Türkiye'de yıllardır süregelen PKK zihniyetine karşı muhtelif gerekçelerle tavır alan bazı isimler, Suriye'deki SDG/YPG yapılanmasını farklı bir yere oturtmuş durumda.
Bu zatlar, PKK'nın 50 yıla yakın Türkiye'de icra ettiği vahşeti bilmenin yanı sıra örgüt uzantılarının Suriye'de İran ve Rusya destekli Esed rejimiyle nasıl iş tuttuğunu da yakından müşahede etti.
Esed rejiminin onayıyla Suriye'nin kuzeydoğusunu mesken tutan örgütün, PKK'dan aldığı destekle bölgede bir devletçik kurma hayalini bilmeyen kalmadı artık.
Bu yönüyle aslında SDG, YPG, PKK vs. fark etmeksizin bu yapıların hepsi Esed rejiminin bileşeni veya artığı vasfını ziyadesiyle hak ediyor.
Hal böyle iken Türkiye'de örgüte karşı tavır alan bazı kesimlerin, isimlerin Suriye sahasında PKK'nın argümanlarıyla hareket etmesi akıl tutulmasını gözler önüne seriyor.
Elbette bu isimlerin hepsinin üzerinde durmayacağız. Lakin AK Parti ile birlikte hareket eden, partinin ve dolayısıyla devletin PKK politikasını benimsemiş gibi görünenlerin Suriye'de Kürtçü tezlere sarılması kamuoyunun dikkatini çekmiş vaziyette.
Hüseyin Çelik, Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu gibi yolları AK Parti'den geçen bu kişiler, Suriye hükümeti ile PKK'nın uzantılarını aynı kefeye koyarak "Kürt hakları ihlal ediliyor" ajitasyonunu yapıyor.
Hüseyin Çelik, son derece çirkin ve hikmetten yoksun bir uslüpla, "'Terörist'likten Suriye Cumhurbaşkanlığı'na terfi ettirilen Ahmet eş'Şara'yı ve ekibini muhatap alıp, Suriyeli Kürtlerin ileri gelenleri ile hiçbir diyalog kurmamak hangi diplomatik zihniyetin eseridir?" ifadesini kullandı.
Çelik, YPG'ye yönelik operasyonları sanki Kürtlere karşı yapılmış gibi aktarıyor. Türkiye ve Suriye hükümetlerinin PKK'nın işgalci ve yayılmacı anlayışına müsaade etmeyen politikasını Kürt düşmanlığı olarak manipüle ediyor.
Mehmet Metiner, Kürtçü olduğu yönündeki eleştirilere "vız gelir, tırıs gider" diye atar yapıyor. Sonra eleştiri alınca tevil yoluna gidiyor.
Orhan Miroğlu, söz konusu Suriye olunca "Kürtler aşağı Kürtler yukarı" paylaşımlarını yapıyor.
Suriye Kürtlerinin haklarının güvence altına alınmasına ilişkin talepler elbette makuldur. Suriye hükümeti de bu konuda gereken adımları atmaya hazır.
Lakin SDG/YPG'nin Suriye'de adem-i merkeziyetçi taleplerinin reddedilmesini Kürt haklarının ihali olarak lanse etmenin PKK'nın Türkiye'de inşa ettiği mantaliteyi beslemiyor mu?
Örgüt, Türkiye'de kendini hep Kürt halkının temsilcisi olarak pazarladı. Kendisine yönelik her tepkiyi Kürt inkarı olarak yansıttı. Şimdi ise aynı tiyatroyu Suriye'de sahneliyorlar.
Suriye hükümetinin tüm ikna ve müzakere çabalarını görmezden gelen gelen örgüt, Halep'te saldırı başlatmıştı. Misillemeyle karşılaşınca hemen mağdur rolüne soyundular.
DEM Parti ve türevleri anında kara propaganda aygıtlarını devreye sokarak "Kürtler katlediliyor" yalanını servis ettiler. Oysa Halep'teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürt nüfusu olmasına rağmen buralar Kürt mahalleleri değil. Onlar böyle tanımlıyor.
SDG'nin şu an ABD yardımıyla elinde tuttuğu Deyrizor, Haseke ve Rakka'nın nüfusunun yüzde 80'nin Arap olduğu bilinen bir gerçek. Zira SDG içindeki milislerin yüzde 75'i Arap halihazirda.
Tüm bu gerçekler ışığında ABD'nin maaş vererek silahlandırdığı, İsrail'in bölünmüş bir Suriye arzusuyla kışkırttığı bu kirli şebekeyi Kürt halkı olarak tanımlamak hem haksızlık hem de koca bir yalan değil mi?
DEM Parti ve siyasi uzantılarının, sol-sosyalistlerin çete olarak yaftaladığı Suriye ordusuna karşı PKK'nın politikalarını savunmak tam anlamıyla bir savrulmaya işaret ediyor.
Suriye meselesi her yönüyle turnusol kağıdı işlevini icra etmeyi sürdürüyor. İrancıların, solcuların, siyasal Alevicilerin çirkin yüzünü ifşa eden bu beldedeki mücadele şimdi ise YPG fenomeni üzerinden kripto Kürtçüleri gün yüzüne çıkarıyor.