Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal bugünkü yazısında fakirlik meselesine dikkat çeken, fakirlik sorunun farklı boyutlarını irdeleyen bir makale kaleme aldı. Maddi fakirlik konusunda gerekli tedbirleri alması için hükümet ve toplumu uyarak uyaran Ünal giderek yaygın ve kronik bir soruna dönüşen manevi açlık, ruhi tatminsizlik ve doyumsuzluk haline ilişkin de okurlarıyla ciddi tespitler ve ikazlar paylaşıyor.
“Fakirlik küfür olayazdı”
Aydın Ünal / Yeni Şafak
Hz. Ömer ve Hz. Enes b. Malik’ten rivayet edilen bir Hadis-i Şerif’te Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.”
Fakirlik insanın kolunu-kanadını kırar; onunla kalmaz, gururunu kırar, asaletini yok eder, sonra imanını tehdit eder, Allah korusun, isyana kadar götürür.
Müslüman toplumlar ve aile fakiri gözetirler, elinden tutarlar. Mesele sadece bir insanın kaybedilmesi de değildir; toplumsal çürümeyi dayanışmayla engellerler. Fakirliğin çoğaldığı zamanlarda Müslüman topluluklar ve aile dayanışmayla ayakta kalır, gururu, asaleti, en çok da imanı ayakta tutar, toplumu çözülmekten, çürümekten korurlar.
Fakirlik neresidir, zenginlik nerede başlar? Değişik zamanlarda değişik kriterler belirlendi. Örneğin Birleşmiş Milletler yakın zamanlara kadar 1 Doların altında günlük harcama yapabilenleri “sefalet sınırının altında” kabul ediyordu; şimdi bu seviye 3 dolar oldu. Çeşitli STK ve sendikalar aylık kriter açıklıyorlar: Türk-İş, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını en son 35 bin TL olarak açıkladı; 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı ise 114.576 Lira. Örneğin zenginliğin kriteri zekat verebilecek seviyede olabilmek; yani asli ihtiyaçları dışında “nisap miktarı” mala sahip olmak. Kabaca evi, arabası, 1 yıllık maişeti olan kişi zengin sayıldı.
Sorun şurada: Modern ve kapitalist zamanlarda fakirliğin ve zenginliğin sınırları tamamen flu hale geldi. Tatminsizlik, manevi açlık, hırs, doymazlık, bitmeyen iştiha çok zenginin bile kendisini hep fakir hissetmesine yol açtı. Çöpten ekmek artığı toplayan da fakir, sofrasında her sabah kuş sütü olmayan da fakir. Belediye otobüsüne mahkum olan da fakir, 50 milyon değerinde araba alamayan da fakir. Bir otobüs bileti bulamadığı için işinden evine yürüyerek giden de fakir, Paris’te, Eyfel’in önünde fotoğraf çektiremeyen de fakir. Köyüne gidecek parayı denkleştiremeyen de fakir, tatilini Maldivler’de geçiremeyen de fakir. Telefonuna kontör almakta zorlanan da fakir, her yıl telefonunu bir üst modelle değiştiremeyen de fakir.
Gerçek fakire aile, toplum, devlet öyle ya da böyle, az ya da çok, sahip çıkıyor, elinden tutuyor, ayakta kalmasını sağlıyor.
Ama tatminsiz fakire, ruhu bir türlü doymayan fakire deva bulunmuyor. İşte o fakir çözülüyor, çürüyor, asaletini, gururunu, ilkelerini, ahlakını, değerlerini, en sonunda da inancını, imanını terk ediyor.
Artık herkesin elinde bir kamera var. O kamera, ruhu doyumsuz fakirleri kısa yoldan çok çok zengin olma umudu ve hırsıyla birer soytarıya, şarlatana, edep, ahlak, iman sınırı tanımayan birer sefile dönüştürüyor.
Tarih boyunca soytarılar, şarlatanlar, şaklabanlar, insanları eğlendirmek için kalabalıklar önünde şov yapanlar düşkün kronik fakirler ya da mülkiyet hakkı olmayan kölelerdi. İnsanları eğlendirmek, güldürmek, hoş vakit geçirmelerini sağlamak alt tabakanın mesleğiydi. Örneğin köleler yarı çıplak gezerdi; özgür insanlar örtünürdü. Şimdi, ruh açlığı arttıkça, özgürlük terk ediliyor ve özgür insanlara mahsus asalet, gurur, şeref, edep, ahlak, iman gibi değerler tek tek ayaklar altına alınıyor.
Kameranın önüne geçen, soytarılık, şaklabanlık, edepsizlik ve çıplaklıkla sınıf atlamaya, zengin olmaya, o doyumsuz fakirliğini tatmin etmeye çalışıyor. İşin kötüsü, sınırlar ortadan kalktıkça daha fazla insan, çocuk, genç, bu bataklığa, bu karanlığa doğru sürükleniyor.
Aramızdaki fakirleri dayanışmayla, zekatla, sadakayla, doğru ekonomi politikalarıyla bir şekilde ayakta tutarız, yanımızda tutarız da ruhu aç, tatmin olmayan, doymayan ve öylece fakirleştikçe fakirleşen, köleleştikçe köleleşen zavallıları ne yapacağız? Bu sefillerin arkasına takılanları daha da fakirleşmekten ve köleleşmekten nasıl koruyacağız?
Fakirin imanını biiznillah koruruz; fakirliği hiç geçmeyen tatminsizlere karşı asıl tedbir almak zorundayız. İpin ucu kaçarsa, sefil soytarıların, ya da internet fenomenlerinin, kendileri gibi toplumu da fakirleştirip köleleştireceklerine hiç şüphe yok.
Fakiri doyuralım; ruhu fakirin de ruh hastalığına deva bulalım ki millet olarak tümden fakirleşmeyelim, köleleşmeyelim.