Şerif Mardine itirazlarım

Şahin Alpay

Prof. Dr. Şerif Mardin'in yıllar içinde yazdıklarından ve söylediklerinden çok şey öğrendim. Bunun için kendisine saygı besler, şükran duyarım.

Ondan öğrendiklerimin başta geleni ise, bir toplumu anlamak için o toplumdaki dini inanışları ve din temelli ilişkileri anlama gereğidir. Kahire'de olduğum günlerde Neşe Düzel'in Prof. Mardin ile yaptığı, günümüz Türkiyesi'nde İslam konulu mülakat yayımlandı (Taraf, Ekim 10-11). Mardin'in bu mülakatta söyledikleri her zamanki gibi beni hayli düşündürdü. Bu ve gelecek yazılarda Mardin'in düşündürdüklerini ve itirazlarımı okurlarla paylaşmak istiyorum.

Öncelikle din ile modernleşme arasındaki ilişki üzerine birkaç söz: 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın büyük bölümünde sosyal bilimciler arasında yaygın olan görüş, geleneksel toplumdan modern topluma geçişle, yani modernleşmeyle (yani sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, rasyonelleşme, geleneğin yerini hukuk kurallarının alması, bilimsel eğitimin yaygınlaşması) birlikte toplumların laikleşeceği, yani dinin bireyler ve toplum üzerindeki etkisini giderek yitireceği fikriydi.

Dünyanın gerçekleri karşısında bu görüş, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek terk edildi, modernleşme ile laikleşme arasındaki ilişkinin karmaşık olduğu fikri yaygın kabul görür oldu. (Bunu en iyi anlatan din sosyologu Peter Berger.) Modernleşmede en ileri giden toplumlardan biri olan ABD'de dini inançların yerini koruyor olması, modernleşme ile gelen laikleşme teorisinin terk edilmesinin bir önemli nedeniydi. Bunun başka bir nedeni de modernleşen Batı toplumlarında, kurumsal din (kilise) etkisini kaybetmiş, gerilemiş olsa bile, bireylerin dini inançları yitirmediğinin gözlenmesi oldu. (Bunu en iyi anlatan din sosyologu Grace Davie.)

Mardin'in "köylü hayatından endüstriyel hayata geçilemediği" ve Cumhuriyet'in Rusya gibi "dinin tabanını ortadan kaldıramadığı" için Türkiye'de bir "İslami diriliş ve enerji artışı" yaşandığına dair görüşü inandırıcı değil. 21. yüzyıl Türkiyesi'nin "köylü hayatından sanayi hayatına" doğru hayli ilerlemiş, hayli modernleşmiş olduğu bir gerçek. Öte yandan komünist rejimi geride bırakan Rusya'da Ortodoks Hıristiyanlığın diriliş yaşadığı görülüyor. Dini inançların toplumdaki yerini korumasında, her şeyden önce "talep"in, yani insanların manevi ve sosyal ihtiyaçlarının rol oynadığı muhakkak. Çağdaş din sosyologlarının bir bölümünün (başta Thomas Luckmann) "insanlar ve toplumlar varoldukça dini inançlar da varolacaktır" sonucuna varmalarının temel nedeni bu. Dinsel "arz"ın, yani dinsel faaliyetlerin yoğunluğunun ve dini inançların siyasi mobilizasyonda kullanılmasının da toplumların modernleşmeye rağmen dinden uzaklaşmamalarının açıklanmasında başvurulan öteki etkenler.

Mardin'in ileri sürdüğü gibi bugün Türkiye'de bir "İslami diriliş" yaşanıyor mu? Türkiye bölümünü Prof. Dr. Yılmaz Esmer'in yönettiği Dünya Değerler Araştırması (2009), Türkiye'nin oldukça dindar bir toplum olduğunu, ama en azından 1990'dan bu yana dindarlığın artmadığını gösteriyor, hatta kadınlar arasında dindarlıkta azalma olduğuna işaret ediyor. Aynı araştırma Türkiye'de dindar olmanın köktendinciliği ya da İslamcılığı (siyasal İslamı) desteklemek anlamına gelmediğine de işaret ediyor: "Köktendincilik" ve "İslamcı terör" dünyanın en büyük sorunları arasında görülüyor.

Binnaz Toprak ve Ali Çarkoğlu'nun TESEV için yaptığı 1999 ve 2006 tarihli araştırmaların bulgularına göre, Türkiye'de dindarların büyük bölümü laikliği de önemli görmekte. (Ayrıntılar için Zaman'daki 4 Haziran 2009 tarihli yazıma bakılabilir.) Dolayısıyla Mardin'in bugün Türkiye'de İslam dışı ögelerle de buluşan bağnaz, "korkunç" bir İslam yorumunun yayıldığına dair iddiası, gerçek olsa bile, bunun marjinalliğin ötesine gittiği, ana eğilimlerden biri olduğu inandırıcı değil.

Konuya devam edeceğim. Başta Van olmak üzere Doğu illerimizde yaşanan deprem faciasında yakınlarını yitiren yurttaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

ZAMAN