Sivil çözüm mümkün değil mi?

Geçen cuma sabahı, haber toplantımızda, daha Kuzey Irak'taki sınır ötesi operasyonun bitip bitmediği belli değilken bir öneri yapıldı: Kürt sorununda işin güvenlik boyutu belli, güvenliği sağlamak için Türkiye'nin
24 yıldır yaptıkları da belli ama bir de 'sivil çözüm' veya 'siyasi çözüm' lafları var ortada, acaba 'sivil çözüm'den, 'siyasi çözüm'den kim ne anlıyor?
Ertuğrul Mavioğlu hemen işi üstlendi ve önde gelen Kürt siyasetçilere ve kanaat önderlerine, ardından da Türk akademisyen ve politikacılara, gazetecilere aynı soruyu sormaya başladı. Aslında planlamamız, herkesten, 'sivil çözüm adına yapmak istedikleri ilk beş reform önerisi'ni almaktı.
Ama kimse kusuruma bakmasın, Radikal'in günlerdir manşetten yayımladığı ve daha birkaç gün boyunca da yayımlamaya devam edeceği soruşturma bana şunu kanıtladı: Yıllardır konuştuğumuz Kürt sorunu hakkında ve pek çok kişinin de sık sık 'sivil çözüm' diye bir şeyi dile getirmesine rağmen, neredeyse hiç kimsenin bir projesi yok. O yüzden ilk beşleri herkesten almak mümkün olmadı ama bence yine de anlamlı bir şey ortaya çıktı, çıkmaya devam ediyor.
Dün sabah, bu işlerle hiç de meşgul olmayan, ben yönetmiyor olsam Radikal okuyacağından bile şüphe duyduğum bir arkadaşım aradı, hoş beşe hiç gerek duymadan, 'Yahu' dedi, 'Müthiş karamsarlığa kapıldım. İki gündür bu sivil çözüm yayınlarınızı izliyorum, bu sorunun çözümsüz olduğunu düşünmeye başladım.'
Aslında ben de benzer bir duygu içindeyim ama o kadar karamsar değilim. PKK ile mücadelenin uluslararası hukuk boyutunun mücadele başladıktan 10 yıl sonra, işin insan hakları hukukuyla ilgili boyutunun ise daha bile sonra düşünülmeye başlandığını bilen biri olarak, 'sivil çözüm' konusunun da daha yeni yeni dört başı mamur bir proje haline getirilmeye başlanacağının farkındayım.
Bugüne kadar bu konuda konuşanlar, ben dahil, sorunu tespitle ve zaman zaman da belki belli bir bütünün parçası olmayan kimi çözüm önerileriyle ortaya çıktılar.
Meseleye bütüncül bir açıdan, her boyutunu enine boyuna düşünüp tasarlayarak bir çözüm öneren henüz yok. Bakmayın, PKK'nın bile bizler tarafından beğenilmeyecek olsa bile böyle tutarlı projesi yok. PKK bile istekleri konusunda kararsız, yalpa yapıyor, isteklerin biçimi ve derinliği yıldan yıla değişiyor.
Bundan iki yıl kadar önce İstanbul'da yapılan bir kapalı toplantıda Kürt katılımcıların 'çözüm' adına ne düşündüklerini ve çözümü nasıl tartıştıklarını görmüştüm. Buradan da bir uzlaşma çıkmıyor, yapılan önerilerin pek azı bir diğerine benziyor, genellikle katılımcılar meseleye kendi kişisel tecrübelerinden hareketle çözümler öneriyorlardı.
Ve bunların hiçbiri de aslında çözüm değil sorunun tespiti niteliğinde şeylerdi.
Şimdi baktığımda, en önemli başlangıç adımının sorunu çözmemize yardımcı olacak çerçeveyi belirlemekte uzlaşmak olduğunu düşünüyorum. Bu konuda çarpışan iki temel görüş var: 1. Abdullah Öcalan'ın gündeme getirdiği, Kürtleri 'kurucu unsur' tanımaya dayalı bir 'Demokratik Türk-Kürt Konfederasyonu' önerisi; 2. Eşit vatandaşlık temelinde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik yapısının güçlendirilmesi.
Ben, birinci saydığım öneri üzerinde bir uzlaşma olması ihtimalini ikinci öneride uzlaşılması ihtimalinden çok ama çok daha az görüyorum. Bence ikinci öneri, daha gerçekleşebilir, daha kabul edilebilir ve içinde daha rahat çalışılabilir bir çerçeve sunuyor.
Eşit vatandaşlık temelinde demokratik bir Türkiye üzerinde uzlaşma olduğu da kuşkulu. Baksanıza türban sorununu bile çözemiyoruz. Ama yine de bundan
başka bir gerçekçi yol yok önümüzde.
Bu çerçeve içinde düşünerek bir yol bulabiliriz bence. Umutsuz olmaya gerek yok.

Radikal