Solun Kürt meselesiyle imtihanı

Oral Çalışlar

Sol hareket, son yıllarda çok yıprandı, büyük siyasi ve ideolojik deformasyon yaşadı. Kendi geleneksel milliyetçi devlet geçmişiyle doğru bir hesaplaşma içine giremediği için, yeni Türkiye’yi de, yeni dünyayı da anlayamadı. Kendi toplumunun, o çok sözünü ettiği emekçilerin dünyasından koptu, halka güvensizliği had safhaya çıktı. Bu nedenle ne Kürt hareketindeki toplumsal derinliği görebildi, ne İslami kesimde yaşanan değişimi. Solculuk özetle, negatif tepkisellikten öte bir ciddi siyasi akıma dönüşemedi. Kan kaybetmeye devam ediyor.

Son travma Kürt sorununda yaşanıyor. Gazetelerdeki yazılara bakıyorum, kendisini solcu diye tanımlayan bir çok isim ‘savaşa devam’ noktasına gelmişler. Çözüm umutlarının arttığı, toplumda yeni bir uzlaşmanın oluşmaya başladığı koşullarda solcu olduğunu iddia edenlerin önemli bir kesiminde tam anlamıyla bir anormalliği, bir ‘yaptırmayız ha!’ diyen devletçi-militer bakışı görüyoruz. Bu durum aslında bir çaresizliği, kaybedenlerin garibanlığını da ifade ediyor. O çok diklenen, çok yukarıdan bakarmış gibi görünen devletçi tutuculuğun, cahil okumuşluğun, sahte çağdaşlığın boyaları dökülüyor.

Solun çok önemli bir kesimi, Türkiye’nin temel eksenlerinden, toplumun genel yönelişinden kopmuş, kendilerini ‘değiştirilemez rejim’in ‘teminatı’ sanacak kadar şaşırmış durumdadır. Tabii bu kadar sağa savrulmak, bu kadar tutucu bir noktaya sürüklenmek, kaçınılmaz olarak solun iç tartışmalarını da kışkırtıyor. Soldaki hesaplaşmayı da zorluyor.

Zülfü Livaneli’nin Vatan gazetesindeki çıkışını, bir ‘yeter artık’ manifestosu diye de yorumlayabiliriz. Zülfü’nün çağrısı, artık solun içinde bulunduğu duruma isyan alanının iyice genişlediğine işaret ediyor. Zaten Baykal’ın izlediği ‘Türkiye’yi geçmişe kilitleme’, toplumu ‘geleneksel devlete boyun eğdirme’ çizgisinin sol açısından sınırları aşan bir noktaya geldiği gerçekti.

***

Solun değişik kesimleri -buna sosyalistlerin önemli bir bölümünü de ekleyebiliriz-, Ergenekon davasında kabul edelim ki kötü bir sınav verdi. Bu kadar önemli bir tarihsel hesaplaşmada, tutucu devlet despotizminin temsilcilerinden yana tavır aldı. Her aşamada yanlış yerde durdu, prestij kaybetti.

Şimdi, sol Kürt sınavında. Ergenekon davasındaki kötü performans kaçınılmaz olarak Kürt sınavındaki tutumu da olumsuz yönde etkiliyor. Sol, Kürt sorununda atılan ve atılması muhtemel adımlar karşısında titrek bir tavır alıyor, gelişmelerden korkuya kapılıyor.

Tabii, bu titremenin artık ne kadar solcu kaldığı, ne kadar solu yansıttığı da ayrı bir tartışma konusu. Örneğin Deniz Baykal ekolü, sol bir ekol müdür? Birçok solcuya göre Deniz Baykal’ın çizgisini solda kabul etmek mümkün değildir. Olabilir. Yalnız şunu unutmamak gerekir, Baykal’a kızgınlıklarını ifade eden solcuların ve sosyalistlerin bir çoğu da onunla uzun zamandır paralel refleksler gösteriyorlar. Baykal, Ergenekon davasının avukatı olduğunu söylüyor. Baykal’a kızan solcuların, sosyalistlerin birçoğu Ergenekon davası için üzülenler kategorisine girmiyor mu?

Ancak şimdi bir dönüm noktasındayız. Durumu idare etmek artık mümkün olmayacak gibi görünüyor. Sol iç sarsıntılar geçiriyor. Kürt meselesi Ergenekon davasından daha farklı toplumsal derinliği olan bir mesele. Bu konuda devletin yanında durarak, statükoyu savunarak, ‘tutuculuk’ yaparak geniş kesimleri ikna etmek daha zor olacak. Önümüzdeki günlerde bu nedenle sosyal demokrat solda da, sosyalist solda da daha ciddi hesaplaşmalar yaşanabilir. Bu yönde ciddi bir rüzgâr estiğini görebiliyoruz.

Bir başka tarihsel gerçeği de burada vurgulamamak haksızlık olur. Ülkemiz sosyalist hareketinin Kürt meselesinin toplumsallaşmasında çok emeği var. Unutmayalım ki, 1960’larda yükselen sol hareketin önemli dertlerinden birisi de Kürt sorunuydu. 1960’larda Türkiye İşçi Partisi, Kürt sorununu gündeme taşıyan bir partiydi. Kürt özgürlükçü hareketinin önde gelen isimleri Türkiye İşçi Partisi içindeydi, yönetimdeydi. O dönemde Kürt muhalefetiyle, sosyalistler birlikte hareket ediyorlardı. Birçoğumuz, Kürt sorunuyla 1960’lardaki ‘Doğu Mitingleri’nde karşılaştık.

Ecevit liderliğindeki CHP’nin de 1970’li yıllardaki çizgisi bugünkü CHP’nin devletçi milliyetçilikten çizgisinden epeyce uzaktaydı.

Sol hareket, tarihinin en ciddi yol ayırımına yaklaşıyor. İyi de oluyor. Buradan öteye zaten yol yok. Bu ülkenin en temel özgürlük sorunu konusunda Kürtlerin yanında, onların demokrasi talepleriyle birleşmeyen bir sol olamaz. Olması mümkün değil.

Bu sınav başka sınavlara benzemiyor.

RADİKAL