Soykırımcı İsrail’in Gazze’deki çete stratejisi

"İsrail’in sağladığı teknik ve teknolojik üstünlüğe rağmen Yaser Ebu Şebab’ın etkisiz hale getirilmesi, bu tür yapay grupların temel zayıflığını; toplumsal meşruiyetten yoksun, hain damgası yemiş her yapının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır."

İsrail’in Gazze’deki Çete Stratejisi: Taşeron Şiddet ve Kontrollü Kaos

Mehmet Rakipoğlu / Kritik Bakış


Trump’ın Barış Konseyi de tıpkı İsrail’in milisleri gibi, Filistinlilerin kolektif hafızasında sömürgeci bir dayatma olarak yer edilip başarısızlığa mahkûm olma ihtimali yüksektir. Bu anlamda Gazze’nin geleceği, ancak halkının iradesi ve onurunu gözeten, yerel dinamikleri anlayan çözümlerle şekillenebilir. Dışarıdan dayatılan her model, Ebu Şebab’ın acı sonu gibi, kaçınılmaz bir çöküşe sürüklenecektir.

İşgalci İsrail, ateşkese rağmen Gazze ve Lübnan’daki saldırılarına devam ederken aynı zamanda, Gazze’deki krizi derinleştirmek adına birtakım girişimlerde bulunuyor. Siyonizm’in kuruluş aşamalarından beri devam ede gelen ve bir süreklilik arz eden iç çatışma, istikrarsızlık oluşturma adına hedef alınan noktalarda karışıklık çıkarmak isteyen işgalci rejim, Gazze Şeridi’nde bazı aşiretlere bağlı milisleri ve silahlı grupları destekleyerek uzun vadeli bir stratejinin güdüyor. Bu stratejinin temel amacı, Hamas’ın Gazze üzerindeki otoritesini zayıflatmak ve hareketi Gazze içi çatışmalarla meşgul ederek İsrail’e yönelik tehdit oluşturma kapasitesini sınırlamaktır. Bu anlamda İsrail’in Filistinliler arasında ayrışmalar oluşturmak istediği; sınırlı da olsa var olan mevcut ayrılıkları derinleştirerek, bağımsız bir Filistin devleti hedefi etrafında birleşmelerini engellemeye çalıştığını ifade edilebilir. Bu durum klasik sömürge stratejilerinin bir ayağı olan “böl ve yönet” olarak tanımlanan politikanın bir ayağıdır.

İşgal Taktikleri

İsrail, Gazze’deki direnişe karşı ihdas ettiği bu milisleri desteklemeyi çeşitli yollarla gerçekleştirmektedir. Bu anlamda Siyonist rejim bu gruplara silah, mühimmat, askeri teçhizat, nakit para, yakıt, gıda gibi önemli maddi destekler sağlamaktadır. Ayrıca, İsrail desteklediği milis grupların üyelerine İsrail hastanelerinde tıbbi tedavi imkânı sunulmakta ve ailelerine yardım yapılmaktadır. Bu grupların, İsrail işgal ordusunun kontrolündeki bölgelerde (sarı hat) serbestçe hareket edebilmelerine ve hatta korunmalarına izin verilmektedir. İsrailli işgalciler, bu desteğin karşılığında milislerin, İsrail askerlerini riske atmadan, Hamas’a karşı istihbarat toplama, tünelleri arama ve şüphelileri gözaltına alma gibi operasyonel görevler üstlendiklerini belirtmektedir.

Ancak bu strateji, İsrail içinde de tartışmalara yol açmaktadır. Bazı İsrailli yetkililer, taktiksel olarak İsrail askerlerinin riskini azaltsa da stratejik olarak bu milislerin ileride tıpkı Oslo Anlaşmaları sonrası silahlandırılan güçlerin İkinci İntifada’da İsrail’e yönelmesi gibi bir geri tepebileceği endişesini taşımaktadır. Ayrıca, özellikle İsrail istihbarat ve güvenlik bürokrasisine göre, bu grupların suç geçmişine sahip liderler tarafından yönetilmesi ve ideolojik bir bağlılıktan ziyade parayla motive olmaları, onları güvenilmez ortaklar haline getirmektedir. Bu grupların hiçbiri İsrail yanlısı olmamış veya Filistin ulusal hedeflerinden vazgeçmemiştir.

Direniş ve Yaser Ebu Şebab Örneği

İsrail Gazze’de direnişi ve direniş mantığını yok etmek için yıllardır yüzlerce yöntemi hayata geçiriyor. 1948’den beri kurumsal, öncesinde dağınık biçimde devam ettirilen Siyonist terör, etnik temizlik, soykırım, işgal ve ilhak, rast gele bombalama, insani yardımın girişini engelleme, direniş hakkında konvansiyonel ve/veya sosyal medya üzerinden dezenformasyon yayma vb. adımlarla Gazze’yi ve Filistin’i bitirmeye çalışsa da Gazze ve Filistin halkı, İsrail destekli bu milisleri işbirlikçi ve hain olarak görmektedir. Herhangi bir şekilde Gazze halkının desteğini alamayan bu işgal yanlısı yerel işbirlikçileri İsrail’in bütün desteğine rağmen Gazze’de direnişe karşı her geçen gün büyük kayıplar yaşamaktadır. Örneğin Yaser Ebu Şebab liderliğindeki Ebu Şebab gibi gruplar, Gazze’nin güneyinde belirli bölgelerde kontrol sağlasalar ve kendilerini Hamas karşıtı bir güç olarak sunsalar da, halkın gözünde savaşın kaosundan yararlanan suç şebekeleri olarak görülmektedir. Ebu Şebab’ın Gazze’de şiddetli bir kıtlık yaşanırken yardım konvoylarını yağmalaması, halkın çeteye karşı bakışını doğrudan şekillendirmiş ve İsrail yanlısı olduklarına dair Gazze’nin kahir ekseriyetinde yer alan bu algıyı güçlendirmiştir. Dahası ateşkesin devreye girmesiyle birlikte Hamas’ın ve diğer direniş güçlerinin sahadaki etkinlikleri artmış ve Yaser Ebu Şebab ortadan kaldırılmıştır. Böylelikle İsrail’in soykırımla bitiremediği direnişi sonlandırmak için kullandığı aparat olan ve işgalin çete stratejisinin en önemli ayağı olan Yaser Ebu Şebab büyük oranda etkisiz hale getirilmiştir.

Hamas, Gazze’deki meşruiyetini ve Ebu Şebab gibi oluşumlara yönelik halkın algısını başarılı bir şekilde kullanarak meşruiyetini pekiştirmektedir. Aralık 2025’te Yaser Ebu Şebab’ın öldürülmesi, bu stratejinin en önemli örneklerinden biridir. Her ne kadar ölüm olayı, rehin alınan bir aile üyesi nedeniyle Ebu Şebab’ın grubu ile Ebu Suneyme ailesi arasında çıkan bir çatışma sonucu gerçekleşmiş olsa da, Hamas’a bağlı İçişleri Bakanlığı ve güvenlik güçleri bu durumu hemen propaganda amaçlı kullanmıştır. Bir Telegram mesajında, “Size söylediğimiz gibi, ‘İsrail sizi koruyamayacak’ ifadeleriyle Ebu Şebab’ın ölümü “her hainin kaçınılmaz kaderi” olarak nitelendirilmiş ve diğer milislere “iş işten geçmeden” teslim olmaları çağrısı yapılmıştır Gazze’deki Filistinlilerin ve hatta Lübnan’daki mülteci kamplarının Ebu Şebab’ın ölümünü tatlı dağıtarak kutlaması, Hamas’ın bu zaferi ne denli etkili bir şekilde sahiplendiğini göstermektedir.

Yaser Ebu Şebab’ın Liderliğinin Sonu: Teknolojiye Karşı Toplumsal Direniş

İsrail’in sağladığı teknik ve teknolojik üstünlüğe (istihbarat, hava gözetimi, koruma) rağmen Yaser Ebu Şebab’ın etkisiz hale getirilmesi, bu tür yapay grupların temel zayıflığını, halk desteğinden ne kadar yoksun olduklarını ortaya koymaktadır. İsrail, Ebu Şebab’ı ve grubunu koruyup finanse ederken, onu Hamas’ın doğrudan bir operasyonundan çok, Gazze toplumunun iç dinamikleri (bir aile çatışması) ve halkın nefreti sonlandırmıştır. Bu durum, İsrail destekli milislerin en büyük güvencesinin dışarıdan sağlanan silahlar değil, yerel halkın desteği olduğunu; bu desteği kazanamayan her yapının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtlamaktadır. Tam da bu noktada Hamas’ın Gazze halkı nazarındaki meşruiyeti ve 2006’daki seçimlerdeki başarısı gündeme gelmektedir. Her ne kadar başta Foreign Affairs olmak üzere birçok Amerikan menşeili dergi ve platform Hamas’ın Gazze’de meşru bir aktör olmadığını ifade etse de bu durumun tespit edilmesi için yapılması gereken seçimleri engelleyen İsrail ve İsrail ile iş birliği yapıp direnişin karşısında duran Mahmud Abbas yönetimidir. Dolayısıyla Gazze’nin ve Filistin’in kimi meşru görüp görmediğini çerçevelemekten ziyade Filistin’de özgür seçimlerin gündeme getirilmesi elzemdir.

Tüm bu gelişmeler ışığında, İsrail destekli milislerin Gazze halkının ve onun desteklediği Hamas’ın veya herhangi bir direniş gücünün karşısında uzun süre var olması pek olası görünmemektedir. Toplumsal meşruiyetten yoksun, hain damgası yemiş ve varlığı tamamen dışarıdan sağlanan maddi desteğe bağlı olan bu grupların, köklü bir toplumsal tabana ve direniş mirasına sahip Hamas karşısında tutunabilmesi zordur. Direnişle özdeşleşmiş Gazze halkı tarafından her zaman hain ve işbirlikçi olarak görülecek, kimsenin onlara yaklaşmak istemeyeceği bu grupların İsrail gibi kaybetmeye mahkum olduğu ifade edilebilir. Bu gerçeklik, Donald Trump liderliğindeki ABD yönetiminin Gazze için hazırladığı daha geniş planlarla doğrudan bağlantılıdır. Barış Konseyi adı altında toplanan ve Filistin temsilini dışlayan uluslararası girişim, aynı kolonyal mantığın bir yansımasıdır. Tıpkı İsrail’in yerel milisleri dışarıdan dayatması gibi, Trump’ın planı da Gazze’nin geleceğini Gazze halkının iradesini yok sayarak şekillendirmeye çalışmaktadır. Planın temel unsurlarından biri olan Hamas’ın silahsızlandırılması, Filistinlilerin büyük çoğunluğu tarafından (%69) reddedilmektedir. Yine, uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması fikri de ciddi bir dirençle karşılaşmaktadır. Ebu Şebab örneğinde görüldüğü gibi, halkın desteğini almayan hiçbir yapay oluşumun Gazze’de kalıcı olması mümkün değildir.

Trump’ın Barış Konseyi de tıpkı İsrail’in milisleri gibi, Filistinlilerin kolektif hafızasında sömürgeci bir dayatma olarak yer edilip başarısızlığa mahkûm olma ihtimali yüksektir. Bu anlamda Gazze’nin geleceği, ancak halkının iradesi ve onurunu gözeten, yerel dinamikleri anlayan çözümlerle şekillenebilir. Dışarıdan dayatılan her model, Ebu Şebab’ın acı sonu gibi, kaçınılmaz bir çöküşe sürüklenecektir.

·

Yorum Analiz Haberleri

Epstein dosyası Yahudi İngiliz medeniyetinin kök hücre çürümesidir
İşgalci İsrail’in yeni oyun planı: Altıgen İttifak (hexagonal alliance)
Komisyon’un Çözüm Süreci Raporu, pek çok tabunun çok uzun yıllar önce eridiğini gösteriyor
Bir ilahiyle sarsılan kültürel hegemonya
Gümrük savaşları Trump koalisyonunu sarsıyor