Suriye’yi Taksim’e Gömmek de Bir Tercihtir

KENAN ALPAY

Suriyeli muhacirlere karşı sergilenen mevcut tepkileri epeyce benzerlikler gösterse de aşırı sağcı veya ırkçı refleksler şeklinde tanımlamak tam karşılamıyor. İttihat ve Terakki dönemi de Kemalist Cumhuriyet dönemi de Türkçü vurguları inşa ederken gayrı Müslim Ermeni ve Rum unsurlara karşı olduğu kadar Müslüman Arap unsurlara karşı da aşırı düzeyde genellemeci bir nefret ve düşmanlık siyaseti yürütmüş olmasının etkileri halen giderilebilmiş değil. Aksine siyasal anlamda beka, iktisadi manada geçim ve kültürel sahada hayat tarzı en küçük bir tehdide maruz kalınca ilk hedef ülkeye en son gelenler oluyor.

Kendilerini daima burada ve hep buralı olarak görenler için “Neden geldiler, hangi acıları yaşıyorlar, bizim yaşadığımız acılarla benzerlikler var mı?” gibi sorular ne akla geliyor ne de cevapları merak ediliyor, ne yazık ki. Oysa Türkiye sadece son yüzyılda değil yüzlerce yıl içerisinde oluşmuş bir muhacirler ülkesidir. Ne var ki sorun sadece muhacirlere yaklaşımla ilgili ve sınırlı olmayan daha geniş ahlaki, siyasi ve stratejik bir sorumluluğu ihtiva ediyor. Mesele son derece banal, bağnaz ve ufuksuz bir mecraya sürüklenmek isteniyor. Fakat sadece Suriye değil Irak’tan Filistin’e, Çeçenistan’dan Bosna’ya değin İslam coğrafyasının hemen her noktasıyla ilgili öncelikli ve ertelenemez, devredilemez bir sorumluluğumuz var. Son derece basit ve bir o kadar ahlak dışı söylemlerle en çirkin bataklıklara sürüklenmek istenen şey adalet ve merhamet duyguları, kardeşlik ve dayanışma yükümlülüğüdür.

Taksim’e Çıkma ve Bayrak Açma Suçu

‘Suriyeliler’ deyince homojen, birbirine benzeyen ve hepsini beraber anabileceğimiz bir topluluk, bir halk yok ortada. Tıpkı ‘Türkiyeliler’ denildiğinde olmadığı gibi. İyisi var, kötüsü var. Doğru dürüst hayat süreni var, sahtekâr ve asalak olarak yaşayanı var. Dindar ve ahlaki çizgileri belirgin olanı gibi dinsiz, ahlaksız, serseri olanları da var. Müslüman toplum için durum böyleyken Hıristiyan, Yahudi hatta diğer dinlerden olan toplumlar için de durum üç aşağı, beş yukarı birbirine benzeyebiliyor. Sembolik olarak ele alacak olursak Taksim’e yılbaşı kutlamaları için çıkanların yıllar yılı ne türden rezilliklere imza attığını okuyup izledik. Ama Taksim’e çıkanların hepsi bu rezilliğin bir parçası değildi elbette. Ama zihinlere yerleşen imaj kimilerinin rezilliklerini sergilemek üzere Taksim’e koştuğundan ibaretti.

Birey ve toplumun zihni, duygu dünyası, tutum ve tepkileri anlık olarak değişebilir. Ancak burada asıl olarak birey ve toplumun zihnini, duygusunu, tutum ve davranışlarını nasıl bir model üzerine inşa edileceğidir. İşte burada bariz bir biçimde en başından bu yana Kemalist, sol-sosyalist, ulusalcı ve seküler kimliğiyle bilinen birey, örgüt, kurum ve çevrelerin gizli-açık Baasçı, Esedçi siyaset yürüttüğünü hiç hatırdan çıkarmamak lazım. Türkiye’de askeri cuntalarla beraber iş görmüş, resmi ideolojinin tetikçiliğini yapmış, bürokratik oligarşi hesabına rol almış çevrelerin Suriye’de Müslüman halkın yanında durmasını beklemek ahmaklık olur. Türkiye’de askeri cuntalarla saf tutmuş mantalite ve örgütlerin Suriye’deki Baas cuntasıyla saf tutması ayıp ve çirkin olsa da hayatın olağan akışına çok uygundur.

Bakın bu çevreler ne demokrasi ve hukuk devleti söylemlerini başka kimseye yar ediyorlar ne de ırkçı-ayrımcı politikaların temsilcisi olduklarını kabul ve itiraf edebiliyorlar. Çünkü söz konusu seküler-ulusalcı ideolojinin ürettiği hayat tarzı ve siyaset anlayışı ahlaki, vicdani, hukuki kriterlere değil son derece basit ve geçici olsa dahi menfaatlere yaslanır. Suriyeliler yabancı mı? Kime ve neye göre, ne zamandan bu yana yabancılar? Kürtlere zararlı ve yıkıcı imajını yapıştıran siyaset tarzını kimler üretmişti, şöyle bir anımsamakta fayda olur. İstanbul’u işgal eden Karadenizlilerin, etrafı talan eden Laz uşakları söylemi sadece fıkralara değil sinemaya, tiyatroya, romanlara da konu edilmişti, hatırlayacak olursak. Ahmet Muhip Dranas’ın güzel komşusu “Fahriye Abla”nın arkasından iç çekerek söylediği “En sonunda varmışsın bir Erzincanlı’ya” dizesi hiç de hayırhah bir atıf gibi durmuyordu, ne dersiniz?

Suriyeliler Asıl Öfkenin Ara Hedefidir

Rusya’nın ne dini ve tarihi, ne dili ve kültürü ama daha önemlisi coğrafyası bile uzaktan yakından alakalı değilken salt emperyal amaçlarla Suriye’ye ilişkin son derece sıkı, istikrarlı ve kuşatıcı bir politika üretmeye çalıştığı bir dünyadayız. Aynı şeyi Amerika için daha fazlasıyla söyleyebiliriz. İran’ın bölgedeki kaderi ve ortak paydası Suriye halkıyla değil Esed/Baas cuntasıyla kaim olabilir ancak. Suriye İslam coğrafyası olarak da Müslüman bir toplum olarak da bizim kaderimizdir. Ancak bu ‘biz’ kategorisinin içerisine İslam düşmanları, Müslüman halkların hasımları, bölgedeki despotik rejimlerin uzantıları, emperyalist devletlerin nüfuz casusları elbette ki girmiyor. İşin aslı esası bu güruh Türkiye’de nasıl ki Kemalist oligarşiyi Tek Parti dönemindeki haşmet ve kudretiyle hortlatmak istiyorsa aynı modeli Suriye, Irak, Mısır, Filistin ve diğer bölgeler için de aynıyla muhafaza etmek istiyor.

Taksim’e çıkıp bayrak açıp eğlenen Suriyeli gruba ne demek lazım? Allah akıl-fikir ve feraset versin evvela. Fakat yıllar yılı Taksim’de homoseksüel örgütlenmelerin yaygınlaşması hatta toplumsallaşmasını en iğrenç haliyle “onur yürüyüşü” olarak destekleyen çevrelerin Suriyeliler üzerine yaptığı değerlendirmeler İslam düşmanlığının tipik bir tezahüründen başka bir şey değildir. Radikal silahlı terör örgütlerinin ve ‘legal’ uzantılarının dahi Taksim’de bayrak açıp propaganda yapma hakkını savunup Suriyeli küçük bir grubun üstelik hiçbir şiddet unsuru içermeyen eylemlerini düşmanlaştıranlar tek kelimeyle ahlaksızdır.

Taksim bütün renkleriyle (sol-sosyalist, ulusalcı, milliyetçi) Kemalist ideoloji ve sınıflar için bir semboldür elbette. Taksim’e cami yapamazsınız yaptırmayız diyerek darbeye kalkışanların kimliği, mesleği, kurumu malum hepimize. Türkiye halkına ve meşru siyasi temsilcisine Taksim’e cami yapma hakkı tanımamış bu despotik-faşist güruhun Suriyeli küçük bir grubun birkaç saatlik neşesine azgınca saldırıp öfkelerini kusmasında şaşılacak bir şey yok.

Kemalist ideoloji ve devlet sınıflarının bileşenlerinden oluşan bu nefret dolu güruh, yaklaşık bir asırdır, İslami olan her şeyi Taksim’e gömmeye niyetli çünkü. Taksim, Müslüman toplumu modern-seküler hayat tarzıyla terbiye eden despotik rejimin bir tapınağı ve haremi olarak konumlandırıyorlar çünkü. Esed’in katledemediği, Rusya ve Amerika’nın canını alamadığı, İran’ın kanını akıtamadığı Suriyelilerin Taksim’e çıkmış olmasından ne büyük keder, ne derin bir elem ve pişmanlık duyuyorlar demek ki.

Mazlum insanlara karşı besleyip büyüttüğünüz öfkenizle kahrolun!

Yeni Akit