Yaklaşık iki yıl süren soykırımın ardından varılan ateşkese rağmen saldırıların devam ettiği Gazze Şeridi'nde binlerce kişi hayatını kaybetti. Geride kalanlar ise yıkım, tehcir ve kayıplarla hayata kaldıkları yerden devam etmeye çalışıyor.
Moloz yığınları arasında kurulan "çadırdan hayatlarda" belki de en ağır yükü eşlerini ya da çocuklarını kaybeden anneler sırtlanıyor. Bir yandan yakınlarını kaybetmenin diğer yandan geride kalanlara mukayyet olabilmenin zorluğunu yaşayan Filistinli kadınlar, artık bayram sabahlarını eskisi gibi heyecanla beklemiyor.
AA muhabirine konuşan Filistinli kadınlar, yaşadıkları zorlukları dile getirdi.
"İlk defa bu kadar zor bir bayram yaşıyoruz"
Filistinli Semah Ebu Dukka, bu yıl yaşadıkları kayıplardan dolayı bayramın çok ağır olduğunu belirtti.
Ebu Dukka, "İlk defa bizim için bu kadar zor bir bayram geçiyor. Kardeşlerimi kaybettim, eşimi kaybettim, kızım eşini kaybetti. Kız kardeşlerimin eşleri ve yeğenimi kaybettik. Hepsini bu yıl kaybettik." dedi.
Bu şartlar altında nasıl bayram yapılabileceğini soran Ebu Dukka, şunları ifade etti:
"Bu bayram bizim için hüzünden ibaret. Durum çok zor, gerçekten çok kötü. Nasıl bir bayram olabilir? Artık her yıl olduğu gibi kapımızı çalacak, evimizden içeri girecek hiç kimse kalmadı. Eskiden kapımızdan içeri girenlerin hepsi şehit oldu, kimse kalmadı."
Ebu Dukka, geride sadece eşini kaybeden kızı ile çocuklarının kaldığını söyledi.
Kızının da iki çocuğunun olduğunu paylaşan Ebu Dukka, durumun gerçekten çok ama çok zor olduğunu; her geçen gün, daha da zorlaştığını dile getirdi.
"Oğlum olmadan bayramı nasıl geçireceğiz"
Fethiye Ebu Dıraz, İsrail saldırılarında oğlunu kaybettiğini gözyaşları içinde anlattı.
Oğlu Mutasım'ın değerlisi, ilk göz ağrısı olduğunu belirten Ebu Dıraz, "Oğlum olmadan bayramı nasıl geçireceğiz bilmiyorum." dedi.
Oğlunun üç aylık evliyken öldürüldüğünü aktaran Ebu Dıraz, artık neşelerinin; ne ramazan ayının ne de bayramlarının tadının kalmadığını ifade ederek, "Her şeyimizle yıktılar; evlerimizi, çocuklarımızı, hayatımızı. Yaşantımız artık bir yaşantı değil." diye konuştu.
"İnsan gibi yaşamaktan" çok uzakta olduklarını belirten Ebu Dıraz, tuvalet, su her bir şey için sıra beklediklerini ifade etti.
Ebu Dıraz, "Bugün mü yoksa yarın mı öleceğiz diye sıramızı bekliyoruz artık. Bir geleceğimiz yok. Geleceğimiz kayboldu gitti, artık hiçbir umudumuz kalmadı." sözlerini aktardı.
"Bu, bayram değil"
Tağrid Ebu Tayr ise 2014'deki saldırılarda yaralandığını ve iki bacağını kaybetmek zorunda kaldığını belirtti.
Sürekli bir yerden başka yere göçe zorlandıklarını, çok zor insani şartlar altında yaşadığını aktaran Ebu Tayr, şunları dile getirdi:
"Bu bayram saldırı, bombardıman, açlık, kuşatmanın bayramı. Sınır kapıları kapalı, yiyecek yok, içecek su yok. Bu bayram, hüzün bayramı; içinde en ufak bir neşe kırıntısı bile barındırmıyor."
Ebu Tayr, bu sıkıntıların yanı sıra sevinçlerinin de eksik olduğunu belirterek, "Sevdiklerimiz, akrabalarımız, canlarımız gitti. Eskisi gibi bir araya da gelemiyoruz, birbirimizden koparıldık, herkes başka bir yerde. Sürekli başka yere zorla göç etmek zorunda kalıyoruz." dedi.
Filistinli kadın, ne sevincin sevinç ne bayramın bayram olduğunu belirtti.
"Neye sevinelim?"
Saldırılarda eşini kaybeden Cemalat Ebu Musbih ise bu seneki bayramın mutluluk getirmediğini söyledi.
"Her yerde saldırı ve yıkım var. Ne insanı neşelendirecek, ne de kırık dökük kalpleri onaracak bir bayram var. Ne bayramlık kıyafet, ne kurbanlık, ne yiyecek ne de içecek su var." diye konuştu.
Ebu Musbih, çocuklarıyla birlikte bir başlarına kaldıklarını belirterek, "Babaları vefat etti. O gittikten sonra kimsemiz kalmadı. Yaşadığımız durum çok zor söyleyebilecek bir sözüm bile yok." dedi.
Bulunduğu durumda neye sevineceğini sorgulayan Ebu Musbih, sözlerine şunları ekledi:
"Eşimin şehit olmasına mı sevineceğiz? Yoksa bu kedere mi, bu hayata mı üzüleceğiz? Yoksa içinde bulunduğumuz bu çadıra mı sevineceğiz?"