Sayın Başbuğ, gerçekler lütfen

İhsan Dağı

Anayasa tartışmalarına dalıp, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki gelişmeleri ihmal etmeye gelmez. Demokrasinin kurumsallaşması anayasal zeminin güçlendirilmesi kadar, darbe girişimleriyle yargı önünde hesaplaşmayı gerektirir. Kendini hukukun ve sivillerin üstünde gören bir asker mantığı denetim altına alınmadan tam demokrasi tesis edilemez.

Üstü üniformalı, eli silahlı birilerinin yargıdan muaf olduğu bir ülkede yaşamaya razı mısınız? Hayır. Bu noktada ileri hamlelerin yapıldığı bir dönemden geçiyoruz; hiçbir şey gizli kalmıyor, yargı kör topal da olsa işliyor, kamuoyu gelişmeleri izliyor.

Bu arada bilgiler ve belgeler de dökülmeye devam ediyor. Son önemli haberi Taraf'ın değil de Hürriyet'in yapmış olması çok ilginç. Sanki son dönemde yaşanan dönüşümün bir nişanesi gibi... Metehan Demir'in haberine göre, bugün Balyoz darbe planı olarak yargılama ve soruşturma konusu olan Mart 2003 'plan semineri' bizzat Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 'incelenmiş'. Hem de incelemeyi yapan, Orgeneral İlker Başbuğ... Habere göre bu inceleme 'seminerin özel bölümünde, Orgeneral Çetin Doğan'ın oturumu yönetirken resmi ve yasal çerçevenin dışına çıktığına dair ciddi çekince ve eleştirilerde bulunuyor'muş...

Bu, Genelkurmay Başkanlığı'nın Mart 2003'te yapılan plan seminerinin aslında bir 'darbe planlamasına' dönüştürüldüğünü bildiği anlamına gelir. Yüzlerce subayın, onlarca generalin katıldığı bu 'darbe plan' toplantıları kimse için bir sır değilmiş, demek ki.

Şimdiye kadar kamuoyuna yansıyan akim kalmış darbe planlarını bırakın, gerçekleştirilen darbelerden bile daha ayrıntılı hazırlanmış bir plandır Balyoz. Darbe yolunun nasıl, hangi eylemlerle açılacağından darbe sonrası bürokrasiye, ekonomiye, dış politikaya nasıl ve kimlerle müdahale edileceğine kadar ayrıntılar var Balyoz'da. Tabii muhaliflerin nasıl tasfiye edileceği de... Hiçbir şeyi şansa bırakmayan, gelince de gitmeyecek bir anlayış hakimdir Balyoz'da...

Tam da geçenlerdeki 'tuhaf' başsavcılık tasarrufunun ardından Balyoz planının o dönem Başbuğ tarafından incelenmiş olduğu haberi son derece önemlidir. 'Seminer çalışması'nın resmi amacı dışına çıkarıldığı konusunda hiçbir kuşku bırakmamaktadır bu 'inceleme'.

Ama gelin görün ki Genelkurmay Başkanlığı bu haberi de 'yalanladı'. Böylesine önemli bir iddia; 'söz konusu haber gerçeği yansıtmamaktadır' ifadesiyle reddediliyor. Peki gerçek ne, Sayın Başbuğ? Bize gerçekleri bir defa da siz anlatın, hep 'sızmasını' mı bekleyeceksiniz? Böyle bir 'inceleme' var mı, yok mu onu söyleyin. Şeffaflık artık bir yönetim ilkesi değil, kaçınılmaz bir durum. Gerçekleri inkar ederek ne TSK'yı savunmuş olursunuz, ne de ülkeyi.

Bugün yalanladınız, peki yarın, bu haberin de belgesi çıkarsa ne yapacaksınız? Yeni bir 'ıslak imza' fiyaskosunu mevcut komuta kademesinin kaldırabileceğini sanmıyorum.

Eğer 2003 seminer planı resmi ve yasal çerçevenin dışına çıktığından dolayı incelenmişse bunu saklamanın bir alemi yok. Hatta, bunu yapmış olmanız, yani darbe hazırlıklarının üzerine gitmiş olmanız halkın TSK'ya güvenini artıracaktır. Yanlış yapanları korumakla ne güven kazanılır, ne de etkinlik ve verimlilik ilkelerine ulaşılabilir.

Bakın, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün bu konuda tavrı net. Balyoz'un bir numaralı sanığına; 'bana soru soracağına, kendisi savcıların sorularını yanıtlasın' cevabını verdi, Orgeneral Çetin Doğan'ı savunmaya davet etti. Öyle anlaşılıyor ki Balyoz'u saklamak mümkün olmayacak. Bir yandan saklanamayan belgeler ve sayıca az da olsa 'konuşan' askerler, öte yandan da yaklaşan anayasa değişikliği darbe girişimlerini adaletten kaçırmayı imkânsız kılacak.

Balyoz önemli; ilk defa bir 'darbe girişimi' sivil mahkemede yargılanıyor. Bu hukuk sürecinin başına bir kaza gelmemesi için, herkesin hukuk önünde eşit olduğunun gösterilmesi için anayasa değişikliğinin de selametle sonuçlanması elzem.

ZAMAN