Sur’daki Mobil Hafızalar

Akif Emre

Diyarbakır Sur'da çatışma çıkmadan önce evlerini terk eden insanların resimleri her anlamda ürperticiydi. Yüzlerce kare fotoğraf, görüntü eşliğinde insan vicdanını kanatan haberler arasında bazı kareler var ki çok farklı çağrışımlar yüklü. Bir yanda yakılan camiler, bombalanan evler, bebek beşiklerine kadar kurulan bubi tuzakları, cesetler, yaralılar... Adeta kelimelerin tükendiği bir sınırdayız. 

Dün ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile birlikte evlerini terk eden insan manzaraları... Belli ki operasyon yapılacak, evlerinin içine kadar mevzilenen, tuzak kuran PKK'lılara rehin düşmeden, çatışmada hedef olmamak için ilk fırsatta bölgeyi terk ediyorlar.

Sırtladığı yorganıyla iki büklüm ihtiyar, havaalanında seyahate çıkar gibi tekerlekli valizini çeken genç kız, aynı mahalleden. İlk bakışta fark edilmeyen sıradan bir fotoğraf... Yaşlı bir kadının koluna girmiş orta yaşlarda başka bir kadının felaketten önceki bir sığınığa yetişmenin telaşesi, korkusu yüzlerinden okunuyor. Her ikisi şehirli bir Müslüman kadının kıyafetinde, düzgün tesettürlü ve mantolular. Genç olanın, belki annesini adeta yangın yerinden çıkarıp emin bir yere çeker gibi bir hali var.

Kadın, bir yandan yaşlı olanın kolunu sıkıca tutup adeta çekerken diğer koluna büyük gelen bir bilgisayar kasası taşıyor. Belli ki bilgisayar hem hacmi hem ağırlığıyla kadını zorluyor. Diğer tarafta nefes nefese kalan yaşlı kadını bir an evvel oradan çıkarmaya çalışıyor.

Terör, şiddet, çatışma, can güvenliği ve bilgisayar... Başka bir karede görüntüsüyle Müslüman bir Anadolu kadını bir elinde tekerlekli valizini çekerken diğer elinde bilgisayarın monitörünü itina ile taşımaya çalışıyor. Kim bilir belki de farklı kadınların adeta kucaklayarak kurtardıkları aynı bilgisayarın kasası ile monitörü... Anadolu insanının yangından, felaketten ilk kurtaracakları şeyler az çok bilinir. Elbette herkes gibi acil hayati öneme sahip eşyalar. Belki bir hatıra... Daha derinlere gidecek olursak Kelamı Kadim.

Her haliyle Müslüman iki kadın can güvenliği için evini terk ederken yanına aldığı şeyin bir bilgisayar olması oryantalist okumaları da altüst ediyor. Bilgisayarın herhangi bir ev eşyası olmaktan öte hayatımızdaki yerini tartışmaya gerek yok. Ancak o bilgisayarın aynı zamanda artık hafızamız haline geldiği bir enformasyon devrimini değil, ama devrini yaşıyoruz...

Sur'da yaşananlar bu toprakların hafızasını silen, yok eden, inkar eden bir ideolojik şizofreninin resmidir. Hafızayı silen ideolojik teröre karşı hafızasını yükle/ndiği harddiskle birlikte canını kurtarmaya çalışan bu toprakların hafızası iki kadın var karşımızda. 

Cahili davalar uğruna kan akıtanların ilk önce katlettikleri bu toprakların hafızası, benliğinin köklerini oluşturan birikimi. Modern zamanların idrakinde iki Müslüman kadın fiziki varlığıyla birlikte varlığına anlam katan kimliğini, hafızasını terörize etmeye kalkanlara karşı sembolik hafızasını yanına almış sanki. 

Bu topraklar, adına sergilenen şiddet fotoğrafını haklılaştıracak bir hafızaya sahip değil. Yeni hafızalar eklemleniyor toplumun parçalanmış benliğine. 

Ne silahların gölgesinde çekilen Sur fotoğraflarının, ne de bombalardan sonra Sultanahmet görüntülerinin arkasındaki figürlerin bu toplumun hafızasında karşılığı yok. Ancak seyyar hafızalar ülkesine dönüşen ülkenin insanlarına yeni kodlar icat ediliyor, yeni deli gömlekleri giydiriliyor. Her acı, akan her damla kan kurmaca da olsa yeni hafızalar, yeni anlamlar örgüsü icat etme potansiyeline sahip.

Bir kadının koluna sıkıştırdığı bilgisayar hafızasının resmettiği anlam siyasal atmosferin şifreleri içinde kimi ipuçları verebilir. Daha çok Barthes'in 'kodu olmayan mesaj' tanımında bir derinliksizlik yaşanıyor. Fotoğraf bağlamında kodu olmayan mesaj tanımı iletişim toplumunun özelliği anlamında bir yere oturabilir. Bilgisayarlarını yangında ilk kurtarılacaklar arasına alan kadınların resmettiği mesajın kodlarını da doğru okumak durumundayız. Bunca şiddet ve teröre karşılık iletişim teknolojisinin imkânlarıyla bu ilkelliği aşma çabası, bir bakıma farklı düzlemde bir var olma imkanı olarak okunabilir.

Devlet katında silahların gölgesinde verilen mesajlar son derece kültürel kodları olan anlam dizgeleri oluşturma çabasında. Gerek kavram gerek kullanılan görseller de resmi devlet kodlarından çok toplumun kültürel hafızasını referans alan göstergelerden itina ile seçilmiş gibi. Diğer tarafta toplumun kültürel kodlarına taban tabana zıt ideolojik kimliklere yansıyanlar ise tam bir köksüzlük sergiliyor. 

Bu zamana kadar tanımamakta ısrarcı davrandığı kültürel kodlarla temas kurmaya çalışan resmi devlet dilinin toplumla sahici temas kurup kuramayacağını zaman gösterecek. Diğer tarafta icbar edilen yeni kimliklere silinmesi zor acılı bir hafıza oluşturmak isteyen seküler etnik örgüt dili.

Görüntüsüyle bu toprakların tüm hafızasını temsil eden üç kadının taşıdıkları yapay hafızanın varoluşsal hafızalarının yerine ikame edilecek mi? Cevabı verilmesi gereken temel soru budur.

YENİ ŞAFAK