Referandumda Risk Alanları

Ahmet Taşgetiren

10 Ocak 2017 tarihli yazımın başlığı “Asıl risk referandumda” şeklinde idi.

Anayasa görüşmelerinde ilk tur, kazasız bitti. İkinci turda da risk gözükmüyor. Çünkü Ak Parti ve MHP’nin Meclis dayanışması küçük fireler dışında kazasız yürüyor. Bahçeli ile Yıldırım (zımnen Sayın Cumhurbaşkanı) arasında oldukça sağlam bir ittifak zemini olduğu anlaşılıyor.

Değişiklik halk oylamasına gidecek.

Orada risk varsa, nasıl bir riskten söz edilebilir.

Riskin birisi, Ak Parti’nin MHP ile yaptığı işbirliği ile ilgili. Soru şu: Bu işbirliği Ak Parti’ye yönelen “Kürt oyları”nı olumsuz manada etkiler mi? Bu sorunun hangi zeminde oluştuğuna baktığımızda görülenler şunlar:

Ak Parti başlangıçta “Kürt sorunu”nda MHP’den, daha açıkçası “Devlet dili”nden farklı bir duruş sergiledi. Bu, Doğu-Güneydoğu’da Ak Parti’ye güçlü bir taban sundu. Sonra hendek – barikat kalkışması gerçekleşti. Buna karşı devlet adına güvenlik operasyonları devreye girdi. Bu dönemde ve halen, Ak Parti MHP ile aynı dili konuşur hale geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemi de bu çerçevede oluşuyor. Kürt toplumunun PKK’ya ve onun tesir alanından kurtulamayan HDP’ye tepkili olduğu gözleniyor. Ancak “Devlet dili”ni kullanan Ak Parti konusunda tavır nedir, bu çok net gözükmüyor. Acaba Ak Parti, MHP ile çok yan yana gözükürken, başlangıçtaki hassasiyetleri hatırladı mı, bunun bir bedeli olacağını düşündü mü, ve bu referanduma nasıl yansırı ölçtü mü?

- İkinci risk, FETÖ’ye karşı sürdürülen Emniyet ve Hukuk boyutlu operasyonların etkisi ile ilgili. Soru şu: Bu operasyonlar, sadece operasyona maruz kalan kişilerle sınırlı bir toplumsal etki mi yapıyor, yoksa etki alanı çok daha geniş kitleleri mi ilgilendiriyor? Bu konu “Mağduriyet” teması çerçevesinde gündeme geldi ve yakınmalar artınca Sayın Cumhurbaşkanı “Mağduriyet edebiyatı” tanımlaması ile yakınmaların önünü kesti. Hükümet adına yapılan açıklamalarda da “Mağduriyetin çok sınırlı ölçülerde olduğu” ifade edildi. Gözlemlerimle şunu biliyorum: FETÖ yapılanması, Anadolu’da hemen her aileye dokunmuş durumda. Dokunulan ailelerin muhafazakar camiadan olduğu ve ilkesel olarak AK Parti tabanını oluşturduğu biliniyor. Diyelim muhafazakar bir ortamda bulunduğunuzda çevresinde FETÖ operasyonuna denk gelmeyen kişi bulamıyorsunuz. Buradan nasıl bir siyasi sonuç çıkar? Bunun cevabı, FETÖ operasyonuna maruz kalan kişinin “suç”unun aile bünyesinde nasıl karşılandığı ile ilgili olmalıdır. Ben referandum hesabı yapılırken bu alanın daha objektif görülmesini öneririm.

- CHP’nin “rejim değişiyor” söylemi ile muhalefet yapmasının, referandum riski oluşturacağını düşünmüyorum. Bu öncelikle, klasik CHP tabanında karşılık bulur, sonra da, MHP’nin Ege-Trakya’daki muhtemel -CHP geçişli- oy alanlarına etki edebilir. Bu bir yandan CHP’nin kendi tabanını tahkim etmesine, diğer taraftan da MHP’den oy aktarmasına yarayabilir. Sanıyorum CHP, MHP’nin devre dışı kalacağı bir süreçte, yukarıya ne kadar çıkabilirse ona ulaşmayı hedefliyor.    

- Referandumda risklerden biri de “Tek Adamlaşma” söyleminin karşılık oluşturmasıdır. Belki de CHP, “Rejim değişikliği” konusunu, “Tek Adam” söyleminin toplumda kuşku ile karşılanacağı varsayımından hareketle dillendirmektedir. Bu noktada CHP’nin mazisinden gelen bir bagajı vardır. Tek Parti, Tek Adam, Milli Şef olguları CHP’nin tarih kültüründe yer almaktadır. Onun için “Tek Adam” konusunu gündeme getirirken ellerinin yandığının farkındalar. Ama daha geniş anlamda “Tek Adam” sistemine karşı demokratik rezerv barındıran toplum kesimi vardır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Dominant karakteri”nin, Türkiye’ye pek çok şey kazandırdığı pek çok çevrede kabul görüyor, ama gene de “Tek Adam” olma konusuna mesafeli yaklaşılıyor. Bu temanın MHP tabanında da karşılık bulması söz konusu.

- Bir risk de MHP tabanının tavan ile uyumunun tam bir bilinmezlik sergilemesi. Nasıl bakıyor taban, tavanda olan bitenlere, bunu referandumda göreceğiz anlaşılan.

Star