Evet, günlerdir 'İran- ABD müzakereleri' yapılıyor ve hattâ olumlu gelişmelerden söz ediliyordu.. Ve bu iyimser haberlerin, İran'a yapılacak olan Amerikan saldırganlığını gizlemek için, haber ajanlarına ve yorum kanallarına özel olarak servis edildiği dünkü saldırılarla ortaya çıktı..
Trump bu saldırıların ilk saatlerinde, 'Bu operasyon, İran'a değil, bütün dünyaya şunu öğretmelidir ki, Amerika'ya meydan okumaya cesaret edenlerin sonu böyle olacaktır.. Bunu herkes böyle bilmeli ve öğrenmeli..' diyordu..
Bu söylem, açıkça anlatıyor ki, Trump, bütün dünyaya meydan okuyordu..
Bu satırların yazıldığı saatlerde, İran'ın en üst dinî lideri durumunda olan Seyyid Ali Khameneî'nin dünkü saldırılarda öldürülmüş olabileceğinden söz edilirken ve Trump da bu şekilde bir ihtimalden söz ederken, dün gecenin geç saatlerinde Seyyid Ali Khameneî'nin öldürüldüğüne dair bir açıklamayı kesin bir bilgi şeklinde ve resmen ifade etmiş bulunuyor..
Amerikan Başkanı Trump, bu açıklamayı yaparken, 'Tarihin en kötü insanı Khameneî öldürüldü..' dedi..
*
Bu söz, Ebu Cehl'in, Hz. Peygamber (S)'i , 'arab'ın en çirkini' diye nitelemesine karşı ilk müminlerden birisi, 'Hayır, o , dünyanın en güzel insanı' dediği, Hz. Peygamber'e iletildiğinde, Hz. Peygamber'in de 'Her ikisi de doğru söylemiş.. Ebu Cehl, beni nasıl güzel görebilir ve bir mümin de beni nasıl çirkin görebilir?' mealinde cevap verdiği rivayetleri vardır, 'Siyer' kaynaklarında..
Trump, bu haberi ve ilave değerlendirmelerini kendi aklına göre müjde havası içinde verirken, 'Ya bağışlanma istersiniz bizden, ya da ölüm alırsınız..' diyordu.
Unutmayalım, henüz 2-3 ay öncelerde 'Bir gün ben öldürülürsem, bunu İran'dan biliniz ve İran'ı yeryüzünden siliniz..' diyen bir Trump, bugün zafer kazanmış bir kumandan edâsıyla konuşuyor..
Trump da, Khameneî'yi, 'tarihin en kötü insanı..' diye nitelerken, ondan başka bir söz mü beklenirdi?
Trump'ın bu hıncını, gayzını da anlıyorum.
Çünkü, Amerikan emperyalizmi Vietnam'da yenilgiye uğradıktan sonra , Amerikan kamuoyuna ârız olan 'dehşet ve korku'yu üzerlerinden henüz atamamışlarken; aldıkları ikinci darbe, Amerika'nın kuklası olan Şah Pehlevî'nin ve Şahlık rejiminin devrilmesi idi..
Unutmamak gerekir ki, Şah Pehlevî sadece İran coğrafyasında değil, Ortadoğu bölgesindeki en güçlü bir 'kendi adamları' durumundaydı.. Öyle bir güç odağının , İran halkının 2 yılı aşkın bir süre boyunca milyonluk gösterileri sonunda hâkim olan yeni rejimi, kendilerine indirilen ikinci büyük darbe olarak görmelerine şaşmamak gerek..
Amerikan emperyalizmi, dünlerde kendilerine karşı çıkmış veya bugün de teslim olmayan güç odaklarını cezalandırmayı kendisine şiar edinmiş bulunuyor ve böylece, bütün dünyaya da bir güç gösterisi yapıyor ve meydan okuyor..
*
Dün öğleden sonra, Fatih'te, 1997'de yaşanan ve halkımızın sosyal hâfızasına kısaca '28 Şubat' olarak yerleşen ve de Erbakan'ın başbakanlıktan uzaklaştırılmasının tezgâhlandığı askerî darbe ile ilgili bir paneldeydim, dinleyici olarak.. Konuşmacılardan bir 'yazar', dünyadaki bu son günlerin mevcud gerilimlerine değinirken, 'İran'a karşı içindeki gayz ve kin duyguları'nı öyle bir mezhebçi yaklaşımla dışa vuruyordu ki, hayret ettim.. Bu gibiler , 'Müminlerin kardeş olduğu' ve 'İslam kardeşliği' nitelemelerinden , sadece kendisini Müslüman bilen 100 milyona yakın insanı hangi kritere, ölçüye göre, dışlayacaklardır..
Aman Allah'ım..
Sanki, emperyalist güçler Müslüman coğrafyalarına saldırırken, insanlarımızı, mezheblerine göre, 'Siz filan mezhebdensiniz, zararsızsınız' diye bir kenara ayıracak; bir diğer grubu da, 'Siz filânlar da, öte taraftansınız..' deyip, kurşuna dizeceklermiş gibi..
Müslümanlar, Kur'an'ı Kerîm'i, 'Kelime-i şehadet'i ve Kıble' olarak Kâbe'yi esas alanları -velev ki hataları olsa bile-, İslam düşmanlarının önüne atamayız.. Kezâ, Müslüman topraklarına yapılan saldırıları, hiç bir gerekçeyle, mâzur ve mâkul göremeyiz..
*
Trump'ın, kendisini 'Hristiyan nasyonalizminin yeni lideri' olarak gördüğü ve gösterdiği yeni bir şey değil.. Seçim mitinglerinde yaptığı konuşmalarında, çok net olarak, 'Hristiyanlığı güçlendireceğiz..' demişti. Bu sözlerini uygulamalarıyla da gösterdi. Hristiyanlık hâkimiyetini esas alan bir anlayışla, daha açık bir ifadeyle, modern zamanların bir yeni Haçlı Seferi mantığını esas aldıklarını sergiliyorlar..
Ama, çoğu Müslümanlar, 'Bizi sokmayan yılan, isterse bin yıl yaşasın..' dercesine, onun cinayetlerine karşı suskunluğu tercih ettik.. Hattâ öyle ki, Trump, 'Nijerya'da Hristiyanlar öldürülüyor..' diye, bazı münferid polisiye vak'aları gerekçe göstererek, Nijerya'yı hava bombardımanıyla ve Müslüman halktan yüzlercesini katleden Trump karşısında suskun kalmak tercih olundu.
*
Unutmayalım ki, sırf Müslüman oluşumuzdan dolayı, bizim 'bertaraf edilmemiz gereken zararlı halklar' olarak görüldüğümüz yeni bir durum değildir.. Bu gün, bu saldırı karşısında Müslüman dünya, topyekûn bir itiraz geliştirmiyorsa, emperyalistlerin işleri daha bir kolaylaşmış olacaktır..
Hatırlayalım..
1979 başında Şahlık rejiminin devrilmesi sonrasında, İran'dan kaçan Şah'ı; Amerikan emperyalizmi, 1952'de olduğu gibi İran'ın başına yeniden döndürüşlerini tekrarlamak istemişlerdi.. Evet, 1952'de Başbakan Muhammed Musaddıq Hükümeti, İran petrollerini 'millî'leştirip İngilizleri ülkeden kovunca, Şah Pehlevî İran'dan kaçmak zorunda kalmış ve amma.. Amerika ve İngiltere, el birliğiyle, İran Ordusu'na -Amerika tarafından resmen açıklandığı üzere-, sadece 200 000 (ikiyüz bin) dolar harcayarak yaptırılan bir askerî darbe ile Musaddıq Hükümeti devrilmiş ve 45 gün sonra Şah, İran'a döndürülmüştü..
Benzer bir uygulamanın tezgâhlanabileceğini düşünen yüzlerce üniversite öğrencisi Kasım-1979'da Tehran'daki Amerikan B. Elçiliği'ni basıp küsur diplomatı rehine aldığında, o dönemin Amerikan Başkanı Carter, 'Tehran üzerine Atom Bombası atmayı düşünmüştük, ama, bunun, bütün Müslüman ülkelerinden kovulmamızla sonuçlanabileceğini düşünerek bundan vazgeçtik..' demişti hâtıratında..
Yani, onların Müslümanlardan beklediği ve korktukları tepkiler dünlerde böyleyken.. Müslüman coğrafyalarında herkes, kendini emniyete almanın tedbirleri peşinde.. İslâm İşbirliği Teşkilatı gibi iddialı kuruluşlardan bir-iki itiraz sesi dışında hareket yok.. Bu sessizlik veya umursamazlık karşısında, emperyalistler daha da küstahlaşırsa, kim suçlanmalıdır?
Unutmayalım, emperyalistler, yeni bir Haçlı Seferi mantığıyla, Müslüman coğrafyalarına ve h3ala'ya havale etmektir.. Akıllarına her türlü savaş metodlarından faydalanmak istediklerinde, 'Lailaheillallah / Muhammedun Resulullah..' diyen herkes hedef alınacaktır.
Evet, böyle durumlarda da sığınağımız bellidir.. Elbette 'takdir-i ilâhî'ye sığınırız.. Ancak, bundan önce, aklen ve şer'ân yapmamız gereken, almamız gereken tedbirleri alıp, gerisini Allah'u Teâlâ'nın takdirine havale etmek esastır..
'Mevlâ görelim, n'eyler.. N'eylerse güzel eyler..'
STAR