Suriye Halkını Es Geçen ‘Süper’ Stratejiler

KENAN ALPAY

 

Suriye üzerine yapılan değerlendirmelerin bölgesel ve küresel stratejilere endekslenmesi ahlaki ve siyasi açıdan ciddi sapmaları beraberinde getiriyor. Bu çerçevede ABD ve AB bloğuna karşı Rusya ve Çin bloğu, İran’a karşı konumlanan Suudi Arabistan-Katar dengesinde Türkiye’nin aldığı pozisyon giderek daha fazla tartışılıyor.

Türkiye’nin bölgesel ve küresel kamplardan bağımsız hareket edemeyeceği, dış politikasını yürütürken NATO adına daha çok ABD ve AB’nin askeri-siyasi desteğiyle bölgeye ilgi duyduğu güçlü ve yaygın bir iddiadır. Yine Suudi Arabistan ve Katar tarafından hem ekonomik olarak desteklendiği hem de İran’a/Şiiliğe karşı mezhebi olarak kışkırtıldığına dair bazı verilerle Suriye’ye olan ilgisi izah edilmektedir.

Bu durumda hemen her bölge için söz konusu olduğu gibi Suriye de, Suriye olmaktan daha fazla şeyleri ihtiva etmektedir. Bunu bir yere kadar normal sayabiliriz. Ama olan biten her şeyi görünen/yaşanan olgulardan öteye anlamlarla tanımlamaya ve konumlandırmaya kalkışmanın getireceği büyük açmazlar söz konusudur. Görünen/yaşanan olguları değersizleştirerek bir takım söylem ve muhayyel planlara yaslanan yorumsamalara merkezi önemler atfeden tahlillerin kapısını kadar açmak insani/ahlaki açıdan marifet değildir.

Gerçekçi Ol, Suriye Halkını Yok Say!

68 Kuşağı’nın ironik sloganlarından biri de şuydu: “gerçekçi ol, imkânsızı iste!” Bu nostaljik ve ironik sloganda da vurgulandığı gibi ‘gerçekçilik’ imkânsızı talep eden kitlelerin başucuna yerleştirilmişti. Suriye’de 15 aydan buyana vuku bulan Baas-Esed rejimine başkaldıran kitlelere de imkânsızı talep etmesini öneren “ulu’l elbab” (akıl sahipleri) de yok değil.

50 yıllık bir askeri cunta tarafından halkı esir, toprakları rehin alınmış Suriye gerçeği her gün tanklarla ezilerek ve kanla yıkanarak tecelli ediyor. Baas-Esed diktasının zalim ve işbirlikçi karakterine karşı toplumdan yükselen muhalefet dalgasını olur-olmadık yerde Batı’nın planlarına bağlamak öncelikle rejimin bekası adına kan dökmesini meşrulaştıran bir söylemdir.

Suriye halkı, kendilerinden önce Tunus, Mısır ve Libya’da işbirlikçi diktalara başkaldıran kardeşleri gibi ayağa kalkmıştır. Öncelikle zulmün, zalimin def’ini hedeflemişlerdir. Takıntı derecesinde dışarıdan kaynaklanan kışkırtmalar, etnik ve mezhebi çatışmalar, yeni sömürge planları diye devam eden tahliller ne Suriye halkına ne de diğer Müslümanlara fayda sağlamaktadır.

Dış tahrik ve kışkırtmayı merkeze alarak tuzaklara dikkat çekme görevi adına aslında mevcut statükonun devamına katkı sağlanmaktadır. Suriye’de değişim-dönüşüm taleplerini anlamsız kılan en önemli faktör mükemmel bir kitlesel İslami muhalefet arayışıdır.

Dikkat, Suriye Halkı Adına Konuşuyorum!

Binlerce Müslümanın, sistematik bir cinayet şebekesi olarak işleyen Baas-Esed cuntasına karşı Suriye’nin hemen her bölgesinde 15 aydır direniyor olmasına değil de ABD, AB ve İsrail’in ne dediğine odaklanarak sürekli korku üretiliyor.

Esed-Baas diktası yıkılırsa ne olacak? Esed-Baas cuntasından daha zalim bir rejim mi ihdas edilecek? Mezhebi ve etnik çatışma mı planlanıyor?

Suriye halkının bu süreçte sormadığı bir dizi sorular-kuşkular nedense Türkiye’de bazılarının aklından hiç çıkmıyor. Suriye’nin geleceğinden bazıları fazlasıyla endişeli gözüküyor. Ölümü, işkenceyi, yıkımı, hicreti, yoksulluğu yani hemen her şeyi göze almış bir halkı yok sayan tahlil ve tespitler ne kadar sağlıklı olabilir ki?

Enteresan olan şu: Suriye halkının değişim-dönüşüm iradesini kimi zaman pasif ama çoğu zaman edilgen bir statüde görerek küresel ölçekte bir yerlere oturtmanın adı siyasal-sosyolojik çözümleme olmuş.

Çok matah bir işmiş gibi muhtemel tehdit ve tehlikelere dikkat kesilmeyi salık veren öğütler, mevcut kıyım ve yıkımları önemsizleştirme adına bir narkoz gibi piyasaya takdim ediliyor. İslami-insani sorumluluklar adına harekete geçmeye değil harekete geçmemeye çağrılıyoruz.

Suriye halkı üzerine tank sürmeyi teamül haline getirmiş kan içici bir rejime karşı ne yapsın? Baas-Esed cuntasına bir 50 yıl daha katlanmayı taahhüt ederse küresel hesapları boşa çıkarmış olur mu? Esedsiz-Baassız bir çözümden başkasına razı olmayan İran ve Rusya’nın ellerinden ve gözlerinden öperek ABD, AB, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’yi mi çatlatsın?

Ey Ulu’l Elbab! Türkiye halkı değil Suriye halkı sizden nasihat bekliyor: Devam eden Baas katliamına karşı siz nerede duruyor ve ne yapıyorsunuz?