Ramazan’ı kurtarmak ve Ramazan’la kurtulmak

ABDULLATİF GENÇ

Bugün Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil, kapitalist tüketim kültürünün en iştahlı "pazarlama sezonu" haline getirilmiş durumdadır. Maneviyatın metalaştırıldığı, kutsalın vitrinlere meze edildiği bir kuşatma altındayız. Ramazan’ı kurtarmak; onu lüks otellerin açık büfe israfına dönen, asgari ücretli bir babanın ailesiyle kapısından bile geçemeyeceği o "ihtişamlı" iftar sofralarından çekip çıkarmaktır. Ramazan’ı, sosyal medyada paylaşılmak üzere "estetik" bir dekor haline getirilen sahur sofralarından, ibadeti bir yaşam tarzı aksesuarına indirgeyen narsist teşhircilikten kurtarmalıyız. Eğer biz Ramazan’ı, dindarlığın pazarlanabilir bir imaja dönüştüğü bu popüler kültür işgalinden kurtarabilirsek; işte o zaman Ramazan bizi modern çağın çürümüşlüğünden kurtaracak bir "Hira İmkânı"na dönüşecektir.

Hira İmkânı: Modern Çürümeye Reddiye ve Mutlak Ölçüye Dönüş

Bugünün dünyası, insanın kendi iç boşluğunu eşyayla doldurmaya çalıştığı devasa bir yanılsama çağından geçiyor. Kapitalist tüketim kültürü, insanı ihtiyaçlarıyla değil, arzularının sonsuzluğu ile tanımlayan bir zihniyet mimarisi inşa etti. Bu düzende başarı hikmetle değil görünürlükle; değer ise takvayla değil sahip olunan statü sembolleriyle ölçülür hale geldi. Ramazan, işte bu modern gürültünün ortasında açılan bir Hira İmkânıdır. Bu imkân, Bakara 184’teki “Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz” çağrısıyla iradeyi mutlak ölçüyle tanıştırır. İrade sınırını fark ettiğinde takva doğar; bu takva ise Bakara 2’de buyurulan hidayet rehberinin kalpteki pusulası olur.

Bu pusulanın gösterdiği tek bir yön vardır: "Rabbin adıyla okumak." Bu okuma eylemi, her türlü ıslah çabasının zeminindeki en belirleyici roldür. Çünkü Allah’ın yardımı ve O’nun koyduğu ölçüler olmaksızın girişilen her ıslah, aslında yeni bir ifsadın tohumlarını içinde taşır. Rabbin adıyla okumayan bir akıl, dünyayı düzeltmeye çalışırken onu kendi hevasına göre bir enkaz haline getirir. Gerçek bir inşa ve ihya süreci, ancak hiçbir şeyin Allah’a rağmen gerçekleşemeyeceğinin idrakiyle başlar.

Bu bilinç, bilimin üzerinde vücut bulan hikmeti de beraberinde getirir. Rabbin adıyla okumak, kainatın ayetlerini sadece teknik bir veri yığını olarak değil, bir "vücud" ve "vücut bulma" mucizesi olarak görmektir. Bilim bu noktada, kainatı sömürmek için kullanılan bir araç olmaktan çıkar; Yaratıcının yönetme iradesini keşfeden, hayret ve tevazu doğuran bir hikmet arayışına dönüşür. Hikmetle taçlanmayan bilgi, sahibini kibre sürüklerken; Rabbin adıyla okunan bilgi, insanı haddini ve sorumluluğunu kavrama noktasında muazzam bir ivmeye taşır.

İftar anı, bu haddini bilme sürecinin en sarsıcı durağıdır. İftar, aç bekleyen insanın kendini ödüllendirmesi değil; bir bardak suya duyulan o yakıcı muhtaçlık üzerinden insanın kendi acziyetini itiraf ettiği bir teslimiyet meydanıdır. O an kul, kendi küçük iktidar oyunlarını terk edip Mutlak İrade’nin Rezzâk oluşuna sığınır. Bu acziyetin itirafı, insana yeryüzündeki sorumluluğunu hatırlatır:- ‘’ Bizler sahip değil, emanetçiyiz.’’

Ramazan’ın sessizliği içinde saklı olan Kadir Anı ise zamanın değerini değiştiren o muazzam yarılmadır. Kadir gecesi, bir ömürlük yönsüzlüğü tek bir istikamette toplama fırsatı sunar. Hira’da sessizliğe bürünen insanın iç dünyasında yankılanan vahyin çağrısı, Kadir’de istikamete ve kadere dönüşür. Bu gece, gök sofrasının açıldığı ve insanın "Rabbin adıyla" yeniden doğduğu andır.

Sonuç olarak; Ramazan’ı kapitalist işgalden kurtarmak, insanı narsist çürümeden kurtarıp "Rabbin adıyla okuyan" bir özneye dönüştürmektir. Hira imkânından süzülen bu bilinç; ifsada karşı en asil direnç, zulme karşı çaresiz olmadığımızın ilanı ve dünyayı hikmetle yeniden inşa etme azmidir.

Kadir Anına Niyaz

-Ey zamanın gerçek sahibi olan Rabbimiz; bizi sayılarla büyülenenlerden değil, hikmetle dirilenlerden eyle.

-Kalplerimizi dünyanın gürültüsünden ve narsist prangalarından arındır.

-Bize dünyayı "Senin adınla" okumayı; bilimi hikmetinle kuşanmayı lütfet.

- İftar vakitlerinde acziyetimizi, Kadir anında ise sorumluluğumuzu bize hatırlat.

- Bizi kendi küçük iktidarlarımızın karanlığından çıkar, mutlak ölçünün aydınlığına ulaştır.

-Ve eğer o kader anı bize uğrarsa, onu fark edebilecek bir kalp, taşıyabilecek bir irade ve zayi etmeyecek bir bilinç lütfet.