Söz dinlemeyen çocuklar

Cihan Aktaş

İtaatin erdem sayıldığı bir kültürel geleneğimiz var. Dağılan parçalanan imparatorluk yapısını ayakta tutma kaygısı, kolay değişmeyen bir telakkinin modern biçemlerle yeniden üretilmesini getirmiştir. İdeal yurttaş öyleyse Durkheim esinli Gökalp’in ifadesiyle, gözlerini kapatarak vazifesini yapacak biri olmalıdır. Dinî mesellerde fazlasıyla örneği bulunacak bu otoriteye her durumda itaat övgüsü, Kur’an’ın “hiç akletmiyor musunuz...” diye başlayan ayeti kerimelerindeki uyarıları gözardı edilecek kadar yüceltilir.

Bu içselleştirilmiş tebaa tutumu bir ölçüde Cumhuriyet rejiminin yapısının “ululemr” olarak kabullenilmesiyle de süregelmiştir.Orhan Kemal’in Bekçi Murtaza’sının hayat felsefesinde de “gözlerimi kaparım vazifemi yaparım” anlayışının anonim sesi ulusçu söylemlerle pekişerek yankılanır ya...

Öylesine içselleştirilmiş bir yankı ki bu, en duru bilinçlerde dahi “Müslüman mı yoksa tebaa mı yetiştiriyoruz?” gibi başlıkları olan yazılarıyla Müslümanlardaki itaat kültürünü sorgulayan Aliya’yı, “Bilge Kral” olarak taltif etmek ister.

Dursun Çiçek’in kızı İrem Çiçek bir söyleşisinde babasının masumiyetine duyduğu inancın sebeplerini açılarken, “Babam üstlerine itaat ederdi” diyordu ya... Ordunun kendi içindeki hiyerarşik yapısının doğasının siyasal partilerde de yankılanması ilginçtir.

Fatih Erbakan’ın olaylı Saadet Partisi kongresinin ardından verdiği bir röportajda Numan Kurtulmuş’u destekleyen delegeleri, “Babama itaat etmeyenler Milli Görüşçü olamazlar” mealinde bir yargıyla eleştirmesi dikkate değerdi bu açıdan. Böylelikle denebilir ki Saadet Partisi, ta Milli Nizam Partisi’nden itibaren evrilmeye giden muhalefet içinde tebaa kültürü- şûra kültürü şeklindeki ayrışmanın sebebini işte bu cümleyle tanımlamış olmakta.

Kadın da kocasına sanki tartışmasız itaatle mükelleftir, aileye huzuru kazandıracak sebep de bu mutlak itaatle mümkün olabilir ancak, muhafazakâr/yenigelenekçi düşünürlere göre! Nizamiye kapılı bir kışla mıdır ev! Saygıyı, ilgiyi, ihtimamı hak eder kişi, zaman içinde. “Tabi kadın” ise açık ki zamanla gözden düşmeye aday, benliği bastırılmış, cezalandırma korkusu, ödüllendirilme umudu içinde “hazır ol” safında bekleyen bir “nefer”dir.

Aile ilişkilerinde –aslında bütün ilişkilerde- itaat kelimesinin yerini ihtimam kelimesinin alması daha geliştirici ve olumlu değil mi... Her şey aileden geliyor, ama aile de ordunun derin karizmasından etkilenmiyor mu sürekli...

Çocukluğumda babamın bazen, evi resmen annem mi yönetecek kendisi mi, bu soruyu öne sürerek seçime gittiğini hatırladım şimdi bu satırları yazarken. Seçim gizli oyla gerçekleşirdi ve annem kazanırdı. Babam gülerek, evet anneniz kazandı, ama ben de hemen darbe yapıyorum, yönetici yine benim, derdi. Yine de babamdan tabi üreten yapılara karşı sorgulama alışkanlığını kazanmadım değil.

Asım Öz’ün “Saatçi Musa” olarak tanınan Musa Çağıl ile gerçekleştirdiği, bir dönemin ruhunu kavramak açısından çok önemli bir belge niteliğini taşıyan nehir söyleşi kitabını okurken de baktım, Çağıl sıklıkla bu itaat algısının problemlerine değiniyor. (Saatçi Musa, Beyan Yayınları; 2010)

Çağıl, genç yaşta mahut Malatya Suikastı’na karışmasına sebep olan arka planı anlatırken, şunları söylüyor: “...Ağabeyim askere gidince okulun arkasını getiremedim. Orta üçüncü sınıftan ayrılmak zorunda kaldım. O yıllarda dönemin çocukları için en önemli erdemin ve beklentinin “itaat” olduğunu da belirtmeliyim. (...) Babam klasik bir mollaydı. Yöneticilere itaatin gerekli olduğunu söylerdi. Ben yaşım ilerledikçe onun bu konudaki yaklaşımlarını yanlış bulmaya başladım.”

Genç yaşta hasbelkader içine çekildiği bir suikastın mayınlı zeminine saplanıp kalmama başarısını kitaplara düşkünlüğü ve özeleştiriye verdiği önemden aldığı anlaşılan Çağıl’ın hatıralarında, Dersim olayları sırasında bir kıta komutanının içine düştüğü güçlük de yer buluyor: “Aynı zamanda iki tane çıkılmaz hissin ortasında kalmıştım: Birincisi: Askerlikte emre mutlaka itaat. İkincisi: Göre göre bildiğim, olacak olan zulümlerden kaçmak, o ortamda istifa etmek, belki başka manalar verilmek endişesi...” dermiş, söz konusu komutan, Hulusi Yahyagil.

“İtaat “bağlamında sözü Necmettin Erbakan’a getiriyor Çağıl bir yerde: “...Meşveret yapmaz. Yapsa da değer vermez. Usulen yapar sonunda kendi kararını uygular.”

Saadet Partisi’nin nihai siyasal atağı etrafındaki açıklamalarına bakıyorum da... 70’lerde MSP’ye siyasal çatışma ortamında farklı, güvenilir bir duruş kazandıran söylemlerin bile o kadar gerisine düşüyor ki...

aktascihan@gmail.com

TARAF