Şeritte Kalmak: Sabır ve Öz Denetim Bağlamında Nefis Okuryazarlığı
Mehmet Emin Acat / Perspektif
Modern dünya, bireyi arzularının nesnesi haline getirirken “nefis” algısını mistik, anakronik bir öge olarak kenara itti. Oysa kişiliğe direnç kazandıran sabır ve öz denetim gibi değerler, dijital karanlıkta benliği tanımak için elzem olan birer “okuryazarlık” becerisidir. Son dönemde artan şiddetin engellenebilmesi için dijital güvenlik kalkanı ve mevzuat güncellemeleri ile birlikte birey açısından en güçlü dayanak, özsel kalkan bilincidir.
Türk Millî Eğitim Sistemi bilime odaklı olmanın yanında manevi ve kültürel değerlere duyarlı, nitelikli bireyler yetiştirme doğrultusuna da sahiptir. Bu doğrultuda değerler, teorik üst kavramları oluşturmakla kalmaz, bireylere doğru kararlara ulaşmada yardımcı olan ilkeler olarak ortaya çıkarlar. Bundan dolayı değerler, bireylerin tutum ve davranışlarını şekillendiren, onların kültür ve medeniyet aidiyeti güçlü iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olarak topluma katkıda bulunmalarını sağlayan dinamiklerdir.
Bireyin kendini gerçekleştirmesi ve süreç içerisinde oyalayıcılarla başa çıkarak hedefinden sapma göstermemesi için öz disiplin ve öz kontrol ile yol alması kaçınılmazdır. Bunun için sisteme nüfuz eden bir ruh olarak değerler eğitiminin, bireyin güçlü bir motivasyonla hedefe odaklı kalabilmesinde önemli bir rolü vardır. Günümüzde herkesçe yaygın kullanılan dijital araçların dikkat dağıtıcı ve bağımlılık oluşturucu ortam ve uygulamalarına karşı benlik bilinci kapsamında sabır ve öz denetim değerleri, özellikle genç bireyin direncini artıran ve onu hedefine giderken kendi şeridinde kalmasını sağlayan birincil faktörlerdir. Görünürlüğü giderek artan şiddet olayları, medeni hayatın direnç amortisörleri olan sabır ve öz denetim gibi değerlerin bireyler nezdinde gittikçe zayıfladığını gösteriyor.
Sabır ve Öz Denetim Değerleri
Değerler, bireyin yaşam tarzını belirleyen bakış açısını ve inançları yansıtır ve sıklıkla kültür ile ilişkilendirilir (Hasan Bacanlı, 2017, s. 30). Buna göre değerler, bir kültürün üyeleri için iyi-kötüyü belirleyen standartlardır. Böylece kültürel kodlarla aktarılan değerler, bireylerin tutum ve davranışlarını tayin eden kurallar ve eylemlere meşruiyet kazandıran kriterler olarak belirginleşir. Bu temel üzerine inşa edilen medeni hayat, yani devlet otoritesi altında bir vatandaki toplumsal yaşam, üzerinde anlaşılmış kabuller ve karşılıklı rızaya ulaşmış görüş (ârâ) ve davranışlar (ef’âl) ile vücud bulur. Bu mevcudiyetin canlılığını ve sürekliliğini sağlayan kılcal unsurlardan ikisi sabır ve öz denetim değerleridir.
Sabır; “tutmak, alıkoymak” (habs) anlamına gelir. Orijin anlamı; tutmak, alıkoymak ve engellemektir (İbn Manzûr, 1970, s. 438). Bundan anlaşılmaktadır ki sabır, bir amacı gerçekleştirmek için belli bir süreç içerisinde olmaktır. Kelimenin etimolojik çağrışımlarında “zorlama” ve “tekellüf” olduğundan sabır, zorlanarak bir tutum içinde olmaktır (el-imsak fi diyq). İnsan fiilleri boyutunda sabır, akıl ve yasaların gerektirdiği şey üzere nefsi tutma azmidir (habsu’n-nefsi alâ mâ yeqtadiyhi’l-aklu ve’ş-şer’) (Râğıb el-İsfehânî, t.y., s. 273).
Sabır, akıl ile olan güçlü bağı nedeniyle insana özgü bir tutumdur. Zira sabır gibi aklın en temel anlamı engel ve bağdır (Fîrûzâbâdî, t.y., s. 1034). Bu kullanım, aklın devenin bağına benzetilmiş olmasından dolayıdır (Râğıb el-İsfehânî, t.y., s. 342). Boynuna geçirilen bağ, deveyi disiplinsiz hareket ederek amaç dışına çıkmasını engellediğinden hareketle, insanın da amaç dışı veya rasyonel olmayan eylemlerini engellemeye dönük olan mantıksal düşünme gücüne “akıl” denmiştir (Cürcânî, 1985, s. 157). Böylece arka planında rasyonel güç olan sabır, bir “karşı koyuş” olarak davranışsal tepkiselliği aşıp daha üst bir mekanizma (mantık, akıl, toplumsal yasalar) ile tepkisel davranışı erteleme veya tepki göstermemekle olay ve olgunun seyrini değiştirebilme gücü olarak belirir. Dolayısıyla sabır, bireyin mahsûstan ma’kûle geçiş yaptıktan sonra duyuşsal ve davranışsal tepkiselliği aşan bir düzlemde ilerleme gücünü belirtir. Bu düzlem, ön beynin işlevlerinden olan muhakeme yeteneğinin güçlenmesi halidir.
Günümüzde herkesçe yaygın kullanılan dijital araçların dikkat dağıtıcı ve bağımlılık oluşturucu ortam ve uygulamalarına karşı benlik bilinci kapsamında sabır ve öz denetim değerleri, özellikle genç bireyin direncini artıran ve onu hedefine giderken kendi şeridinde kalmasını sağlayan birincil faktörlerdir. Görünürlüğü giderek artan şiddet olayları, medeni hayatın direnç amortisörleri olan sabır ve öz denetim gibi değerlerin bireyler nezdinde gittikçe zayıfladığını gösteriyor.
Sabır, itidali muhafaza ve her türlü zorluğun karşısında kişinin, karalılıkla sebat etmesi için gerekli güçtür. (Toshihiko Izutsu, 1991, ss. 146-147). Bu güç, fiziksel gücün dışında insan doğasından (insanî nefs/nâtık kuvve) kaynaklanan kararlılık ve metanet kaynağıdır. Bir yandan dışsal olay ve olgulara diğer yandan içsel dürtü ve eğilimlere itidal ile dayanıklılık gösterememek, edilgenlik halidir. Zira olumsuz olay ve olgularla ilk karşılaşmada öfkeye kapılıp şiddete başvurmak ve hedeften alıkoyucu uyaranlara kapılmak “etkin” olmak değil “edilgen”liktir. Bu açıdan maruz kalınan şeye mekanik tepki, sabrın zıttıdır. Sabır, mekanik tepkiselliğin üzerinde üst bir tutumdur. Bu tutum; etkin rasyonel dirençle tepkiyi olabilecek en uygun bir zaman ve formda sergiler. Böylece sabır, psikolojik bir güce dönüşerek her türlü ayartıcı uyaranla çevrili olan bireyin, kararlı bir karşı duruşla amaç dışına çıkmasını engelleyen bir koruma kalkanına dönüşür. Günümüzde duygusal zekanın fark edilmesiyle gerçek özgürlüğün dürtüleri serazat bırakmak değil “dürtülerden özgür olmak” olduğunun kabul görmeye başlaması (Nevzat Tarhan, 2024, s. 23) özgürlüğün; yüksek duygular ve aklileşme yönünde gelişim olduğunu desteklemektedir.
Öz denetim ise daha önemli bir hedefe ulaşabilmek için kişinin tepkilerini, davranışlarını veya başka amaca yönelme eğilimini denetleyip kısıtlaması, otokontrol yapabilmesidir (Şükrü Halûk Akalın vd., 2005, s. 1554). Öz denetim, insanların dürtülere direnmelerini ve bencilliğin üstesinden gelerek kamusal alanda toplumsal kurallara uygun hareket etmelerini sağlayan içsel süreçtir. Bu içsel süreç dikkate alındığında öz denetim, olumsuz şeylerde kendini kontrol edebilmeyi de kapsasa da fakat daha çok hoşa giden şeylere karşı koyarak amaçtan sapmamayı vurgular gibi görünmektedir. Böylece öz denetim, konfor alanlarının bireyi çürütücü etkisine karşı uyanıklık ve dikkat hali olarak tezahür ederken toplumsal düzeyde kişinin kurallara gönüllü uyumunu kolaylaştırıp birey-toplum gerilimini en aza indirerek toplumsal yapının istikrarının garantörü olarak işlev görür.
Geleneksel Bir Kavrama Güncel Bir Dokunuş
Nefis; insanda canlılık, algı ve hareketi sağlayan ilke olarak beslenme, cinsellik, öfke ve saldırganlık gibi temel hayvani duygular mekanizmasıdır. Nefsin meydana gelişi çok katmanlı ve çok bileşenli olduğundan onun “düzenlenmiş/tesviye” bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Düzenleme, amacına uygun şekil verme, onu kendi içinde tutarlı kılma, yerine getirmekle yükümlü olduğu fonksiyonlara uygun vasıflarla donatma, böylece onu varoluşun gereklerine baştan uygun hale getirmektedir (Muhammed Esed, 2015, s. 1437). Bu çerçevede nefis sahibi canlılar özellikle insan, görünen (halq) ve görünmeyen (hulq) yanlarıyla karmaşık, yapılandırılmış bir varlıktır. Çok parçalı bu karmaşık yapı, bir araya getirilerek belli bir sistem ve algoritmik yapı içerisinde düzenlenmiştir. Düzenleme; şeyi işlevini yapabileceği içsel yönelim ve hareket mekanizmalarıyla donatmak olduğundan güncel kavramlar olan donanım ve yazılım, vurgulanan anlam çerçevesini yansıtabilecek mahiyettedir.
Yeryüzünde insan yaşamı, nefsin uyaran dürtü sarmalındaki gelgitlerle geçirilecek bir canlılıktan daha fazlasını vaat eden üst düzey bir varlık imkanıdır. Bu imkân, rasyonelleşme ve yüksek duygular (sevgi, güven, merhamet, empati) yönünde ilerleme kaydederek tahakkuk ettirilebilir. Geleneğimizde insan benliğinin zayıf ve güçlü yanlarının fark edilerek kemale ulaşma yönünde bir yaşam pratiği geliştirme bilincine marifet-i nefs denilir. Bu geleneğin güncel devamlılığı kapsamında insanın, benliğini tanıyarak zayıf ve güçlü yanlarına göre belirleyeceği stratejilerle yaşamını daha anlamlı ve verimli sürdürebileceği farkındalığa, günümüz yaklaşım ve terminolojisiyle nefis okuryazarlığı denebileceği kanaatindeyiz.
Bir şeyin okur yazarı olmada temel anahtar kavramlar; anlama, karar alma ve uygulamadır. Buna göre nefis okuryazarlığı; benliğin biyolojik ve psikolojik temellerini bilmeyi, zayıf ve güçlü yanlarını fark etmeyi, sebep-sonuç ilişkisi kuran muhakeme yeteneğiyle temel yaşam becerilerinde stratejik karalar alabilmeyi, gerçek ve sanal ortamda riskli durumları analiz ederek gerekli önlemleri almayı içeren bir yetenektir. Bu çerçevede standart hale gelmiş bir kullanım olan kişisel gelişim tabiri yanı sıra irfan geleneğinin hamulesini ve uygulama gücü olan takva bilincini de yansıtacak bir şeklide nefis okuryazarlığı kavramsallaştırması, iradesi güçlü bireylerin yetişmesinde yeni bir sinerji oluşturabilir.
Günümüzün trend yaklaşımı, bireyi arzularının nesnesi haline getirip “nefis” algısını mistik, anakronik bir öge olarak kenara itmiştir. Oysa kişiliğe direnç kazandıran sabır ve öz denetim gibi değerler, dijital karanlıkta benliği tanımak için elzem olan birer “okuryazarlık” becerisidir. Pek çok konuda örneğin medya, finans ve dijital okuryazarlık süreçleri bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığı gibi bireyin kendi benlik ve kişilik yapısını keşfedebilmesi için de nefis okuryazarlığı süreçlerinin de ihmal edilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır. Son dönemde artan şiddet ve olumsuz olayların engellenebilmesi için dijital güvenlik kalkanı ve mevzuat güncellemeleri ile birlikte birey açısından en güçlü dayanak, özsel kalkan (takva) bilincidir ki bu da doğrudan nefis okuryazarlığı ile ilintilidir. Bu çerçevede nefis okuryazarlığı, 21. Yüzyıl temel becerilerine eklemlenerek genç birey için hedeflenen teknik-mesleki yeteneklere ek psikolojik-manevi yetkinliği de inşa edebilir.
Günümüz nesillerinin 21. yüzyıl gerçeklerine ve şartlarına uyum sağlayabilmeleri, iyi ve etkin birer vatandaş olarak bilgi toplumuna katkıda bulunabilmeleri için ihtiyaç duydukları güncel becerilerle birlikte kültürel aidiyete ve toplumsal değerlere entegrasyona güç verecek nefis okuryazarlığı yaklaşımı, bireyin benlik gelişimini anlamlı bir çerçevede sonuçlandırabilecek bir dinamiktir.
Bu dinamik, üst düzey bir varlık imkânı olan insan yaşamının izole dijital ortamlarda heder olmadan verimli ve katma değer üreten bir tarzda geçirilmesine yardımcı olabilecek bir perspektiftir. Zira insan doğasındaki hayra da şerre de çıkış verebilecek örtük program, kendiliğinden kuvveden fiile çıkmaz. Kişinin cevher yapısı ve potansiyelleri önemli bir rezervdir ve her iki uca sürgün verebilecek kuvve halindedir. Cevheri ortaya çıkarma çabası; bilinçli, zamana yayılmış, hayat boyu süren bilişsel, duyuşsal ve davranışsal kapasite artırım sürecidir. Bundan dolayı nefsin arınıp olası yetkinliğine ulaşması; kendiliğinden oluşan bir süreç değil Fârâbî’nin yaklaşımıyla kültürel ve medeni ortamın sağladığı vasatın desteğiyle özünde tekellüf/zorlanma de içeren bireyin irade, tercih ve gayretine bağlıdır. (Fârâbî, es-Siyâsetü’l-Medeniyye, 2020, 102-134). Kültürel ve medeni değerler hayra ve katma değere gerekli atmosferi hazırlarken aile ve birey, aidiyet ve bağlılık hissiyle bu değerlerle ikinci bir fıtrat oluştururlar. Değerler bağlamında teşekkül eden ikinci fıtrat, bireyi topluma entegre ederek bireye disiplinli bir özgürlük, kuvveden fiile çıkış imkânı ve hayatını yaşayacağı makul bir konfor alanı açarken topluma da salih ve üretken birey eliyle sürdürülebilirlik ve istikrar sunar.
Sonuç
İnsanın kendini gerçekleştirme yolunda bir bariyer (akabe) olarak duran negatif nefsani özelliklerinin üstesinden gelerek başarıya ulaşmasında özellikle sabır ve öz denetim değerlerinin göz ardı edilemez bir yeri vardır. Yeni yetişen genç bireyin; dikkat dağıtıcı uyaranlara ve uygulamalara karşı dayanıklılığını arttırarak kendisi, ailesi ve toplumu adına katma değer üretebilmesi; kendisini tanımasına, güçlü bir irade ile pozitif yönde gerekli davranışları ortaya koyabilmesine daha sonra da kendisi için anlam küresi ve aidiyet oluşturan toplumun ortak ideallerine katılımına bağlıdır.
Eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim, iş birliği, sorumluluk ve öz yönetim gibi 21. yy. becerilerine sahip ve milli değerleriyle kimliğini koruyabilen birey, görsel ve işitsel idrake hapsolmadan akıl ve kalbin idrakine ulaşmış olarak bu mücadeleyi sürdürebilir. Bunun için bireyin, benliği oluşturan faktörlerin farkında olması ve nefis denilen biyo-psişik mekanizmanın olumlu ve olumsuz durum üreten dinamiklerini iyi bilmesine ve onları yönetilebilir bir düzeyde tutabilmesine bağlıdır.
Nefis okuryazarı olmuş birey, dürtülerin aceleci doğasını (nefsanî ivme), sabır, öz denetim, empati ve kul hakkı gibi değerlerle filtreledikçe, yalnızca “yaşayan” bir canlı olmaktan çıkar, “yaşatan” bir toplumsal özneye dönüşür. Süreç içerisinde ham nefsani enerjinin, kültür ve medeniyet süzgecinden geçirilerek yapıcı bir güce dönüşmesi, antropolojik ve sosyolojik açıdan bir “insanlaşma” serüvenidir ki bu da şeritte kalmak olarak vurgulanabilir. Böylece kendi şeridinde kalan birey, benimsediği empati, kul hakkı ve hesap verebilirlik değerleri doğrultusunda kimseye zarar vermeden “medeni” bir vasatta kendi potansiyellerini güvenle açığa çıkarırken topluma da nitelikli bir katma değer sağlar.
*
Kaynakça
Cürcânî, Kitâbu’t-Ta‘rifât, Mektebetu Lübnan. (1985).
Fârâbî, es-Siyâsetü’l-Medeniyye, Litera, 2020.
Fîrûzâbâdî, El-Kâmûsu’l-Muhît, Muessesetu’r-Risâle. (t.y.).
Hasan Bacanlı, Değer Bilinçlendirme Yaklaşımı, Çizgi Kitabevi (2017).
İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab (1-4), Dâr Sâdır (1970).
Muhammed Esed, Kur’an Mesajı Meal-Tefsir, İşaret Yayınları (2015).
Nevzat Tarhan, Duyguların Psikolojisi ve Duygusal Zeka, Timaş Yayınları (2024).
Râğıb el-İsfehânî, El-Mufredât fî Ğarîbi’l-Kur’ân (Muhammed Seyyid Kîlânî, Ed.) Dâru’l-Ma’rife (t.y.).
Şükrü Halûk Akalın, Recep Toparlı, & Mustafa Argunşah, Türkçe Sözlük. Türk Dil Kurumu (2005).
Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, Pınar Yayınları (1991).