21 Şubat 1965'te New York'ta bir suikasta uğrayan Malcolm X, İslam'ın Amerika tarihinde benzersiz bir şahsiyettir ve dünyanın dört bir yanındaki Müslüman kuşaklara, bilhassa gayrimüslim ülkelerde yaşayanlara esin kaynağı olmuştur. Fuad Ensari bu yazısında X'in mirasını irdeliyor:
Malcolm X'in anlayışı ve siyasal eylemlilikte bir hikmet örneği
Muhammed (aleyhissalatuwesselam) sahih bir hadisinde 'En büyük cihad zalim bir hükümdar karşısında hakkı söylemektir' der. Farklı görüşlere sahip olma şüphesinin bile hapsedilmeyle sonuçlandığı İslam dünyasının şu an geçerli durumunu düşününce bu ifadenin ardındaki mantık daha iyi kavranacaktır. Böylesi şartlarda hakkı dile getirmek en büyük cesaret, en büyük inanç ve en güçlü imana sahip olmayı gerektirir.*
İngiltere'de yaşayan Müslümanlar için bu cihada katılmak görece kolaydır. Batılı demokrasilerde bu model gittikçe değişerek güya yazıklandıkları despotik rejimlere kaysa da buradaki şartlar görece bunca ciddi değildir. Daha işkence veya öldürülme korkusu bile olmadan Batı'daki Müslümanlar ümmete karşı işlenen sayısız suçu dile getirmeyi bile korkunç olarak telakki etmektedirler. Daha da acı olan şu ki bazı gerçekleri dile getirmeyi isteyenler bile bunu o kadar kaygan zeminlerde yapmaktadırlar ki yaptıkları durumu daha da kötüleştirmektedir. Şeytanı şeytan olarak ilan etmeyi reddederek bu kardeşler ve kızkardeşler en iyi niyetleriyle Batı'daki Müslümanların durumlarını tehlikeye atacak kadar ileri gidebilmektedirler. Bu yaklaşımlarında hikmetli davrandıklarına inanmakta ve diğer Müslümanların yaptıkları direkt suçlamaları da 'aşırılık yanlısı', 'uzlaşmaz' veya 'sapmış' olarak değerlendirmektedirler.
Hikmet kavramı nasıl oldu da bugünlerde teslimiyet ve feragat ile eşanlamlı olarak kullanılmaya başlandı? Güç ve etkin bir nüfuz göstermektense zayıflık ve uzlaşmacı bir karakter edinmek neden daha akıllıca kabul edilmektedir? Yeryüzündeki hiç kimsenin 20. asrın en büyük ve en etkin Müslüman liderlerinden birinin Amerikalı siyahların haklarını savunan kutlu aktivist El Hacc Malik el Şahbaz veya gözde adıyla Malcolm X olduğundan şüphesi olamaz. Hatta hiç kimse Kardeş Malcolm'ın akıl almaz derecede hikmet ehli olduğundan şüphe duyamaz. Ama Kardeş Malcolm hikmeti uzlaşma veya teslimiyete benzeten bu Müslüman liderlerden biri değildi. Hayır, konu insan haklarına veya insanların yaptıkları yanlışlara gelince Kardeş Malcolm'ın hikmeti bir farklı çalışırdı. O asla sözünü veya inançlarını sakınmazdı. Adaletin kaybolduğu yerde uzlaşma ihtimalini bile düşünmezdi. Bu tutum 1960'larda Amerika'daki Siyah Topluma bugün Batı'nın herhangi bir yerinde bulunan çağdaş Müslüman liderlerinin kazandırdığından çok daha fazlasını kazandırdı.
Bugün Batı'da yaşayan Müslümanlar ile geçmişte Amerika'da yaşayan Siyahlar arasında birçok paralellikler kurulabilir. Her iki toplum da yaşadıkları toplumda azınlıktır ve baskıya maruz kalmaktadırlar ve çoğunluğun sahip olduğu sivil özgürlüklerden mahrumdurlar. Her iki topluluk ta çoğunluk tarafından eğitimsiz, anti-demokratik ve akıl almaz derecede şiddet yanlıları olarak şeytanlaştırılarak karalanmaya çalışılmaktadır. Ve tıpkı Siyahlar Topluluğuna mensup birçok kişinin geleneksel adlarını kaybetmeleri gibi 'bütünleşme' adı altında dinsel ve dilsel işlemlerle bugün adı Muhammed olan birçok kişinin 'Mo' olarak adlandırılmasına cesaret edildiğine veböylelikle bu insanların yine bütünleşme adına kendi halklarının kültürüne ve dilbilimsel değerlerini terk etmeye zorlandıklarına tanık olmaktayız. Ve tıpkı Amerika'daki Siyahların taşıdıkları rengin kendilerini sıkıştırdığı kapandan kurtulmaya çalışmaları gibi bugünlerde birçok Müslüman kendi dinlerini gelişmeye engel gördüklerine de şahit olmaktayız.
Amaç: İnsan olarak tanınmak ve onaylanmak
"Ne bütünleşme ne de ayrılmak için kavga etme amacıyla mücadele etmediğimizi herkesin iyice kavraması gerekiyor. Bizler eşit yurttaşlar olarak kabul edilmek istiyoruz. …bu toplumda özgür bireyler olarak var olma hakkına sahip olmak için…"
Bilinmesi gereken en önemli şey şudur; Malcolm X asla bütünleşme veya ayrılma amacıyla kavga vermemiştir. O, bu sözcüklerin kullanılmasının gerçek fotoğrafı örten bir sis bulutu olarak görüyordu. Benzer şekilde bugün de Müslümanlar sosyolojik jargonlar karmaşasından kurtulmalılar ve meselenin köküne inmelidirler. Ayağa kalkmak ve en temel hakkımız olan eşit insanlar olarak tanınma hakkımızı talep etmek ve bunun gerektirdiği yollara başvurmak zorundayız. Bunu yapmamak kendi sorunlarımızı başka insanların çözme teşebbüsünde bulunmasına yardımcı olacaktır.
Metodoloji: direkt eylem
"Hayatımın erken dönemlerinde öğrendim bir şey var; eğer talep ettiğin bir şeyler varsa biraz gürültü yapmalısın".
Malcolm da bugünün Müslüman aktivistleri gibi 'aşırılık yanlısı' olarak yaftalanıyordu. Aslında onun yanıtı sözünü sakınmayacak derecede dürüst tavırlı bir insan olmasındaydı: "Evet, ben aşırılık yanlısıyım. Burada, Kuzey Amerika'daki siyah ırk çok kötü şartlar içerisindedir. Bana aşırılık yanlısı olmayan bir siyah gösterin ben de size psikiyatrik bakım görmesi gereken birini göstereceğim!" Onların kendisini yaftaladıkları etiketi saklamayarak ve bu aşırılığı Siyah Toplumuna yapılan baskıya verilen doğal bir tepki olduğunu göstermeye çalışarak bunu haklı sayan Malcolm düşmanları aleyhine durumu tersine çevirerek onları sahip oldukları cephaneden mahrum bırakıyordu. Etrafının sarılmasına ve böylesi etiketlerle yaftalanmaya karşı çıkıyordu. İşte Malcolm ile çağdaş Müslüman liderler arasındaki fark bu liderlerin kendilerini 'aşırılık yanlısı' olarak tanımlamaktan kaçınmaları noktasındadır. 'Aşırılık yanlısı' sözcüğü bir şekilde başımıza dayatılan silah gibi olmuştur; tetiğe basılmaması için her şeyi yapmaktayız. Bugün Britanya'da yaşayan Müslümanların her biri maalesef bir diğerini 'aşırılık yanlısı' olarak yaftalamakta ve böylece kendilerine ılımlılık havası vermeye çalışmaktadırlar.
Uzlaşma yok
"Bir generali takip ediyorum ve beni savaşa yönlendiriyor ve düşman da ona ödül verecek gibi görünüyor, ben de şüpheleniyorum. Hele hele bu general daha savaş bitmeden barış ödülü alırsa".
Malcolm aynı zamanda zalimlerle görüşme ve onlarla uzlaşma yapma konusunda da birçok şeyler öğretmiştir. Konu adalet ve özgürlük ise uzlaşma ve uzlaştırma asla Malcolm'ın aklından geçmezdi. Bu değerleri yerleştirdiği yer onlaı kazanmak için her şeyi yapmaya hazır oluşunda saklıdır. Birinin özgürlüğünü kazanmak için yapılacak hiçbir şey radikal veya aşırılık yanlısı sayılamazdı. "Bir insan uygun ve hak ettiği bir değeri özgürleştirmek isterse o özgürlüğü elde etmek için güneşin altında başvurmayacağı hiçbir yol yoktur. Eğer özgürlük istediğini söyleyen bir insanın bir nefesten sonra onu kazanmak için her şeyi feda edemeyeceğini söylediğini veya onu kazanacağına inanmadığını duyarsanız o kimsenin özgürlüğe inanmadığını bilin".
Siyaset
"İşte söylüyorum; yanıltıldınız; yanıltılmıştınız ve…"
Malcom kendisini hararetli bir şekilde Siyahları siyaset ve siyaset sistemi hakkında eğitmeye adamıştı. Siyah Toplumu için siyasetin neler ürettiği ve yaşamlarında nasıl bir rolü olduğu konusunun oldukça kritik olduğuna inanıyordu. Siyah Toplumu siyasi yönden erginleşmedikçe veya erginleşinceye kadar Siyahların daima yanıltılacağını ve kalplerinde Siyahlara yer olmayanların siyasi olarak onları aldatacaklarını söylerdi. Defalarca Siyah Toplumunu hayal kırıklığına uğratan partilerin peşinden giden Siyahi liderlere eleştiri yöneltmişti. Malcolm'ın "Ağırlığınızı bir politik partiden yana koyduğunuzda ve o parti seçim sürecince sizlere vaat ettiklerini yerine getirmedikçe ve sizler hala o partiler içinde faaliyet gösterecek kadar sersem oldukça sadece bir budala olarak değil, kendi ırkına ihanet etmiş biri olarak anılacaksınız" deyişi bugünün Britanya'sındaki Müslüman liderlerin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken bir sözdür.
Bununla birlikte Malcolm oy kullanma konusunda insanların heveslerini kırmak istemezdi, yeter ki yaptıkları şeyin stratejik olarak kazançlı bir anlamı olsundu. "Bir oy bir mermi gibidir. Herhangi bir hedef görmeden merminizi atmazsınız ve eğer hedef erişmekten çok uzaksa merminizi cebinizde taşımaya devam edersiniz".
Britanya'daki son seçimlerde Britanya'daki Müslümanların hakları aniden politik partiler için bir spektrum örneği oldu. Bizleri temel haklarımızdan mahrum etmek için komplo kuranlar ve bizlere yönelttikleri baskının dozajını arttıranlar derhal bu hakları tanımak ve bizleri 'tam teşekküllü Britanya vatandaşı' olarak tanımak için birbirleriyle yaışır hale geldiler. Son genel seçimde hükümet yeniden yasadışı olarak yapılan ayrımcılığı yasaklayacağını ilan ettiğinde Müslümanlar ve Müslüman liderler bir destek sembolü olarak onlara teşekkür etmek için gösteriler yaptılar. Ama Malcolm'ın dediği gibi: "Zaten senin olan bir şeyi sana veren bir adama niye teşekkür edesin ki? Hem zaten sana ait olanın sadece bir bölümünü sana verene niye teşekkür edesin ki?"
Her ne kadar dinine bakmaksızın eşitlik dilinden bahsetse de Britanya hükümeti ikiyüzlü bir şekilde ikili bir adalet sistemi tesis etmiştir; birincisi beyaz Britanya vatandaşları için, bir diğeri de diğerleri ve bilhassa Müslümanlar; hem yabancı hem de Britanya vatandaşları içindir. Çok güvenlikli hapishanelerde yargılanmadan tutulanlar arasından gayrimüslim hiç kimse bulunmamaktadır. Kontrol düzeni rejimi adı altında en temel özgürlüklerinden yoksun bırakılanlar arasında gayrimüslim hiç kimse yoktur. Kanıt olmadan yapılan işkenceli sorgulamalarla ve insan haklarının suiistimal edilmesiyle sınır dışı edilenler arasında gayrimüslimler yoktur. Polis tacizinin, terör karşıtı baskınların ve büyük çapta bir İslamofobi'nin kurbanları arasında ilk sıra Müslümanlardadır. Ve tüm bunlar liberal politikacıların işbaşında olduğu dönemlerde yaşanmaktadır.
Şahadet
"Şimdi artık şehitler zamanıdır ve eğer ben de şehid olursam, bu, sadece kardeşlik davasına hizmet amacıyla olacaktır Bu ülkeyi kurtaracak tek şey budur".
Malcolm suikastı kendi başına Batı'daki tüm Müslüman toplumu için büyük dersler barındırmaktadır. Bizlere karşı sayısız suçun işlendiği bir zamanda birçok Müslüman aylak aylak oturmaktadır. Bu koltuk mücahitleri çok sık olarak tüm yeryüzünde yapılacak bir meydan savaşına giderek oralarda cihat etmeyi ve şehit olmayı arzuladıklarını iddia ederler. Bunların büyük çoğunluğu hiçbir yere gitmez ve sıradan ölümlerle ölürler; tüm hayatları beklemekle geçer. Malcolm X suikastı en büyük cihadın Batı'da bizler tarafından aklımızla ve eylemlerimizle yapılabileceğini gösteren bir işarettir ve eğer Allah razı olur ve bizleri buna layık görürse Malcolm'ın olduğu gibi bunu şehadetle taçlandırmaktır. Ama bu önemini unuttuğumuz hayır ve gerekliliklerden olan cesaret ve adanmışlık gerektirir.
Hapishaneden çıktıktan sonraki hayatı boyunca Malcolm daima halk içinde ve aşikar olarak Siyah Amerikalılar Toplumunun sahte liderlerinin ipliklerini pazara çıkardı ve süreç içinde liderliğin gerekliliklerini kanıtladı-dürüstlük, zeka, saygın bir akıl yürütme, uzlaşmaz bir ahlaki erginlik, kardeşlik, kendini adamışlık ve tüm varlığıyla Allah'a ve İslam'a bağlılık.
*Çevirenin notu: Şehadetinin 29. Yılı münasebetiyle 'Hakkı müdafaa etmek en büyük ibadettir' diyen Metin Yüksel'e ithaf.
Süleyman Kaylı tarafından bihangul.net için tercüme edilmiştir. (Malcolm X's understanding and example of hikma in political activism)
Kaynak: Bihangul.Net