Siyasal ve ahlaki pozisyonları açığa çıkaran bir ayna olarak Suriye devrimi

“Suriye meselesi, dış politika alanından çok, Türkiye’deki ideolojik kamplaşmaların bir aynasına dönüşmektedir. Yüzbinlerce insan katledilirken Esad rejimini destekleyenlerin siyasal ve ahlaki pozisyonunu açığa çıkaran bir ayna.”

Adnan Boynukara, Suriye devrimi ve Ahmed eş-Şara’ya yaklaşımları değerlendirdiği yazısında, tarafların edindiği tutum ve yaklaşımlara kaynaklık eden psikolojik arka planı irdeliyor.

Adnan Boynukara’nın Perspektif’te yayınlanan yazısından öne çıkan bazı vurgular şöyle:

Yazının tam metni:

Şara Sonrası Suriye: Güvenlik mi, İdeoloji mi, Siyaset mi?

Adnan Boynukara / Perspektif


Ahmed eş-Şara sonrası Suriye tartışması, sahadaki gerçeklikten çok Türkiye’deki ideolojik pozisyonların bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası aktörler meseleyi güvenlik ve kapasite üzerinden okurken, Türkiye’deki tartışma büyük ölçüde ideolojik refleksler, Esad rejimiyle kurulan yakınlık ve iç siyasi hesaplar üzerinden yürütülmektedir. Oysa Suriye’de Esad sonrası ortaya çıkan yeni siyasi düzen, sadece bir iktidar değişimi değildir. Bu düzen, Ortadoğu’nun güç dengelerini, Batı’nın stratejik önceliklerini ve Türkiye’nin iç siyasi tartışmalarını aynı anda etkileyen çok katmanlı bir dönüşümdür. Şara’nın uluslararası alanda gördüğü geniş kabul, bu dönüşümün ideolojik değil, büyük ölçüde pragmatik bir zeminde şekillendiğini göstermektedir.

ABD, Rusya, Avrupa Birliği, İngiltere, Çin ve bölge ülkelerinin Şara’yı tanıması, onun temsil ettiği yapının demokratik ya da liberal bir karaktere sahip olduğu ön kabulü üzerinden okunmaz. Aksine bu kabul, Esad rejiminin çöküşü sonrası ortaya çıkan güç boşluğunda, devlet kapasitesi üretme potansiyeli en yüksek aktörün Şara liderliğindeki yapı olarak görülmesinin sonucudur. Yani uluslararası sistem, ideolojik saflıktan çok, düzen üretme kapasitesini esas aldı. Başka bir ifadeyle mesele, “kim düzen kurabilir” sorusudur. Çünkü Ortadoğu siyasetinde meşruiyetin temel kaynağı, çoğu zaman demokratik temsil değil, düzen üretme kapasitesidir. Devletin çöktüğü coğrafyalarda, toplumsal aktörlerin değeri ideolojik “saflıkla” değil, kaosu ne ölçüde kontrol edebildikleriyle ölçülür. Dolayısıyla Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetiminin uluslararası kabul görmesi, devlet kurma ve olumlu anlamda değişim kapasitesine verilen pragmatik bir destektir.

Şara’ya İlişkin Farklı Okumalar

Şara’ya ilişkin tartışmalar, esasen iki farklı zihinsel çerçeve üzerinden yürümektedir. Bu iki okuma arasındaki fark, sadece siyasi tercihlerde değil, gerçekliği yorumlama biçiminde ortaya çıkmaktadır. Çünkü biri ideolojik, diğeri stratejik bir perspektife dayanmaktadır. Birinci perspektif, Türkiye’deki muhalefetin ve kendilerini Esad rejimiyle özdeşleştirenlerin okuması. İkinci perspektif ise Batılıların Şara değerlendirmesi. Aslında bu iki okuma tarzı arasındaki fark, ülkemizdeki kimi kesimlerin yaşanan olayları ve aktörleri değerlendirirken ne ölçüde ideolojik bir filtre kullandıklarının da göstergesidir

Türkiye’deki muhalefetin ve kendilerini Esad’la özdeşleştirenlerin, Şara’ya yönelik negatif tutumlarının arkasında yalnızca güvenlik kaygısının belirleyici olduğunu söylemek mümkün değil. Bu kesimin tutum alışında, daha derin ve tarihsel bir kaygının etkili olduğu açıktır. Bu refleks yalnızca ideolojik değil, Türkiye modernleşmesinin tarihsel hafızasıyla da ilgilidir. Türkiye solu için Ortadoğu’daki Müslüman kimliği ön plana çıkan aktörler, yalnızca dış politika aktörleri değil, içerde yaşanan laiklik tartışmalarının sembolik uzantıları olarak görülmektedir.

Bu korkunun iki temel kaynağı var. İlki, seküler Cumhuriyet’in Ortadoğu’daki sosyolojik kuşatılma korkusu. İkincisi ise bu kesimlerin Esad rejimiyle kurmuş oldukları ilişki ve ideolojik yakınlık. Bu perspektiften bakıldığında, Suriye’de Selefi kökenli bir aktörün Suriye devletini yönetmesi yalnızca dış politika meselesi değil, Türkiye’deki “modernleşme” projesine yönelik sembolik bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Şara ismi, Türkiye’de bazı çevreler için bir dış politika aktöründen çok, iç siyasi kimlik tartışmalarının sembolik bir nesnesine dönüşmektedir.

Devletlerin Şara’ya yaklaşımı ise realisttir. Batılı aktörler açısından Şara’nın ideolojik geçmişi ikincil bir meseledir. Asıl belirleyici olan, sahada istikrar üretme kapasitesi ve devlet aygıtını yeniden işletebilme yeteneğidir. Bu nedenle Batı, Şara’yı bir “ideolojik aktör” olarak değil, yönetilebilir bir düzenin mümkün adresi olarak okumaktadır. Yani aktörleri ideolojik kimliklerinden ziyade sahadaki güç ve sahip oldukları kapasite üzerinden değerlendirmek.  

Türkiye’deki muhalefet ve Esad rejimiyle özdeşleşenlerin, aktörleri ne yaptıklarından çok neyi temsil ettikleri üzerinden değerlendirme eğilimlerinin, bir çok ülkede karşılığı yok. Aslında bahsettiğimiz farklılık, aynı olgunun Batı’da stratejik bir zorunluluk, Türkiye’de ise ideolojik bir tehdit olarak algılanmasına yol açmaktadır. Bu noktada dikkat çekici olan husus, Şara’ya yönelik en güçlü itirazların Batı’dan değil, Türkiye iç siyasetinden yükselmesidir. Bazı siyasi aktörler, yeni Suriye düzenini kabul etmekte çok zorlanmaktadırlar. Yeni Suriye yönetimini değerlendirirken, Esad rejiminin baskıcı, katliamcı ve işkenceci karakterine bakmazlar. Kişilerin geçmişleri üzerinden okumayı, değerlendirme yapmayı tercih ederler. Milyonu aşan insanı katleden Esad rejimine özlem duyanlar dahi çıkar.

Şara’ya Yönelik Karşıtlığının Dayandığı Varsayımlar

Bu ideolojik okuma, yeni Suriye yönetimine ilişkin söylem ve tutumu belirleyen üç temel varsayım üzerine inşa edilmektedir. Birincisi, İdlib merkezli yapıların homojen bir blok olarak ele alınması. Örgütler arasındaki ideolojik ve stratejik farklılıklar, bu söylem içinde büyük ölçüde silikleşmektedir. Suriye’deki yeni yönetim, potansiyel bir IŞİD rejimi gibi sunulmaktadır. Böylece sahadaki karmaşık güç ilişkileri, basit bir “radikalizm” kategorisine indirgenmektedir. Oysa sahadaki gerçeklik, radikal örgütler arasında hem ciddi rekabet hem de derin ayrışmalar olduğunu göstermektedir. 

İkinci varsayım, güvenlik tehditlerinin tarihsel travmalar üzerinden yeniden üretilmesidir. Geçmiş yıllarda Türkiye’de gerçekleşen IŞİD terör eylemleri, Suriye’deki yeni düzenle doğrudan ilişkilendirilerek güçlü bir duygusal bağ kurulmaktadır. Bu eylemlerin, Ankara’nın Suriye politikasını etkilemeye yönelik operasyonlar olduğu yönündeki yorumlar da bu algıyı beslemektedir. Bu söylem, analitik bir güvenlik değerlendirmesinden çok, toplumsal hafızayı mobilize eden bir siyasal dil üretmektedir.

Üçüncü varsayım ise Suriye’deki yeni düzenin Türkiye açısından mutlak bir tehdit olarak konumlandırılmasıdır. Oysa asıl paradoks şudur: Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği yapı sahada gerilerken, bu sonucu mümkün kılan aktör Türkiye’de tehdit olarak kodlanmaktadır. Buna rağmen Türkiye’de bazı siyasi aktörlerin Şara’ya mesafeli yaklaşması, güvenlik kaygısından çok, ideolojik ve siyasal konumlanmayla açıklanabilecek bir tutumdur. Böylece Suriye’deki yeni gerçeklik, sahadaki dinamiklerden çok, Türkiye’deki ideolojik kodlar üzerinden okunmaktadır. 

Eski İdeolojik Kalıplara Mahkûm Olma

Bahsettiğimiz üç temel varsayım dikkate alındığında ortaya çıkan temel sorun, muhalefetin Suriye’deki yeni gerçekliği Türkiye’deki eski ideolojik kalıplarla okumaya çalışmasıdır. Buna, iç siyasette kısa vadeli avantajlar elde etme arzusunu da eklemek gerekir. Günün sonunda geçmişin dar siyasal kalıplarına hapsolmuş bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Oysa Suriye’deki dönüşüm ne tamamen demokratik bir ilerleme ne de bütünüyle radikal bir gerilemedir. Daha çok, kaos sonrası düzen arayışının pragmatik bir ürünüdür. Ancak Türkiye’deki tartışmalar, bu karmaşık gerçekliği çözümlemek yerine, onu basit bir iyi-kötü ikiliğine indirgemektedir.

Aslında sorulması gereken asıl soru şudur: Türkiye açısından önemli olan, Şara’nın ideolojik geçmişi mi, yoksa yeni Suriye düzeninin Türkiye’nin güvenlik ve bölgesel çıkarlarıyla ne ölçüde örtüştüğü mü? Uluslararası aktörler bu soruya pragmatik bir yanıt vermiş ve pozisyonlarını netleştirmişlerdir. Türkiye’de ise aynı soru, çoğu zaman iç siyasi hesapların gölgesinde tartışılmaktadır. Bu nedenle olsa gerek hem Esad rejiminin gerçekleştirdiği katliamlarla yüzleşilmemiş hem de yeni Suriye yönetiminin varlığını yok sayma çabası, ‘Coloni’ ismi üzerinden üretilen küçültücü bir dilde somutlaşmaktadır. 

Bu noktada ana muhalefetin dışındaki kimi unsurların tutumlarına da değinmek gerekir. Ancak bunların tutumu çok daha karmaşık ve çelişkili bir nitelik taşımaktadır. İran’ın, Şii yayılmacılık adına Suriye’de işlediği katliamları yok sayan ve Esad’ın kurduğu işkence rejimini destekleyenlerin tutumu siyasal rasyonalite kadar kimliksel ve duygusal dinamiklerle açıklanabilir. PKK yörüngesindeki kimi çevrelerin kullandığı dilin bu çevrenin diliyle benzerliği ise ayrı bir tartışma konusudur. Böylece Suriye meselesi, dış politika alanından çok, Türkiye’deki ideolojik kamplaşmaların bir aynasına dönüşmektedir. Yüzbinlerce insan katledilirken Esad rejimini destekleyenlerin siyasal ve ahlaki pozisyonunu açığa çıkaran bir ayna.

Suriye Meselesinin Asıl Anlamı

 Sonuç olarak, Şara sonrası Suriye meselesi, yalnızca dış politika konusu değil, Türkiye’de ideoloji, güvenlik ve siyaset arasındaki gerilimin yeni bir yansımasıdır. Bu gerilim, analitik bir çerçeveyle ele alınmadığı sürece, sorun çözmek yerine yeni kutuplaşmalar üretmeye devam edecektir. Bu çerçevede tartışmanın merkezinde Şara’nın kimliği değil, Türkiye’de ideoloji ile gerçeklik arasındaki mesafenin giderek büyümesi bulunmaktadır. Şara sonrası Suriye, Türkiye için bir dış politika meselesinden çok, kendi siyasal ve ideolojik haritasını yeniden düşünmeye zorlayan bir aynadır ve Suriye’den çok Türkiye’nin kendisi hakkında yürütülen bir tartışmadır. Dolayısıyla Ortadoğu’daki yeni gerçekliği, Türkiye’deki eski kavramlarla okunmak, analiz değil, yalnızca refleks üretmektedir. Böyle bir zeminde rasyonel ve tutarlı bir siyaset üretmek mümkün değildir. Son kertede, Şara sonrası Suriye tartışması, aslında Suriye’den çok Türkiye’nin kendisi hakkında bir tartışmadır.

Yorum Analiz Haberleri

Suriye'de Kürt kimliği üzerinden oluşturulan tartışmalar ne kadar sahici?
Esed sevdası SDG’yi bile savundurur!
Trump yönetimi ve kuralsızlığın normalleşmesi
"Rojava bitti" diyemeyenler, IŞİD'ci aramaya devam ediyor
İç sorunlarını savaş tehdidiyle örten ABD siyaseti