HAKSÖZ HABER
Şeyh Muhaysini'nin yayınladığı tweet serisi şu şekilde:
(1)
Hükümetin icraatlarını eleştirmek, sorumluluk bilinciyle, zamanlaması ve üslubu doğru seçilerek yapıldığında sağlıklı bir olgudur; pusulanın doğrultusunu ve hedefi koruyan bir emniyet supabı işlevi görür.
Ancak bu eleştiri, kamuoyunun arzularına teslim olduğunda, beğeni ve yorum peşinde koşulduğunda ya da toplumsal baskıdan kaçışa dönüştüğünde yıkıcı bir unsura dönüşür.
Bazı medya mensupları, tarafsızlıklarını ispatlama saikiyle, gerçek bir ihtiyaçtan değil; takipçileri memnun edecek şekli bir denge üretmek için eleştirecek konu/olay arar hâle gelmiştir.
(2)
Peki, hükümete art arda ve büyük medya operasyonları ile yöneltilen bu eleştiri kırbaçları kimin çıkarınadır?
Evet, bazı konular ele alınmayı, üzerinde konuşulmayı hak ediyor; ancak bu dalgaların eş zamanlı ve yoğun biçimde gelmesi, toplumsal bilinci bulandırıyor ve fitnenin ateşini körüklüyor.
Ve o ateş [Allah korusun] tutuştuğunda, onu ateşleyen kişi, niyeti böyle olmasa bile, söndürmekten aciz kalır… O andan sonra da sözüne kulak verilmez.
(3)
Mülteci kamplarının sular altında kalması, bakanın araç konvoyu, büyükelçi atamaları, öğretmen maaşlar vb... konular,
iki hafta içinde peş peşe gündem olan etiketler hâline geldi.
Bazıları doğru ve çözüm gerektiriyor, bazıları ise gerçeği tam olarak yansıtmıyor; fakat hepsi bir araya geldiğinde, sahadaki gerçeklerden/ hakikatten farklı bir tablo çiziyor.
Bu durum da yanıltıcı bir algı oluşturuyor ve her kesimi, devletin içinde bulunduğu gerçeklik ve karşı karşıya olduğu karmaşık zorlukları dikkate alınmadan, kendi penceresinden baskı kurmaya itiyor.
(4)
Buna karşılık… umut aşılayan ya da olumlu bir tablo çizen herkese karşı da, “mazeret üretme”, “devleti övme” gibi sloganlarla korkutma ve sindirme kampanyaları yürütülüyor.
Öyle ki, hükümetin başarılarından söz etmek neredeyse bir fobiye dönüşmüş durumda.
Bu yüzden; Tanf’taki Amerikan üssünün boşaltılması, Rakka’da devlet bayrağının göndere çekilmesi, suçluların yakalanması gibi büyük gelişmeler, sanki sıradan olaylarmış gibi görmezden geliniyor.
(5)
Teorik konuşmaların dalgasına kapılıp “reform” ve “eleştiri” sloganları atmak kolaydır.
Zor olan ise, kamuoyu dalgasına karşı durup açıklamak ve düzeltmek; bu hassas dönemin zorluklarını aşmak için içeriden çalışmaktır.
Samimiyetle söylüyorum: ziyaret ettiğim her bakanın, her bir yöneticinin yüzünde bariz bir yorgunluk ve omuzlarında ağır bir sorumluluk yükü gördüm
Adaletle bakıp bakış açını genişleterek tabloyu bir bütün hâlinde değerlendirdiğinde, bir yıl içinde elde edilen başarıların büyüklüğünü fark edersin. Bunlar öyle başarılardır ki, istikrarlı ülkeler bile benzer kazanımlara yıllar içinde ancak büyük zorluklarla ulaşabilmektedir.
O zaman, hataların peşine düşmenin kardeşlerine haksızlık ve büyük resmi ıskalamak olduğunu anlarsın.
(6)
Son olarak…
Her özgür gazeteciye şunu söylüyorum: Devlet sizin devletinizdir. Evet, ele alınması gereken hatalar vardır; fakat bunu genel bir gerilim üreten, durumu daha da karmaşıklaştıran bu yöntemle yapmak doğru değildir.
Tavsiyem şudur: Devletinin istikrarını korumak için gerekirse kitleni kaybetmeyi göze al.
Çünkü bugün, devlet güçlenip kök salana kadar yerine getirmen gereken gerçek vazife tam olarak budur.