Ramazan insana ne öğretir?

Taha Kılınç, Türkiye’deki özgürlük ve imkânlara rağmen Müslümanların yeterince çalışmadığını savunarak Ramazan vesilesiyle sorumluluk muhasebesi yapılması gerektiğini ifade ediyor.

Yeni Şafak / Taha Kılınç

“Çalışmayan haindir!”

Ramazan insana ne öğretir? Herhalde bu soruya herkes kendi öncelik ve hassasiyetlerine göre ayrı ayrı cevaplar verecektir: “Nefsimle nasıl mücadele edeceğimi…”, “Vaktimi verimli biçimde kullanmayı…”, “Kardeş olmanın güzelliğini…”, “İbadetin huzurunu ve keyfini…”, “Aileyle bir araya gelmenin tadını…”, “Yardımlaşma ve infakın ruha verdiği şifayı…” Tüm bu cevapların hepsi aynı anda doğru ve yerindedir.

Yıllardır Ramazan’ı gözlerden uzak, kendi başıma ve vaktimin tamamını ailemle çok yakın dostlarıma ayırarak geçirmeye çalışıyorum. Mecburen katılmak durumunda olduğum bir-iki program hariç, neredeyse tamamen inzivadayım, diyebilirim. İftar ve sahur davetlerini “On bir ay boyunca zaten sürekli koşturma halindeyim, bir ay bana müsaade” diyerek geri çeviriyorum. Hamd olsun, sair zamanlardaki yoğunluklarımı bilenler bu duruma anlayış gösteriyor. Yaş ilerledikçe, hayatını tanzim noktasında insanın eli de genişliyor.

Kendi kendimle daha yoğun biçimde baş başa kaldığım bir zaman dilimi Ramazan, benim için. Hal böyle olunca, “Ramazan insana ne öğretir?” sorusunun bendeki cevabı şu: “Rutinin ve sükûnetin tadını…” Sakinlik ve geniş vakitler, okuma ve yazma konusunda fazladan fırsatları beraberinde getiriyor tabii ki. Hatta bu sayede, şimdiye kadar birçok kitabımı Ramazan içinde tamamlayabildim. Keza bu Ramazan da elimin altında birkaç proje birden var.

Esas çalışma saham İslâm coğrafyası olduğundan, Ramazan, aynı zamanda Müslümanların genel ahvâli üzerine düşünme, daha derin okumalar ve uzaktan / dışarıdan seyirler için en uygun zaman dilimi haline geliyor. Bir yandan coğrafyamızın farklı noktalarında Ramazan’ın nasıl yaşandığını izlerken, diğer yandan Müslüman dünyanın içinde bulunduğu genel duruma dair değerlendirmeler yapmak mümkün oluyor.

Bu Ramazan, diğerlerinden farklı olarak, Kaşgar aklımdan hiç çıkmıyor. Cemaatle namazın, teravihin, teheccüdün, orucun, başörtüsünün ve sakalın yasak olduğu Kaşgar… İslâm dünyasında Kudüs’le veya Şam’la ikiz kardeş ilân edilebilecek derecede derin ve çok boyutlu bir şehir iken, bugün ayaklarına prangalar vurulmuş esir bir beldeye dönüşen Kaşgar… Tam merkezindeki İydgâh Camii müzeye dönüştürülen, sokaklarında ezan ve Kur’ân sesleri eksilen, güvercinleri bile artık mahzun ve aheste kanat çırpan Kaşgar… Muhammed Yakub Bey’lerin, Abdulkâdir Dâmolla’ların, Sâbit Dâmolla’ların şehri, vaktiyle surlarında Osmanlı bayrakları dalgalanan Kaşgar…

Filistin’in içinde bulunduğu durumu, Gazze’deki yıkımı, Kudüs’ün esaretini, Arakanlı Müslümanların burukluğunu, Sudan’da iç savaşın gölgesinde oruç tutan garipleri ve dünyanın bilmem neresindeki mahrum ve mazlumları düşünüyorum sonra. Lübnanlı bir dostumun yıllar evvel bana söylediği “Siz Türkiye’de yaşayan Müslümanlar, tepenize bomba yağmasından korkmadan bir salon toplantısını emniyet içinde yapabilmenin bile ne büyük nimet olduğunu asla anlayamazsınız!” cümlesi kulaklarımda çınlıyor.

Tüm bunları bir “zulüm çetelesi tutmak” veya “ağıt yakmak” bâbında dile getirmiyorum. Altını bilhassa çizmek istediğim bir nokta var. Ramazan’ın Türkiye’de yaşayan Müslümanlara verdiği en net mesaj belki de şu: İslâm coğrafyasının her açıdan en özgür ülkesinde yaşıyoruz. Öyle ki, ülkemizdeki bu özgürlük, bazen başıboşluk boyutlarına dahi ulaşabiliyor. İslâm’ı her boyutuyla yaşamak, İslâmî çalışmalar yapmak, teşkilatlanmak, toplumun farklı kesimlerine ulaşmak, çoluk-çocuğunu dilediğin biçimde yetiştirmek, evladına gönlünden geçen eğitimi verebilmek vb. konularda sınırsız imkânlara sahibiz. Zorluklar her yerde olduğu gibi burada da var, ama her yerde olduğu kadar.

Gerek fiziken, gerekse zihnen İslâm coğrafyasının mazlum ve mahrum bölgelerinden her İstanbul’a dönüşümde, aynı şeyi hissediyorum: Tüm bu özgürlüklerin hakkını vermek için yeterince çalışmıyoruz. Rahmetli Abdülmetin Balkanlıoğlu Hoca’nın “Bunca özgürlük varken, çalışmayan haindir!” sözü çok sık yokluyor zihnimi. Gerçekten öyle zira.

O halde, bu Ramazan bize şu zor soruyu da hatırlatsın:

“Gerçekten, bulunduğumuz mevkide gücümüzü sonuna kadar harcıyor ve üzerimize düşenleri yapıyor muyuz? Yoksa sadece yasak savmak kabilinden birkaç şeyi yapar gibi görünüp hayatımızı yaşamaya devam mı ediyoruz?”

Yorum Analiz Haberleri

28 Şubat'taki fişlemeler neden hâlâ geçerli sayılıyor?
Ramazan: Açlığın ahlâkı
Ramazan modern hayata karşı direniştir
Yerleşimci sömürgeciliğin psikososyal anatomisi
Başkalarının acılarıyla rekabet etme korkusu