SDG örneği ve vekâlet savaşlarının iflası

Ahmet Varol, SDG’nin tıpkı geçmişte Güney Lübnan Ordusu gibi küresel emperyalizmin kullanıp terk ettiği bir yapı olduğunu ifade ediyor.

Ahmet Varol / Yeni Akit

SDG’nin tasfiyesi tüm bölgenin yararına

Suriye ordusunun karşısında zorlanan, sıkışan ve sürekli mevzi kaybeden SDG’nin bugün, “Bizi yalnız bıraktınız!” diye ABD yönetimine sitem etmesi, siyonist işgalden yardım dilenmesi kime çalıştığının ve fitne savaşını gerçekte kimlerin hesabına yürüttüğünün de itirafıdır.

Bu örgütün amacı zannedildiği gibi bölgede bağımsız veya federal bir Kürt devleti kurmak değil, küresel emperyalizmin bölgeyle ilgili politikalarının takipçiliğini yapmaya ve gerektiğinde bölge halklarının kendi kimliklerine, değerlerine dönüşünü temsil eden, haklarına sahip çıkan yeni siyasi yapılanmalar karşısında vekalet savaşı yürütmeye aday ikinci bir İsrail kurmaktı. Bundan dolayı da küresel güçler, özellikle ABD ve onun, sınırsız ve şartsız desteklediği İsrail tarafından çok önemseneceğini umuyordu.


Eğer hesaplar tutsaydı ve planlar işleseydi; küresel güçler isimleri farklı ama siyasi duruşları ve kuruluş amaçları aynı bu iki İsrail’i birleştirerek, “Büyük İsrail” planlarını bu şekilde hayata geçirmeyi de düşünebilirlerdi.

Ben şahsen İsrail’in de bir yahudi devleti olduğunu düşünmüyorum. Batı emperyalizminin yahudilerin ezilmişliğini ve mağduriyetlerini istismar amacıyla geliştirdiği siyonizm projesinin bir ürünüdür.


Muhtemelen ABD ve İsrail açısından da SDG projesi gayet önemliydi. Özellikle Suriye’de İslami kimlik ve söylemi öne çıkaran bir kadronun yönetimi ele almasından sonra daha çok önem kazanmıştı. Belki SDG de kendisinin, küresel emperyalizmin ve siyonist işgalin bölgeyle ilgili hesapları açısından bugün düne nispetle daha büyük bir ehemmiyet kazandığını düşünerek, hayallerin cazibesine kendini fazla kaptırdı ve önünü göremeden maceraya atladı.


Ama her zaman hesaplar düz gitmeyebilir ve planlar kurgulandığı şekilde yürümeyebilir.


Nitekim siyonist işgal rejiminin Lübnan’ı işgal etmesinden sonra oluşturduğu Güney Lübnan Ordusu (SLA) da onun için oldukça önemliydi. Bu örgütün militanları yıllarca siyonist işgalin kuzey sınırını sağlama aldı ve ona yönelebilecek tehditleri Güney Lübnan’ın yukarısında tutmaya, bu bölgeye yanaştırmamaya çalıştılar. Karşılığında da işgal rejimi maaşlarını düzenli bir şekilde ve geciktirmeden ödedi.

Ne var ki işgalci siyonistler Lübnan’daki direniş karşısında sonunda yorulunca ve 2000 yılında artık bölgedeki askerlerini çekmek zorunda kalınca SLA’yı da kullanılmış ve artık işe yaramayan makine gibi ortada bıraktılar. Militanlarının işgal altındaki Filistin topraklarına sığınarak canlarını güvenceye almalarına bile müsaade etmediler.


Bugün ABD ve İsrail işgal rejiminin SDG’yi yalnız bırakmasının, perde arkasındaki birtakım pazarlıklardan kaynaklandığı yönündeki yorumları isabetli bulmuyorum. Sebep pazarlıklar değil, bölgeyle ilgili şartlar ve SDG üzerinden geliştirilen projeye destek vermesi beklenen ABD ile siyonist işgal rejimini zorlayan gelişmelerdir.


ABD son dönemde özellikle Batı dünyasındaki etki alanını genişletmeye öncelik ve ağırlık verdiği için İslam dünyasıyla ilgili hesaplarını yürütmekte zorlanmaktadır. Bu, Rusya’nın aynı anda hem Ukrayna’daki hem de Suriye’de Baas rejimini savunma amaçlı savaşı sürdürmekte zorlanması sebebiyle Ukrayna’yı önceleyip Baas rejimini ihmal etmesine benzemektedir. Rusya’nın desteğini çekmesinden sonra da Baas diktatörlüğü iki haftadan daha kısa bir süre içinde devrilmiştir.


SDG’yi son derece önemseyen ve en büyük desteği vermesi beklenen siyonist işgal rejimini ise Gazze’deki savaş ciddi şekilde yıpratmıştır. Filistin direnişi bu savaşta ağır bir bedel ödemiş, ama işgal rejimine de çok ağır darbe indirmiştir. Dolayısıyla işgal rejiminin bugün SDG’yi ihmal etmesi de 2000 yılında SLA’yı ihmal etmesine benzemektedir.

Bu itibarla SDG üzerinden yapılan hesapların önünün kesilmesinde Gazze’deki direnişin büyük bir payı olduğunu unutmayalım. Evet, direniş büyük bedel ödemiş ama çok tehlikeli bir projenin de önünü kesmiştir. Direnişin tek kazanımı bu değildir elbette. Diğerlerinden söz etmek için kapsamlı bir yazı yazmamız gerekir.

Yorum Analiz Haberleri

Özgür Özel “kardeşlikten” söz edince…
Depopulasyon çağında umudun inşası
Trumpizm: ABD’nin 21.yüzyıldan 19. yüzyıla "u" dönüşü
Uyuşturucu cezalarındaki çifte standart
PKK'nın icraat ve iddiaları arasındaki uçurum