Qasem Waleed El-Farra’nın The Electronic Intifada’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
10 Mart gecesi, Han Yunus’un el-Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş kişilerin çadır kampında, geçici bir camide birlikte iki yıldır ilk kez bir grup müminle Ramazan’ın gece namazı olan teheccüd namazını kıldım.
17 Şubat'ta Müslümanların kutsal ayı Ramazan başlamadan birkaç gün önce, çadır kampındaki komşularım birlikte namaz kılabileceğimiz geçici bir cami inşa etmeye karar verdiler.
İsrail, 2025 yılının Mayıs ayında bizi Han Yunus’un doğusundaki Şeyh Nasır Mahallesi’nden zorla yerinden ettiğinde, mahalle sakinlerinin çoğu geniş ailemizden birinin tahsis ettiği bir araziye birlikte taşınmaya karar verdi.
O zaman kampımızdaki camiye, Şeyh Nasır'daki eski camimizin adını, yani el-Mustafa Camii adını vermemiz doğal bir şeydi.
İsrail, iki yıldır, özellikle gece namazları için, namaz kılmak üzere bir araya gelmemizi engelliyor. Bunun nedeni sadece Gazze'deki camilerin çoğunu yıkmış olmaları değil, aynı zamanda iki yıllık soykırım ve yirmi yıllık acımasız saldırıların ardından, İsrail'in bombardımanlarının çoğunun gece gerçekleştiğini bilmemizdir.
Geçen yıl Mart ayı sonlarında sona eren Ramazan ayında İsrail, o yılın Ocak ayından beri askıya aldığı soykırımı yeniden başlattı. Ancak Ramazan’ın ilk haftaları nispeten sakin geçmesine rağmen, bizler –hâlâ Şeyh Nasır’da yaşıyorduk– başka bir cami inşa edemediğimiz için namaz kılmak üzere bir araya gelemedik.
Bölgedeki tüm açık alanları kaplayan molozları kullanmayı düşünmüştük ve belediye de ana yolu kısa süre önce açmıştı. Ancak sonra İsrail öldürme ve yıkım faaliyetlerine yeniden başladı ve tüm bu planlar suya düştü.
Bunun yerine, o dönemde hasar görmüş evimizde altı kişilik aileme namaz kıldırıyordum.
Dört ve sekiz rekât namazlar
Bu yıl, İsrail’in herhangi bir tepki görmeden Gazze’ye istediği gibi saldırmasına izin veren sözde ateşkes olmasına rağmen – İsrail ordusunun şiddet eylemleri geçen yıl 10 Ekim’den bu yana 630’dan fazla kişinin ölümüne neden oldu – en azından küçük bir geçici camide toplanıp namaz kılabiliyoruz.
Ramazan'ın ilk günü benim için ne büyük bir sevinçti. Toplu namaz sırasında diğer Müslümanlarla yan yana dururken, omuzlarımı ve ayaklarımı diğerlerinin yanına koyma hissini çok özlemiştim.
Camimiz, her namazda yaklaşık 50 kişiyi alabilen dört metreye sekiz metre boyutlarında bir çadır. Zemin rahatsız edici, düz değil; çıplak ayaklarımızın altında sadece bir naylon örtü ve onun altında da kum var. Bazen secde için yere eğildiğimde, başımın altımdaki yumuşak kuma gömüldüğünü hissediyorum ve tekrar kalktığımda bazen dengemi kaybediyorum.
Özellikle geceleri hoparlörlerin olmaması, Ramazan’ın atmosferinin önemli bir kısmını ortadan kaldırdı.
Gün batımında, insanlar oruçlarını açmaya hazırlanırken, çadır kampının en uzak köşelerinden gelen yerinden edilmiş komşularım, gün batımı ezanını (Adhan al-Maghrib/Akşam ezanı) dinlemek için çadır camisinin etrafında toplanıyor ve ardından hemen dağılarak ailelerine orucun bittiğini haber veriyorlar.
Sadece Ramazan ayında yaptığımız teravih namazları sırasında mekân azalınca, zar zor yer bulabiliyorum. Yer bulabilmek için ezandan önce, erken gelmeye çalışıyorum. Soğuk gecelerde bile, çadır cami kalabalık olduğunda boğucu bir sıcaklık hissediliyor, sanki her nefes için rekabet ediyormuşuz gibi.
Bazen insanlar çadır caminin dışında, su ve kanalizasyon borularının yanında namaz kılmak zorunda kalıyor. Dışarıda namazı kıldıran imamı duymak zor olduğundan, içerideki insanlar dışarıdakilerin duyabilmesi için yüksek sesle – imamın söylediklerini tekrar ederek – namaz kılıyorlar.
Asıl imamımız başka bir yere göç ettiğinden, 27 yaşındaki Ahmed Refik namazı kıldırmak için gönüllü oldu. Bana daha önce hiç namaz kıldırmadığını ve son zamanlarda boğaz ağrısı çektiği için sesini yükseltmekte zorlandığını söyledi.
Gazze Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığı'ndan Amir Ebu el-Omrain, The Electronic Intifada'ya “İsrail, soykırımın başlangıcından bu yana 75 imamı öldürdü” dedi. “Ve bildiğimiz kadarıyla, on imam da İsrail hapishanelerinde tutsak olarak tutuluyor.”
Ebu el-Omrain’e göre, Gazze Şeridi’ndeki geçici camilerin çoğu bakanlığın denetimi altında olsa da, bakanlık yetkilileri şu sıralar imamların seçilmesine müdahale etmiyor; zira bakanlıktan kimin öldürüldüğü, gözaltına alındığı ya da enkaz altında kaldığına dair kesin verileri henüz toplayamadılar.
Bakanlığın medya direktörü Remzi Nawajha, The Electronic Intifada'ya, bakanlığın yeniden düzgün bir şekilde çalışmaya başlayabilmesi için yetkililerin Gazze'deki camilerin durumu hakkındaki verileri “yeni teknokratik hükümete” sunmayı beklediklerini söyledi.
Hâlâ tehlikeli
Teravi namazlarından farklı olarak, Teheccüd namazını kılmak için nispeten çadırlarından çıkıp dondurucu soğukta bulunan geçici camilere gelen pek kimse yok. Bu yıl Ramazan, soğuk akşamlar ve dondurucu şafaklarla geldi; geceleri sıcaklık 8 ila 12 santigrat dereceye kadar düşebiliyor.
Büyük erkek grupları geçici camilerde namaz kılmayı başarırken, kadınlar artık camilerdeki namazlara katılamıyor. Normalde camilerde kadınların namaz kılabileceği bir kat veya bölüm bulunur. Ancak geçici çadır camiler, erkekler için bile zar zor yer kalacak kadar boğucu derecede küçüktür.
Şeyh Nasır'dan komşum 69 yaşındaki Nabila el-Farra, mevcut koşullar altında camilere gidip namaz kılmayan birçok kadından biri. Geçen yaz uykusunda İsrail bombasının şarapnel parçasıyla hayatını kaybeden 43 yaşındaki oğlu Mahmud, soykırımdan önce annesiyle birlikte camiye giderdi.
Son zamanlarda, ağır hasar gören bir bölgede, Han Yunus şehir merkezinde kızıyla birlikte yaşamaya başladı. Artık kızının hasar görmüş evinde tek başına namaz kılıyor.
El-Farra, “Hava karardığında, yetişkin iki oğlum Imad ve Muhammed’in yakınımızdaki geçici camiye teravi namazı kılmaya gitmelerini engelliyorum,” dedi. “Geceleri tanklar rastgele ateş etmeye başlıyor ve insansız hava araçları gökyüzünden hiç inmiyor. Çocuklarım için endişeleniyorum.”
Bu, soykırımın başlamasından bu yana geçen üçüncü Ramazan, ancak bu yıl nispeten sakin bir dönemde geldiği için farklı hissettiriyor. Yine de, bir zamanlar teravih namazları sırasında camilerde bir araya gelen aileler artık dağınık durumda.
Sürekli bombardımanlar azalmış olabilir, ancak Ramazan’ın sesleri de öyle.
Artık mahallelerimizde eskisi gibi yankılanan ezanı duymuyoruz. Artık oynayan çocukların neşeli çığlıklarını duymuyoruz ve geç saatlerdeki toplanmalar da artık yok, çünkü çoğu kişi bir başka zor güne hazırlanmak için erken yatmayı tercih ediyor.
İsrail, Gazze’deki camilerin yüzde 93’ünü tahrip etti ve her zaman topluluk olarak bir araya gelmekle ilgili olan bu ay, artık bu ruhundan neredeyse yoksun.
Ramazan ayına veda ederken, bu mübarek ayın izleri hâlâ taze. Küçük çadır camilerde bir araya gelip yan yana dua etme geleneği, hoparlörsüz ezan sesleri ve pürüzlü zeminlerde birinin dengesini kaybettiğinde hâlâ atabildiğimiz kahkahalar, bu kutsal ayı yaşamaya değer kılıyor ve Gazze halkının ruhunu hatırlatıyor.
*Qasem Waleed El-Farra, Gazze’de yaşayan bir yazardır.