ı ve çevrelerindeki halkı ağır biçimde cezalandırdı; onları urlarla cezalandırıp sıkıntıya soktu. Aşdotlular, olup bitenleri görünce, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı yanımızda kalmamalı; çünkü O bizi de, ilahımız Dagon'u da ağır bir biçimde cezalandırıyor" dediler. Bunun üzerine ulaklar gönderip bütün Filist beylerini çağırttılar ve, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı ne yapalım?" diye sordular. Filist beyleri, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı Gat'a götürülsün" dediler. Böylece İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı Gat'a götürdüler. Ama sandık oraya götürüldükten sonra, Rab o kenti de cezalandırdı. Kenti çok büyük bir korku sardı. Rab kent halkını, büyük küçük herkesi urlarla cezalandırdı. Bu yüzden Tanrı'nın Sandığı'nı Ekron'a gönderdiler. Tanrı'nın Sandığı kente girer girmez Ekronlular, "Bizi ve halkımızı yok etmek için İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı bize getirdiler!" diye bağırdılar. Bütün Filist beylerini toplayarak, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı buradan uzaklaştırın" dediler, "Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin." Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrı'nın onlara verdiği ceza çok ağırdı. Sağ kalanlarda urlar çıktı. Kent halkının haykırışı göklere yükseldi." (Tevrat/1. Samuel,4/16-22-1. Samuel,5/1-12)

 ‘Tabut’un gasbedilişindeki ve geri iadesindeki faal kavim kimdir:

‘Tabut’u, İsrailoğullarının elinden savaş zoruyla alan ve onu tekrar geri iade edenlerle ilgili açıklama Kur’an kıssasında bulunmamakla beraber onun bazı tefsirlerinde Amalika kavmi olarak beyan edildiğini gözlemlemekteyiz.

Amalikalılar31; Mısır ile Arz-ı Mev’ud’un Edom bölgesi arasındaki bugünkü İsrail ve Filistin’in Güneyindeki “Negev'”32 çölünde yaşamış; Hz. İshak’ın oğullarından Yakub(a.s)’un ikizi ve abisi olan Esav’ın soyundan33 gelen bir kavimdir.

Amalikalılar ile İsrailoğulları arasında savaş; ‘Tabut/Ahit Sandığı’nın Filistinliler tarafından ele geçirilmesinden önce değil bilakis ‘Tabut’un geri gelmesinden ve Talut’un İsrailoğullarına kral seçilmesinden sonra meydana gelmiştir. Binaenaleyh Tabut/Ahit Sandığı’nın, Amalikalılarca ele geçirildiğini iddia etmek tarihsel açıdan mümkün değildir.

İsrailoğulları ile Amalika/Amelekliler kavmi arasındaki ‘Tabut’un geri gelmesinden sonraki Talut döneminde gerçekleşen çatışma Tevrat’ta şöyle anlatılır: “(Peygamber) Samuel, Saul'a(Talut) şöyle dedi: "Rab seni kendi halkı İsrail'in Kralı olarak meshetmek için beni gönderdi. Şimdi Rab'bin sözlerine kulak ver. şeye egemen Rab diyor ki, 'İsrailliler'e yaptıkları kötülükten ötürü Amalekliler'i/Amalikalıları cezalandıracağım. Çünkü Mısır'dan çıkan İsrailliler'e karşı koydular. Şimdi git, Amalekliler'e saldır. (…) Bunun üzerine Saul askerlerini toplayıp Telaim Kenti'nde saydı. İki yüz bin yaya askerin yanı sıra Yahudalılar'dan da on bin kişi vardı. Saul Amalek Kenti'ne varıp vadide pusu kurdu. (…) Saul Havila'dan Mısır'ın doğusundaki Şur'a dek Amalekliler'i yenilgiye uğrattı. Amalek Kralı Agag'ı sağ olarak yakaladı. Halkının tümünü de kılıçtan geçirdi.”34 “(Kral Talut) Saul, "Ama ben Rab'bin sözüne kulak verdim!" diye yanıtladı, "Rab'bin beni gönderdiği yere gittim. Amalekliler'i tümüyle yok ettim, Amalek Kralı Agag'ı da buraya getirdim.”35

İsrailoğullarının ‘Tabut/Ahit Sandığı’nı savaşarak ele geçiren kavimle ilgili olarak Razî, şu görüşü öne sürer: “İsrailoğulları isyan edip bozulunca Cenâb-ı Allah onlara Amalika kavmini musallat kıldı ve bu Tâbût'a (sandukaya) rağmen onlar İsrailoğullarını yenip bunu onların elinden aldılar.”36

Kurtubi: “Sonunda yenilgiye uğratılıp Tabut ellerinden alındı. Onu ellerinden alanlar es-Süddî'nin dediğine göre Amalikalılardan olan Câlût ve beraberindekiler idiler. Bunlar Tabutu İsrailoğullarından almışlardı.”37

Menâr tefsirinde bu olgu ; “Yüce Allah Amalikalıları başlarına musallat kılmış, Amelikalılar da onlarla savaşarak kendilerini köşeye sıkıştırıp yenmişlerdi. Hatta onlardan otuz bin savaşçı saf dışı bırakılmıştı. Bu arada yanlarında bulunan ve Rabbin ahdinin içinde yer aldığı Tabut’u da onlardan aldılar. (…) Amalikalılar İsrailoğullarının dayandıkları o manevi dayanakları olan tabutu ele geçirince (…) Amelikalılara karşı savaşacak gücü bulamadılar.”38 şeklinde Amalikalılar üzerinden yorumlanmaktadır.

Oysa mücmel nitelikli Bakara 248. ayetinin mufassal açıklaması yalnızca Tevrat metinlerinde bulunmaktadır. Tevrat’ta; ‘Tabut/Ahid Sandığı’nı, İsrailoğullarının elinden alan ve daha sonra onlara geri iade emek zorunda kalan topluluk/kavmin adı Filistliler olarak verilmektedir. “Filistliler, Tanrı'nın Sandığı'nı ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezer'den Aşdot'a götürdüler.”39 “Bütün Filist beylerini toplayarak, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı buradan uzaklaştırın" dediler, "Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin." Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrı'nın onlara verdiği ceza çok ağırdı.”40 “Sonunda Kiryat-Yearim'de oturanlara ulaklar göndererek, "Filistliler Rab'bin Sandığını geri getirdiler; gelin, onu alıp götürün’ dediler.”41

Derveze Kur’an’ın 248. ayetinin Tevrat verileri ile mufassallaştırılmasının doğru ve güzel bir örneğini vererek şu tespitlerde bulunmaktadır: “İsrailoğulları, Hz. Musa ve Yuşa'dan sonra, Güney Filistin'den Filistinli düşmanların, kuzeyden Kenanilerin, Irak tarafından Asurlularm, Şam tarafından Aramilerin, Mısırlıların ve Ürdün'ün doğusuna düşen devletlerin saldırısına uğradılar. Daha sonra, Filistinlilere karşı ağır bir yenilgi aldılar. Filistinliler ülkelerinin büyük kısmını ve kentlerini işgal ettiler. Dini emanetlerini sakladıkları Tabuta da el koydular. Bundan önce komutanların önderliğinde savaşıyor ve "kadılar" adı verilen bu şahısların komutasında zaferden zafere koşuyorlardı. Bu yüzden peygamberleri Samuel'den kendilerine bir kral tayin etmesini istediler. Samuel onlara Talut'u kral olarak tayin etti. Çünkü aralarında en uzun boylu olanı Talut’tu. Böylece Filistinlilerle savaşmaya başladılar. Zafer bazen onların, bazen de düşmanlarının oluyordu. Daha sona Filistinliler, ilahi bazı musibetlere duçar oldular. Bunun neticesinde, sürücüsü iki öküzün çektiği Tabutu İsrailoğulları'na geri vermek zorunda kaldılar.”42

Doğru bir metodoloji olarak, Kur’an’ın Bakara suresinin mücmel 248. ayetini; onun nüzul öncesi ve sırasında var olan yazılı ve sözlü malumatın kaynağı Tevrat’ın tarihsel verileri ile mufassallaştırmamız gerekmektedir. Çünkü içinde 248. ayetinde bulunduğu Kur’an’ın, Talut kıssası, Mekke-Medine Araplarının sosyal ve kültürel arka planına hâkim olan Tevrat’ın bildirdikleri üzerine nazil olmuştur ve Kur’an bu bilgiler üzerinden hem İsrailoğullarına hem Müşriklere ve hem de Müslümanlara tevhidi ve hidayete yönelik mesajlarını ulaştırmaktadır.

Kur’an’ın mücmel bildirdiği Talut kıssasının detayları muhatap toplumca bilinmektedir ki, Kur’an bunları mufassal değil, kısa/mücmel olarak vazetmektedir.

Şayet Kur’an’ın 248. ayetinde anlatılan olgulara dair onun hitap ettiği ilk muhatap toplum ‘sıfır’ bilgi konumunda olan bir kitle olmuş olsa idi bu ayete dair nüzul sonrası yapılan çeşitli tarihsel açıklamalar kâfi ya da doğruluğu olabilecek açıklamalar addedilebilirdi.

Hâlbuki Kur’an’ın 248. ayetinin ihsas ettiği ‘Tabut’u, İsrailoğullarının elinden alan kavim, Kur’an öncesi nazil olan ve Kur’an’ın tasdik ettiği Tevrat’ın verilerine göre Filistinlilerdir43. Dolayısıyla bizim baz almamız gereken tarihsel bilgi bu minvalde olmalıdır. Bundan başka yapılan mufassallaştırmalar ya da öne sürülen görüşler veya yorumlar,  tamamen indî ve sahih olmayan açıklamalardır dememiz gerekmektedir.

Binaenaleyh Rıza Bozdağ’ın, “Yahudilik Tarihi” başlıklı konferansında öne sürdüğü; “Bir seferinde, Tih sahrasından beri yanlarında taşıdıkları ve içinde bazı kutsal eşyaları sakladıkları “Kutsal Ahid Sandığı” Amâlikalılar tarafından çalındı.” ifadesindeki ‘Amâlikalılar’ ismi elimizdeki sahih tarihsel veriler açısından yanlış bir tespittir.

Kral (Saul) Talut öncesi ve sonrası dönemde İsrailoğulları ile savaşan kavimler:

Bunun yanı sıra yine Rıza Bozdağ’ın; “Mukaddes topraklara yerleşen İsrâiloğullarının başına musallat olan en büyük belâ, Amâlika kavmi idi. (…) İsrâiloğulları başlarındaki peygamberlerine müracaat ederek Amalika kavmine karşı yapılacak savaş için Allah’tan bir komutan istediler.“ tespitindeki Amalika kavminin, İsrailoğulları ile ilgili olan konumlarındaki “…en büyük belâ, Amâlika kavmi…” ve “…Amalika kavmine karşı yapılacak savaş için ….” ifadeleri de, tarihsel açıdan yanlıştır.

Çünkü elimizdeki dini ve tarihsel en eski metin olan Tevrat’ın verilerine göre; kral Talut döneminde ve sonraki Hz. Davud döneminde de İsrailoğullarının en amansız düşmanlarının Filistliler olduğunun ve İsrailoğulları ile Filistliler arasında defalarca savaşlar yapıldığının anlatıldığının altını çizmek istiyoruz.

Tevrat’taki tarihsel verilere göre kral Talut’un, İsrailoğullarına komutanlık yaptığı ilk savaş, Talut kral olduktan iki yıl sonra İsraillilerle Filistinliler arasında olmuştur. “Otuz yaşında kral olan Saul(Talut), İsrail'de iki yıl krallık yaptıktan sonra halktan üç bin kişi seçti. Bunlardan iki binini Mikmas ve Beyt-El'in dağlık bölgesinde yanına aldı. Binini de Benyamin oymağına ait Giva Kenti'nde Yonatan'ın yanına bıraktı. Halktan geri kalanları evlerine gönderdi. Yonatan Giva'daki Filist birliğini yendi. Filistliler bunu duydular. Saul, bütün ülkede boru çaldırarak, "İbraniler bu haberi duysun" dedi. Böylece İsrailliler'in hepsi Saul'un Filist birliğini yendiğini ve Filistliler'in İsrailliler'den iğrendiğini duydu. Bunun üzerine halk Gilgal'da Saul'un çevresinde toplandı. Filistliler, İsrailliler'le savaşmak üzere toplandılar. Otuz bin savaş arabası, altı bin atlı asker ve kıyılardaki kum kadar kalabalık bir orduya sahiptiler. Gidip Beyt-Aven'in doğusundaki Mikmas'ta ordugâh kurdular.”44

Filistinliler45, İsrailoğullarının, kral Talut öncesi ve sonrası defalarca savaştıkları kavimlerden birisidir. Arz-ı Mev’ud’un doğu tarafında, Akdeniz kıyısındaki bugünkü Filistin devletinin Gazze bölgesine tekabül eden topraklarda yaşamakta olan kadim Kenan kavimlerinden biri olan. Filistinliler, ‘Ahit Sandığı’nı da İsrailoğullarının elinden alan çok savaşçı bir kavimdir.

Kur’an’daki Talut kıssasında, Filistinliler ile İsrailoğulları arasındaki savaşa şu şekilde yer verilir: “Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."46

Burada şu hususun altını çizmemiz gerekmektedir. Kur’an, Talut (Saul) ordusu ile savaşan Calut (Golyat) ordusuna dair; onların kimliği, savaşın coğrafyası, savaşan orduların sayısı  gibi tarihsel nitelikli bilgiler vermez. Tüm bu mufassal malumat Tevrat kıssasındaki tarihsel veriler üzerinden Kur’an perspektifinde örtüştürülerek algılanmak zorundadır. Dolayısıyla Bakara 249. ayetindeki kıssada anlatılan savaşan ordulardan biri olan Calut’un ordusunun, Filistin kavminden olduğunu bu metodoloji üzerinden söyleyebilmekteyiz.

Tevrat metinlerinde İsrailoğulları ile Filistliler arasında cereyan eden çeşitli savaşlar şöyle anlatılır: “İsrailliler Filistliler'le savaşmak üzere yola çıktılar. İsrailliler Even-Ezer'de, Filistliler de Afek'te ordugâh kurdu. Filistliler İsrail'e karşı savaş düzenine girdiler. Savaş her yere yayılınca, Filistliler İsrailliler'i bozguna uğrattı. Savaş alanında dört bine yakın İsrailli'yi öldürdüler. (…) Tanrı'nın ‘Ahit Sandığı’ alındı,”47

“ (Peygamber) Samuel yakmalık sunuyu sunarken, Filistliler, İsrailliler'e saldırmak üzere yaklaşmışlardı. Ama Rab o an korkunç bir sesle gürleyerek Filistliler'i öyle şaşkına çevirdi ki, İsrailliler'in önünde bozguna uğradılar. Mispa'dan çıkan İsrailliler Filistliler'i Beyt-Kar'ın altına kadar kovalayıp öldürdüler.”48

“Böylece İsrailliler'in hepsi Saul'un Filist birliğini yendiğini ve Filistliler'in İsrailliler'den iğrendiğini duydu. Bunun üzerine halk Gilgal'da Saul'un çevresinde toplandı. Filistliler İsrailliler'le savaşmak üzere toplandılar. Otuz bin savaş arabası, altı bin atlı asker ve kıyılardaki kum kadar kalabalık bir orduya sahiptiler. Gidip Beyt-Aven'in doğusundaki Mikmas'ta ordugâh kurdular.”49

“Savaşmak üzere ordularını bir araya getiren Filistliler, Yahuda'nın Soko Kenti'nde toplandılar. Soko ile Azeka Kenti arasındaki Efes-Dammim'de ordugâh kurdular. Saul (Talut) ile İsrailliler de toplandılar. Ela Vadisi'nde ordugâh kurup Filistliler'e karşı savaş düzeni aldılar. Filistliler tepenin bir yanında, İsrailliler de karşı tepede yerlerini aldı. Aralarında vadi vardı. Filist ordugâhından Gatlı Golyat (Calut) adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. “50

Filistinliler, savaşçı bir kavim olmaları yanı sıra savaş silahları ve imalatı üzerinde de çok mahirdirler. Tevrat bu olguya şöyle değinir: “Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, "İbraniler kılıç, mızrak yapmasın" demişlerdi. Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistliler'e gitmek zorundaydılar. Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisi kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi. İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu.”51

Dolayısıyla Tevrat’ta anlatılan Talut öncesi ve sonrası dönem incelendiğinde; Arz-ı Mev’ud üzerinde İsrailoğulları ile en çok ve en zorlu savaş yapan düşman kavmin Amalikalılar değil, Filistliler/Filistinliler olduğu müşahede edilmektedir. Buna istinaden Rıza Bozdağ’ın; “Mukaddes topraklara yerleşen İsrâiloğullarının başına musallat olan en büyük belâ, Amâlika kavmi idi.” tespiti, tarihsel açıdan yanlıştır.

Şimdi ise “…İsrâiloğulları başlarındaki peygamberlerine müracaat ederek Amalika kavmine karşı yapılacak savaş için Allah’tan bir komutan istediler….“52 görüşü üzerinde duracağız.

Önerdiğimiz, Kur’an kıssalarının sahih olarak mufassallaştırılması metoduna göre Kur’an’ın Talut kıssasını anlatan “Mûsâ'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.“ mücmel nitelikli ayetindeki “…Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım…" ayetindeki; İsrailoğullarının isteği olan Allah yolunda savaşmak istedikleri kavmin kimliğinin mufassalaştırılması, yine Tevrat’taki tarihsel veriler üzerinden olacaktır.

Tevrat bu gerçeği, İsrailoğullarının Talut dönemi peygamberi olan Samuel peygamberin ağzından şu ifadelerle yer verir: “Ama siz Ammon Kralı Nahaş'ın üzerinize yürüdüğünü görünce, Tanrınız Rab kralınız olduğu halde bana, 'Hayır, bize bir kral önderlik yapacak' dediniz. İşte seçtiğiniz, dilediğiniz kral! Evet, Rab size bir kral verdi.”53 Dolayısıyla İsrailoğullarının Allah yolunda savaşmak için kral istedikleri sıradaki kendilerini tehdit eden ve Talut kral seçildikten sonra savaştıkları ilk kavim, Ammonlulardır.

Şeria ırmağının doğusunda, bugünkü Ürdün sınırları içerisindeki yerleşik bir kavim olan Ammonlular54 Hz. Yuşa döneminden beri İsrailoğulları ile mücadele halindeki bir kavimdir. Tevrat, Kral Talut dönemi İsrailoğulları ve Ammonlular savaşından şöyle bahseder: “Ammon Kralı Nahaş Yaveş-Gilat üzerine yürüyüp kenti kuşattı. Bütün Yaveşliler, Nahaş'a, "Bizimle bir antlaşma yap, sana kulluk ederiz" dediler. Ama Ammonlu Nahaş, "Ancak bir koşulla sizinle antlaşma yaparım" diye karşılık verdi, "Bütün İsrail halkını küçük düşürmek için her birinizin sağ gözünü oyup çıkaracağım." (…) Ertesi gün Saul (Talut) adamlarını üç bölüğe ayırdı. Adamlar sabah nöbetinde Ammonlular'ın ordugâhına girdi. Kırım günün en sıcak zamanına dek sürdü. Sağ kalanlar dağıldı; iki kişi bile bir arada kalmadı. Böylece bütün halk Gilgal'a gidip Rab'bin önünde Saul'un kral olduğunu onayladı. Orada, Rab'bin önünde esenlik sunuları sundular; Saul da, bütün İsrailliler de büyük bir sevinç yaşadılar.”55

Dolayısıyla Rıza Bozdağ’ın; “…“Kutsal Ahid Sandığı” Amâlikalılar tarafından çalındı. İsrâiloğulları başlarındaki peygamberlerine müracaat ederek Amalika kavmine karşı yapılacak savaş için Allah’tan bir komutan istediler…“ ifadesindeki Amalika kavmi tespiti yanlıştır ve doğrusu Ammonlular olmalıdır.

Bunun yanı sıra bu ifade içerisinde bir başka tarihsel yanlış bulunmaktadır. İsrailoğullarının, peygamberleri Samuel’den, başlarına geçecek bir kral talep etmeleri, ‘Ahit Sandığı’nın çalınması üzerine onu geri almak için değildir. Tevrat’taki kronolojiye göre önce ‘Ahit Sandığı’, Filistililer tarafından savaşla ele geçirilir ve bilahare savaş olmadan yine onlar tarafından iade edilir daha sonraki bir dönemde ise Ammon Kralı Nahaş'ın, İsrailoğulları ile savaşmak için ordu tertip etmesi üzerine, İsrailoğulları ileri gelenlerince, Ammonlulara karşı savaşmak gayesiyle başlarında olacak bir kral istenir.

 

Sonuç:

Kur’an-ı Kerim’de mücmel olarak yer alan kıssaların, özellikle konumuz olması hasebiyle Talut kıssasının mufassallaştırılarak anlaşılmasında doğru/sahih bir metododoloji geliştirilemediği sürece kıssaların doğru ve kâmil manada anlaşılması mümkün olmayacaktır. Nasıl ki, Kur’an’da mücmel olarak yer alan Talut kıssasının içerisindeki ‘Tabut’ ögesi gibi sadece bir ögesinin bile tarihselliğini doğru anlayamayanların süreç içerisinde Tabut ögesi üzerinden Kur’an perspektifine aykırı nice gaybi ve indi yorum ve rivayetler sunduklarını gözlemlemekteyiz. Dolayısıyla bütün bu olumsuzluklar, Kur’an kıssalarının mesajını örterek onların öğüt ve ibret olma hususiyetlerini örtmekte ve onları efsanevi olgular haline getirmektedir. Doğru bir metodoloji olarak, Kur’an’ın Talut kıssasını; onun nüzulü öncesi ve sırasında var olan yazılı ve sözlü malumatın kaynağı Tevrat’ın tarihsel verileri ile mufassallaştırmamız gerekmektedir. Çünkü Kur’an’ın, Talut kıssası, Mekke-Medine Araplarının sosyal ve kültürel arka planına hâkim olan Tevrat’ın bildirdikleri üzerine nazil olmuştur ve Kur’an bu bilgiler üzerinden hem İsrailoğullarına hem Müşriklere ve hem de Müslümanlara tevhidi ve hidayete yönelik mesajlarını ulaştırmaktadır. Dolayısıyla Talut kıssasının genelinde olduğu gibi ‘Tabut/Ahit sandığı’ ögesinin mufassallaştırılmasında da öncelikle Kur’an perspektifinde Tevrat verilerini baz almak gerekmektedir. Bunu yaparken de yani Tevrat’ın verilerini baz alırken de onları doğru almak, tarihselliğini tahrif! etmeden aktarmak şarttır.

 

Dipnotlar:

1-http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=9437

2-Galip Atasagun, İlahi Dinlerde Dini Semboller, s. 42.

3-Lütfi Kaçan, Ahid Sandığı, s. 18.

4-“Keruv tipik olarak kanatlarla, ayakları ve elleriyle betimlenmiştir, fakat çeşitli biçimlerde anlatılır örneğin iki ve hatta dört tane yüze sahiptirler. Keruvlar kutsal şeyleri koruyan melekler olarak düşünülmüştür. Keruvların motifleri tapınak çadırını üzerine nakış olarak işlenmiştir ve figürleri Kral Süleyman'ın Tapınağı’nda da bolca kullanılmıştır.” (http://www.uludagsozluk.com/k/keruv/)

5-Tevrat/Çıkış,25/1-22.

6-İbranice’de ; "Man": "Bu ne?" anlamına gelir.” http://kutsalkitap.net/bible/tr/index.php?id=71&mc=1&sc=55); “Bütün İsrail topluluğu Elim'den ayrıldı. Mısır'dan çıktıktan sonra ikinci ayın on beşinci günü Elim ile Sina arasındaki Sin Çölü'ne vardılar. Çölde hepsi Musa'yla Harun'a yakınmaya başladı. "Keşke Rab bizi Mısır'dayken öldürseydi" dediler, "Hiç değilse orada et kazanlarının başına oturur, doyasıya yerdik. Ama siz bütün topluluğu açlıktan öldürmek için bizi bu çöle getirdiniz." Rab Musa'ya, "Size gökten ekmek yağdıracağım" dedi, "Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım: Benim yasama göre yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı, göreceğim. (….) İsrailliler o ekmeğe ‘man’ adını verdiler. Kişniş tohumu gibi beyazımsı, tadı ballı yufka gibiydi. Musa, "Rab'bin buyruğu şudur" dedi, "'Mısır'dan sizi çıkardığımda, gelecek kuşakların çölde size yedirdiğim ekmeği görmesi için, bir omer saklansın.' "Musa Harun'a, "Bir testi al, içine bir omer man doldur" dedi, "Gelecek kuşaklar için saklanmak üzere onu Rab'bin huzuruna koy." (Tevrat/Çıkış,16/1-33).

7-“Tanrı, halkın(İsrailoğulları) bu şikâyetleri karşısında Musa’yı yalnız bırakmamış, İsrailoğullarına büyük bir bıldırcın sürüsü ve küçük parçacıklar halinda bir yiyecek yağdırmıştır. Ballı çörek tadında olan bu yiyeceğe halk Mann adını verir.” Lütfi Kaçan, Age, s. 29.

8-Tevrat/Çıkış,16/34.

9-Araf,7/160.

10-Tevrat/Sayılar,17/8-11.

11-“Tanrı Yahwe’nin emirleri doğrultusunda yapılan ve Yahwe’nin kullarıyla burada karşılaştığı ve konuştuğu için burası ‘toplanma çadırı’ ‘Çadır’, Çadır Mabed- Ohel Moed- cemaat çadırı veya taşınabilir Mabed ya da Tapınak gibi anlamlara gelen Mesken (İbranice’de Mishkan) olarak adlandırılır.” (Lütfi Kaçan, Age, s. 22)

12-Mesken/konut ya da Buluşma çadırı için bakınız: Tevrat/Çıkış,140/1-37.

13-Tevrat/Çıkış,140/1-3.

14-Galip Atasagun, Age, s. 45.

15-Tevrat/Sayılar,18/2-6; “Davut kendisine Davut Kenti'nde evler yaptı. Ardından Tanrı'nın Antlaşma Sandığı için bir yer hazırlayıp çadır kurdu. Sonra, "Tanrı'nın Antlaşma Sandığı'nı yalnız Levililer taşıyacak" dedi, "Çünkü sandığı taşımak ve sonsuza dek kendisine hizmet etmek için Rab Levililer'i seçti." Tevrat/1. Tarihler,15/1-2.

16-Fahruddin Er-Râzi, Age, c. V, s. 344.

17-Mevdudi, Tefhimü’l Kur’an, c. II  , s. 195 .

18-“Talut hakkında detay veren Tevrat’ın verilerini aktaralım. “Benyamin oymağından Afiyah oğlu Bekorat oğlu Seror oğlu Aviel oğlu Kiş adında bir adam vardı. Benyaminli Kiş sözü geçen biriydi. Saul adında genç, yakışıklı bir oğlu vardı. İsrail halkı arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Boyu herkesten bir baş daha uzundu.” Tevrat’ta Saul olarak geçen Talut isminin İbranice bir lakap olduğu öne sürülmektedir. (….) “Tâlût kelimesi uzunluğu dolayısıyla kendisine lakab olarak verilen Şa-vu'dan Arapçalaştırılmıştır.” “Keşşaf sahibi, Tâlût'un Câlût ve Dâvud kelimeleri gibi, Arapça olmayan bir isim (ism-i a'cemi) olduğunu; ma'rife ve ucmeliğinden dolayı gayr-ı munsarif olduğunu söylemiştir. Nahivciler ise, Allah'u Teâlâ'nın onu, vücut bakımından güçlü ve kuvvetli olarak nitelemesinden dolayı, Tâlût kelimesinin, (uzunluk, büyüklük, genişlik) kelimesinden olduğunu; vezninin de, vezni olup, kelimenin aslının, şeklinde olduğunu öne sürmüşlerdir. Ne var ki bunun gayr-ı munsarif oluşu, onun bu kökten iştikak etmesine mânidir.”http://www.kurankissalari.tr.gg/HZ-.--T%C2L%DBT-.htm

19-“Süleyman Rab'bin Antlaşma Sandığı'nı Davut Kenti olan Siyon'dan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalim'e (Kudüs) çağırdı. (…) Ahit Sandığı, Toplanma Çadırı'nı ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları Levili kâhinler tapınağa (Süleyman Mabedi) taşıdılar.” Tevrat/2. Tarihler,5/1-5; “Hz. Davud Ahit sandığını, Kudüs'e taşımış, Hz. Süleyman da onu, Kudüs mabedine yerleştirmiştir.” Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler Sözlüğü, ‘Ahit Sandığı’ Maddesi.

20-“Yahudi geleneğinde yüce Tanrı'nın hazır olduğunu sembo­lize eden en kutsal nesne. Tahtadan yapılmış bir dolap şeklinde sinagoglarda Kudüs yönündeki duvarda durur ve kutsal hukuk metinleri bunun içinde saklanır. Bu sandığın, içi ve dışı genellikle altın kaplamadır.” Mehmet Aydın, Age, ‘Ahit Sandığı’ Maddesi.

21-“Beşinci ayın yedinci günü, Babil Kralı Nebukadnessar'ın krallığının on dokuzuncu yılında muhafız birliği komutanı ve Babil Kralı'nın danışmanı olan Nebuzaradan Yeruşalim'e girdi. Rab'bin Tapınağı'nı, kral sarayını ve Yeruşalim'deki bütün evleri ateşe verip önemli yerleri yaktı.” (Tevrat/2. Krallar,25/8-9)

22-Lütfi Kaçan, Age, s. 64.

23-Lütfi Kaçan, Age, s. 66.

24-Bakara,2/248.

25-Lütfi Kaçan, Age, s. 67.

26-Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c. V, s. 345.

27-İbn Kesîr, Muhtasar Kur’an-ı Kerim Tefsiri, c. I, s.208.

28-İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, c. III, s. 453.

29-Mevdudi, Age, c. II, s. 194.

30-Fahruddin Er-Râzi, Age, c. V, s. 344.

31-“Arap tarihçileri Amalika ismi altında, Sina Yarımadası’ndan itibaren Kuzey Hicaz dolaylarını işgal eden en eski Arapları kasdederler. (…) İbraniler, bu ismi, Kuzey Hicaz’ın tüm kabilelerini kapsaması, önüne ümmet veya şa’b manasını ifade den “am(m)” kelimesini ilave ederek Amalik veya Ammaluk şekline sokmuşlardır. Daha Sonra Araplar bu son şekli kendi lehçelerine göre Amalik veya Amalika tarzında telaffuz etmişlerdir. Bu şekilde önceleri Akabe dolaylarında bir Arap kabilesine ait olan bu isim, bütün Kuzey Hicaz’daki kabileleri kapsayacak hale gelmiştir.” M. Şemseddin Günaltay, İslam Öncesi Arap Tarihi, s. 40-41.

32-Tevrat/Sayılar,13/29.

33-Hz. İshak’ın oğlu, Hz. Yakub’un ikiz kardeşi olan “Esav'ın, yani Edom'un soyu: Esav şu Kenanlı kızlarla evlendi: Hititli Elon'un kızı Adâ (….) Adâ Esav'a Elifaz'ı, Basemat Reuel'i, doğurdu. (…) Timna Esav'ın oğlu Elifaz'ın cariyesiydi. Elifaz'a Amalek'i doğurdu. (…) Esavoğulları'nın boy beyleri şunlardır: Esav'ın ilk oğlu Elifaz'ın oğulları: Teman, Omar, Sefo, Kenaz, Korah, Gatam, Amalek. Bunlar Edom ülkesinde Elifaz'ın soyundan beylerdi ve Adâ'nın torunlarıydı.”  (TevratYaratılış,36/1-12)

34-Tevrat/1.Samuel,15/1-8

35-Tevrat/1.Samuel,15/20.

36-Fahruddin Er-Râzi, Age, c. V, s. 344.

37-İmam Kurtubi, Age, c. III, s. 449.

38-Şeyh Muhammed Abduh-Muhammed Reşid Rıza, Tefsiru’l Menâr, c. II, s. 621.

39-Tevrat/1.Samuel,5/1.

40-Tevrat/1.Samuel,5/11.

41-Tevrat/1.Samuel,6/21.

42-İzzet Derveze, Et-Tefsiru’l-Hadis, c. V, s. 281.

43-“Ahit Sandığı, Filistilerle yapılan savaşta Filistilerin eline geçmiştir. (…) Ahit Sandığı yedi ay müddetince Filistilerin elinde kalmış; daha sonra, başlarına belalar gelmesi sebebiyle Filistiler onu geri vermişlerdir.” Baki Adam, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, s. 119.

44-Tevrat/1.Samuel,13/1-5.

45-Filistin “Eskiden Akdeniz kıyısında oturan Kenanlılar'dan dolayı «Kenan ülkesi» diye ifade edilirdi. Aynı kıyılara yerleşen Filistiler'den dolayı Filistin adını aldı. Bunun Yunancası olan «Palestine» adını, güney Suriye bölgesi için ilk kullanan Yunan tarihçi Herodotos idi (M.Ö. 500). Romalılar buna Palestina derdi.” Kutsal Kitapta Yer Adları, Filistin maddesi, http://incilbg.com/bilgi/yeradlari_lat.html

46-Bakara,2/249.

47-Tevrat/1.Samuel,4/1-11.

48-Tevrat/1.Samuel,7/10-11.

49-Tevrat/1.Samuel,13/4-5.

50-Tevrat/1.Samuel,17/1-4.

51-Tevrat/1.Samuel,13/19-22.

52-http://www.iktibasdergisi.com/news_detail.php?id=9437

53-Tevrat/1.Samuel,12/12-13.

54-“Erden (Ürdün) ırmağının doğusunda bulunan bir ülke. Güney sınırı doğudan Lut gölüne akan Arnon ırmağı ve kuzeyde Erden ırmağına akan Yabbok ırmağıydı. Batısında Amoriler kralı Sihon'un ülkesi bulunuyordu. Lut'un kızına doğan Ben-ammi'nin soyu bu ülkede oturuyordu. Ben-ammi "bugüne kadar Ammonoğullarının atasıdır" (Tekvin 19:38). Ben-ammi 'akrabamın oğlu' demektir. Lut'un kızının babasıyla kurduğu yolsuz ilişkiye değinir. İsrail oğulları Sihon'u vurduktan sonra bütün kentlerini aldılar. "Ancak Ammonoğullarının memleketini, bütün Yabbok ırmağı kenarına.. Rab’bin yasak ettiği hiç bir yere" yaklaşmadılar (Tesniye 2:37). Ammon ülkesinin başkenti bugünkü Ürdün ülkesinin başkenti olan Amman kentiydi (ülkenin eski adı bu kentin adında daha sürüyor)." Kutsal Kitapta Yer Adları, Ammon maddesi, http://incilbg.com/bilgi/yeradlari_lat.html

55-Tevrat/1.Samuel,11/1-15.