Şehidlerimizin Naaşları Tekmelendi

Gazze’ye insanî yardım götüren gemiye yapılan İsrail saldırısında yaralananlardan Mehmet Ali Zeybek, şehidlerin naaşlarının İsrail askerleri tarafından tekmelendiğini söyledi.

- Bize gemide yaşadıklarınızı kısaca anlatabilir misin? Çünkü biz ilk haberi aldık, sonrasında sağlıklı bir bilgi akışı olmadı. Neler yaşadınız?

- Biz saldırı olduğu sırada namazdaydık. İsrail'in müdahale edeceğini tahmin ettiğimiz için can yeleklerimizi giymiştik ve hemen hepimiz güvertede yatıyorduk. Ancak bu kadar büyük bir katliam yapacaklarını tahmin etmiyorduk. İşte o anda üzerimizde helikopterler uçmaya başladı. Biz geminin kenarlarına doğru gittiğimizde etrafımızın hücumbotlarla çevrildiğini gördük.

- İlk olarak saldırı nasıl gerçekleşti? Helikopterden ateş mi açıldı?

- Hayır, öncelikle güverteye sis, ses ve ışık bombaları attılar. Kimse kimseyi görmüyordu. Bazı arkadaşlarımız böyle bir saldırıyı tahmin etmiş olduklarından gaz maskeleri giymişlerdi. Aslında ses bombalarının amacı bizi psikolojik olarak yıpratmak ve aramızda korku salmaktı.

- Nasıl karşılık verdiniz?

- Biz arkadaşlarla daha önce konuşmuş ve görev paylaşımı yapmıştık. Bizim için en önemli yer dışarıyla irtibatımızı sağlayan uydu alıcılarıydı. Bazı arkadaşlarımız oranın korunması için görevliydi. Ama koruma derken yanlış anlaşılmasın. Ellerindeki pet şişe ve yumruklarıyla.

- İsrail'in iddia ettiği gibi silahlı bir mukavemet yoktu o zaman?

- Kesinlikle yoktu. Yumruklarımıza tahammül edemeyenler ellerimizdeki silahlara hiç tahammül etmezlerdi. Biz güverteye inen askerlerle ilk karşılaştığımızda bazılarını yumruklarımızla saf dışı bırakmaya çalıştık. Çünkü fütursuzca saldırıyorlardı. Bazı askerleri ele geçirdiğimizde gördük ki her bir askerin üstünde 5 adet silah var. Biz aldığımız silahların hepsini denize attık. O sırada hem helikopterden hem de iple inen askerler tarafından ateş edilmeye başladılar. Zaten yaralı ve şehid olan kardeşlerimize bakarsanız kurşunların hep üst bölgelerden girdiğini göreceksiniz. Her yer kan gölü olmuştu.

- Yaralılara müdahale etmek için müsaade edilmediği söyleniyor…

- Doktorlar ve diğer kardeşlerimiz yaralılara müdahale etmeye çalışıyorlardı. Ama buna rağmen bazı kardeşlerimiz kan kaybından hayatını kaybetti. Ben vücudumun hemen her yerinden yaralandım. 9 kurşun isabet etmiş. Kan kaybından şehid olacağımı düşünüyordum. Ortalık bir anda İsrail'in her zaman yaptığı gibi katliam alanına dönüşmüştü. Ama her şeye rağmen kardeşlerimizle güzel bir örneklik sergileyerek katliama, silahlara, bombalara karşı imanımızla direndik. Tek yardımcımız olan Rabbimize sığındık.

Karşımızda tam teçhizatlı komandolar olmasına rağmen elleri titriyordu. Askerlerin elleri sürekli silahlarının tetiğindeydi.

- Yaralıların kelepçelendiği ve karga tulumba helikopterlere bindirildiği haberlerini almıştık…

- Yaralıların ellerini, bazılarının ise ayaklarını dahi kelepçelediler. Ben ayağımdan da darbe almıştım. Sürükleyerek sedyelere koyuyorlardı. Benim ayağımdan sürüklediler. Kolum yaralı olmasına rağmen ellerimi arkadan kelepçelediler. Çoğu kardeşimiz bu durumdaydı. Yine unutamayacağım bir olayı anlatmak istiyorum. Şehid olan Fahri kardeşimiz üç saat önce şehid düşmüştü. Ben onu güvertede gördüğümde askerler onun cesedini tekmeliyorlardı. Hatta üstüne çöpler atmışlardı. Bunu hiç unutmayacağım.

- Gemiye saldıran İsrail askerleri kaç yaşlarındaydı?

- Hemen hepsi 20-25 yaşlarındaydılar. Hiçbir şeye izin vermeyecek şekilde eğitilmişlerdi. Bir defasında arkadaşlarından birisi elindeki pet şişeyi sıkarak ses çıkardığında hemen silahları doğrultup bize çeviriyorlardı. Yani yürekleri o kadar korku doluydu ki neredeyse kendi arkadaşlarını vuracaklardı.

- Hastaneye götürüldüğünüzde size gerektiği kadar tıbbi müdahalede bulunuldu mu?

- Bu konuda tıbbi müdahalenin yapıldığını söyleyebilirim. Ama zaten hastane personelinin çoğu farklı inanç ve kimliklerden insanlardı. Ben çok kan kaybetmiştim. Her tarafım kan olmuştu. Benim yüzümdeki kanları temizleyen hemşire Filistinliydi ve bana "Siz kahramansınız. Sizinle gurur duyuyoruz" dedi. İlk gün sadece hastane personeliyle muhataptık. Ama daha sonraki günlerden gelene kadarki zamana dek tamamen askerler vardı başımızda.

- Tedavi esnasında sorgulandınız mı? Baskı yapıyorlar mıydı?

- Evet. Ben onlardan aileme telefon açmak istediğimi söyledim. İzin vermediler. Avukat istedim (Az biraz İngilizce konuşabiliyorum) karşılamadılar. Hatta ailem hemen Türk elçiliğinden beni sormuş. 'Burada değil' demişler. İlk gün elimi yatağa kelepçelemişlerdi. Sürekli ışıkları açık bırakıp bağırarak konuşuyorlardı beni uyutmamak için. Sonra sigara içmeye başladılar. Bazen sanırım küfür ediyorlardı. Ya da ben öyle tahmin ediyordum. Sürekli psikolojik bir baskı vardı. İmanım olmasa intihar ederdim. Bir de tutuklu olan kardeşlerimin halini düşünün. Onların çektikleri çok daha berbatmış.

- Uçağa bindirildiniz?

- Bana 'Gidiyorsun' dediler ve ambulansa bindirdiler. Uçağın saat 11'de olduğunu söylediler ama beni hastaneden saat 5'te çıkardılar. Uçak saatine kadar Hayfa'nın bozuk yollarında beni 6 saat dolaştırdılar. Her sarsıntıda acım giderek artıyordu.

Hiçbir şeyimi bana teslim etmediler. Sonra sağolsun Sağlık Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığımız çok ilgilendiler. Uçağa binene kadar bu işkencenin biteceğine inanmıyordum.. Ama her şeye rağmen Allah'a hamdolsun yaşadıklarımdan hiç pişman değilim. Filistinli kardeşlerimizin yıllardır yaşadıkları zulüm karşısında bizim çektiklerimiz çok az kalır. Böyle bir organizasyon olsa yine giderim.

VAKİT

Mavi Marmara Haberleri

Mavi Marmara mağduru Osman Atalay 150 bin TL tazminat davası kazandı
'Mavi Marmara' gemisi icradan satıldı
Gülden Sönmez, Mavi Marmara ile ilgili yargı sürecini anlattı
Siyonist İsrail'in Mavi Marmara saldırısının üzerinden 11 yıl geçti
Bülent Yıldırım: Mavi Marmara bir dönüm noktasıydı