Sünnîler Şia karşısında donanımsız mıdır?

Serdar Demirel

Türkiye Müslümanları Şiîliğe karşı donanımsız ve savunmasız mıdır? Geçen yazıda gündeme getirdiğim ve bazı kesimler tarafından paylaşılan bu endişeyi analiz etmek niyetindeyim bugün.

Aslında bu soruyu, “Dünya Müslümanları Şiîlik karşısında yeterli donanıma sahip değil midir?” diye de sormak mümkün. Bu soru, özellikle de içine girilen yeni dönemde dayanağı olan bir sorudur.

Şiîlik üzerine çalıştığım ilk yıllarda Şiî din adamlarının Ehli Sünnet kaynaklarına dair ilgisini ve vukûfiyetini hayretle müşâhade etmiştim. Ancak çalışmalarım ilerledikçe meselenin gerçek çehresini görmüş; bu vukûfiyetin yüzeysel ve mezhebi ilgilendiren boyutlarda ve daha çok manipülatif içerikte olduğunu fark etmiştim.

Şöyle izah edeyim:

Tarih boyunca Müslümanlığın merkezini Ehli Sünnet oluşturmuştur. Şiîlik 60’tan farklı fırkalarıyla kahir ekseriyeti oluşturan bu çoğunluk içinde hep azınlık kalmıştır. Azınlıkta kalmanın getirdiği psikolojiyle kendisini Ehli Sünnet çoğunluk karşısında hep isbata mecbur hissetmiştir. Yani “haklı” olduğunu ve “hak fırka” olduğunu isbatlama refleksiyle hareket etmiştir.

Böyle olunca da Ehli Sünnet kaynaklarını tefsirden hadis literatürüne, fıkıhtan kelam ilmine varana kadar didik didik taramış; bu kaynaklarda varolan lehte rivayet ve yorumlar, Ehli Sünnet karşısında bir cedel yöntemi üzerinden muhalifi ilzam etmek üzere konuşlandırmış, aleyhte olan rivayet ve yorumları ise teker teker çürütmeye çalışmıştır. Bir anlamda kendini haklı çıkarmak gayreti. Şiî ilmi literatür incelendiğinde bunu rahatlıkla görülebilir.

Bu zeminde oluşan Şiî literatür dinî eğitimi veren merkezlerin de temel malzemesi olmuştur. Yani dinî eğitim almak üzere medreselere giden öğrenciler bu literatürün cedel yöntemiyle muhalif olan Sünniliği alt etmek amacıyla yetiştirilmektedir. Bu da iki fırka müntesibinin karşılaşmasında Şiî din âlimlerine Sünnî âlimlere karşı önemli bir avantaj sağlamıştır.

Çünkü Sünnî ilmî gelenekte Şiî tenkitine ayrılan yer, ilkinin aksine çok azdır. Sünnî ilmî literatürde sadece ilgili konularda Şiî iddialara yer verilip meselenin aslı izah edilerek geçilir. Azınlık karşısında kendini isbat etme ihtiyacı hissetmemiştir. İlim ehli yetiştiren medrese ve üniversitelerde ise Şiîlik neredeyse görmezden gelinmiştir. Bu durum hâlâ geçerliliğini korur. İlahiyat üniversitelerinde mastır ve doktora yapmış bir Sünnî bile eğer meseleye özel olarak eğilmemişse Şiîliği pek bilmez. Ama Şiîlerde durum tam aksinedir.

Bu yüzden Şiî âlimler Ehli Sünnet kaynaklarını Sünnî âlimlerin Şia kaynaklarını etüd etmesinden daha fazla etüd etmiş ve dolayısıyla ihtilaflı konularda herdaim antremanlı olmayı bilmiştir.

Bu sıradan müntesipler için de geçerlidir. Ehli Sünnet ve Şia arasındaki ihtilaflara gâyet temrinatlı olan din adamlarının gözetiminde bilgilenen sıradan Şiî müntesipleri bile sürekli muhatap oldukları propagandanın sunduğu avantajla bu konularda zihinleri canlı, bilgileri de manipülatiftir.

Hâlbuki Şiîliğin ilmî dayanakları Ehli Sünnet karşısında çok güçlü değildir. Ama yukarıda anlattığım durumun avantajını iyi kullanan Şiî söylem karşısında Sünnîler kendi konumlarının zayıf olduğu zehabına kapılabilmekteler. Bunu şahsi tecrübelerimden biliyorum.

Buna İran İslam Devrimi’nin antiemperyalist söyleminin ve İsrail karşıtı duruşunun etkisini de kattığımızda konu hakkında yeterli donanıma sahip olmayan Sünnîlerin, Şiîliğin hem dinî hem de siyasi söyleminden etkilenmesi kolay olmaktadır. Bence meselenin özü budur.

YENİ AKİT