Suriye’de Kürtlere vatandaşlık dahi vermeyen kimdi?

ABDURRAHMAN GÜNER

Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri Halep’te SDG’nin tahakkümü altında bulunan bölgelerdi. 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde SDG bu mahallelerdeki ağır silahlı varlığına son verme taahhüdünde bulundu ancak PKK ve uzantılarının verdikleri sözler konusunda ne kadar “hassas” oldukları herkesin malumu…

Son süreçte SDG’nin buradaki askeri varlığı Suriye’yi gerçek bir devlet haline getirmeye çalışan Şara hükümetinin merkeziyetçi politikalarıyla uyumsuzluk ortaya çıkarttı. Şam’ın bütün iyi niyet dileklerine olumsuz karşılık veren SDG’ye karşı uluslararası desteği de ortadan kaldıran akıllıca adımları zaten görünür olan SDG’nin meşruiyet krizini ayyuka çıkardı. Netice olarak ise Halep SDG’den tamamen arındırılmış oldu. Şam hükümetinin bölge sakinlerine yaklaşımı ise Suriye’de yaşanan esaslı değişimi özetleyen cinsten. Söz konusu mahallelerde  operasyon yapacağını önceden ilan eden Şara hükümeti, sivillerin zarar görmemesi adına mahalleleri terk etmesi için iki çıkış kapısı açtı ve bir gün süre vererek Arap ve Kürtlere meselesinin etnik bir esasa dayalı olmadığı çok sarih bir şekilde aktarmış oldu.

“Kahraman askerlerimiz. Kürtler bizim kardeşimiz ve halkımızın asli bir parçasıdır. Biz, tüm halkımızı koruyacağımıza dair kendi kendimize söz verdik. Kürt kardeşlerimiz tacımızın mücevheridir. Onlar diğerlerinden katbekat daha fazla acı çektiler. Hem Esed rejiminden hem de SDG milislerinden zulüm gördüler. Onlarla sevgi ve barış içinde bir arada yaşama vaktimiz gelmiştir.”

Bu sözler Halep operasyonunu yöneten Tuğgeneral Avad Muhammed el Casim’e ait. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın Aşiretler ve Doğu Bölge Temsilcisi Cihad İsa Eş-Şeyh ise çatışma bölgesindeki Kürtlere yönelik şu mesajı yayımladı.

Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretlerinin ileri gelenlerine, toprağın, tarihin ve kaderin ortakları olan Kürt kardeşlerimize sesleniyoruz: Bugün sizlere ne bir düşmanlık diliyle, ne üstünlük iddiasıyla, ne de tehdit üslubuyla hitap ediyoruz.   

Yeni Suriye hükümeti, üstlendiği milli ve tarihî sorumluluğun bilinciyle şunu açık ve net şekilde vurgulamaktadır:
Birinci ve asli tercihimiz barış, diyalog ve milli ortaklıktır. Hukukun çatısı altında, ayrımcılığın ve dışlamanın olmadığı, tüm vatandaşların eşit olduğu bir devlet inşa etmektir. Kürt kardeşlerimize:

Sizler Suriye’nin asli bir parçasısınız. Kökleriniz bu toprağın tarihine derinlemesine uzanır. Fedakârlıklarınız inkâr edilemez, haklarınız pazarlık konusu yapılamaz.  Kürtlerin Suriye’deki geleceği  geçici dış projelere bel bağlamakta değil; tüm evlatlarıyla güçlü ve adil tek bir devlet içinde samimi bir ortaklıkta yatmaktadır.

Şara hükümetine bağlı asker ve sivil bürokrat iki ismin “üstünlük ve tehdit üslubunun” terk edildiğine yönelik özel vurguları Suriye’nin Baas diktası altında can çekiştiği yıllara ait önemli bir tarih bilincine işaret ediyor. Kürtler bölgede en büyük problemlerini Suriye’de yaşadılar. Suriyeli Kürtlerin kimlik dahi alamadıkları için memur yapılmadıkları herkesin malumu olan konular arasındaydı. Bunları bizzat Salih Müslim de 2014 senesinde BBC’ye verdiği röportajda ifade etti:

“Devletin memuru oluyor. Bazıları hâlâ maaşlarını alabilirler. Haseke'de de, Kamışlı'da da bazı memurlar vardır. Zaten Kürtleri memur yapmıyorlar…”

Peki, Suriye Kürtlerinin Esed diktasının hükmü altında konumları nasıldı? Tuğgeneral Avad Muhammed el Casim’in “Kürtler hem rejimden hem de SDG’den zulüm gördüler” ifadesi PKK’nın Suriyeli Kürtlerin maruz kaldığı dışlanmayı nasıl görmezden geldiği de düşünüldüğünde daha anlamlı bir yere oturuyor.  Rejimin Kürtlerle kurduğu “önce yok say sonra düşmanlaştır ve yok et” ilişkisini anlamak için Georgetown Üniversitesi'nden Gary C. Gambill’in 2004 senesinde yazdığı makalenin söz konusu kısmını çeviriyoruz.

Gary C. Gambill

“Suriye'de Kürtlerin Yeniden Uyanışı”

Suriye Kürtlerinin durumu 1963'te Baas Partisi'nin iktidara gelmesiyle daha da kötüleşti. Baas Partisi, 1940'ların ortalarında Suriye'de kurulduğundan beri militan bir şekilde Kürt karşıtıydı. Baas rejiminin Kürtler hakkındaki paranoyası, Mustafa Barzani'nin Kürt Demokrat Partisi'nin (KDP) merkezi hükümete karşı isyan ettiği Irak'taki olaylarla daha da arttı. Barzani'nin birçok KDP lideriyle yakın ilişkileri nedeniyle, Suriye'nin yeni hükümeti Irak'taki isyanın yayılacağından korkuyordu.

1960'lardaki Baasçı toprak reformu programları, geleneksel toprak elitlerinin ekonomik gücünü yok ederek Kürt topluluğunu siyasi olarak zayıflatmak için tasarlanmıştı. Bir kaynağa göre, Suriye'nin tarım reformu yasaları kapsamında el konulan tüm toprakların %43'ü çoğunluğu Kürt, Cezire vilayetindeydi. 1970'lerin başlarında hükümet, Kürtçe yer adlarını Arapça isimlerle değiştirmeye başladı (örneğin, Kobani kasabası bu süreçte "Ayn el-Arab" oldu) ve binlerce Arap'ı Türkiye ve Irak sınırındaki Kürt bölgelerine yerleştirdi.

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, sözde "Arap Kuşağı" (el-hizam el-arabi) projesini 1976'da resmen sona erdirmesine rağmen, Arap yerleşimcilerin el konulan topraklarda kalmasına izin verdi ve onlara birinci sınıf klinikler, okullar ve diğer tesisler sağladı; bu da Kürt komşuları arasında kızgınlığa yol açtı. Fırat Nehri üzerindeki hidroelektrik barajların inşası 1970'lerde çoğu Kürt köyüne elektrik getirse de, Kürt bölgeleri Suriye'nin geri kalanına kıyasla son derece az gelişmiş kaldı.

1960'lar ve 1970'lerde Kürt karşıtı baskının sürekli artan ölçeğine rağmen, Kürt toplumu içindeki siyasi bölünmüşlük, etkili bir direniş örgütlemesini imkânsız hale getirdi. 1970'lerin sonuna gelindiğinde, siyasi olarak aktif Kürt entelektüellerinin çoğu, ülkede siyasi bir hareket örgütlemekten ziyade ülkeyi terk etmekle daha çok ilgileniyordu. Binlerce kişi Suriye işgali altındaki Lübnan üzerinden Avrupa'ya kaçtı (ironik bir şekilde, Suriyeli istihbarat görevlileri onları kaçırmakla ilgili çeşitli suç şebekelerinden büyük kârlar elde etti).

Suriye Kürtlerinin siyasi aktivizmi, Esed rejiminin Irak ve Türkiye'deki Kürt ayrılıkçı gruplarına verdiği destek nedeniyle de beklenmedik şekilde zayıfladı.  Suriye'nin 1980'lerin başında PKK’yı destekleme kararı daha da zararlı bir etkiye sahipti. Şam'a taşındıktan sonra PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki Kürt hakları mücadelesini alenen kınadı ve sık sık Esed rejiminin dışlayıcı “Suriyeli Kürtlerin çoğunun Suriye yerlisi olmadığı” iddiasını tekrarladı. Suriye Kürt aktivistleri, Avrupa'daki büyük Kürt diasporası tarafından düzenlenen siyasi konferanslarda genellikle düşmanca bir karşılama gördüler çünkü faaliyetleri PKK için bir tehdit olarak görülüyordu.

1990'larda Baas rejimi PKK'ya olan desteğini artırdı ve Suriyeli Kürtleri PKK saflarına katılmaya teşvik etti. Askerlik hizmetinden muafiyet gibi “olumlu” teşvikler, yeterli sayıda Suriyeli Kürt'ü PKK'ya katılmaya ikna edemeyince, hükümet Kürt aşiret liderlerini bir "kota" doldurmaya zorlamaya başladı. Türk istihbarat kaynaklarına göre, 1990'ların ortalarında Suriyeli Kürtler PKK savaşçılarının %25'inden fazlasını oluşturuyordu. PKK, fiilen Suriye hükümetinin kendi Kürt azınlığına yönelik baskısının bir aracı haline geldi.[1]

Suriye Kamışlı’da 2004 yılında gerçekleşen futbol maçı sırasında ortaya çıkan protesto gösterilerinin ardından Esed rejiminin iddiasına göre 52 kişinin yaşamını yitirmesi ile sonuçlanan katliam ise Suriye Savaşı’ndan önce rejimin Kürtlere bakışını özetleyen hadiselerin başında geliyordu. Bugün ise artık tarihin yeni bir sayfasındayız. Suriye Devrimi ile Suriye üzerindeki ölü toprağını atıyor. Yıllarca Nusayri diktatörlüğünün dehşet ve zorbalığı sebebiyle dışlanan kesimler bugün merkeze geliyorlar. Suriye halkı Suriye’yi yönetmeye hazırlanırken her şey tabi ki tozpembe değil. Ekonomisi ve şehirleri yerle bir edilmiş kesintisiz savaştan geçmiş bir ülkeyi kısa sürede düzlüğe çıkartmak hayalcilik olacaktır ancak geleceğe umutlu bakmamızı sağlayacak verilere sahibiz!

Bugün Halep’te yaşananları, Suriye’de Kürtlere kimlik dahi vermeyenlerin kim olduğunu hatırlamadan anlamaya çalışmak abesle iştigal etmektir. Kürtleri yok sayan bir rejimle yıllarca ittifak kuran PKK ve uzantılarının Türkiye’deki son süreçte düşünüldüğü vakit bölgede miadı dolmuştur. Hele de Halep’tekine benzer bir çatışma dilini kullanması durumunda her şeyden önce Kürtler tarafından mahkûm edileceğini öngörmek için de çok akıllı olmaya gerek yok. Suriye ve Türkiye’de geniş kapsamlı bir gelişim ve değişim sürecini “‘Terörist’likten Suriye Cumhurbaşkanlığı’na terfi ettirilen Ahmet Şara’yı ve ekibini muhatap alıp, Suriyeli Kürtlerin ileri gelenleri ile hiçbir diyalog kurmamak hangi diplomatik zihniyetin eseridir?”” sözleriyle değerlendirebilmek tarihin en zor katliamlarından geçip bugünlere gelen Suriyeli Arap ve Kürtlere haksızlıktır.

Suriye’yi var olan ezberleri üzerinden “değerlendirmeye” çalışanlar üst akılcı yorumları, siyasi çıkarları ve yanından geçilmez kibirleriyle ne Ahmed Şara’yı ne de ”sizlere Halep mahallelerinin özgürlüğünü müjdeliyorum” diyen Usame Müslim’i anlamayacaklar. Suriye ırkçı, laik-despot dayatmalardan arınarak geleceğini inşa ediyor.

Tarihin doğru tarafında yer almak bu kadar zor olmasa gerek!

 

[1] Gary C. Gambill, “The Kurdish Reawakening in Syria”, Middle East Intelligence Bulletin, Vol. 6, No. 4, 2004, 13.

Wisconsin Üniversitesi'nden matematik alanında lisans, Georgetown Üniversitesi'nden ise Arap çalışmaları alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Foreign Policy , National Interest , Jerusalem Post ve National Post'a sık sık katkıda bulunmuştur .


 Haber görseli: Suriyeli bir mülteci, hiçbir hak veya statü sağlamayan ve kayıt dışı, yurtsuz Kürtlere verilen "maktuumeen" kartını gösteriyor.