Yaşar Değirmenci / Yeni Akit
Ramazan-ı Şerif’te Dinî anlayışımızı gözden geçirelim
Gitgide ilkesizleşen, gücün ve güçlünün zorbalıkla sözünü dinlettiği böyle bir dünyada güvensizliğin yayıldığı bu “cinnet toplumu”nun karanlıklarını ancak bir peygamberi solukla, vahyin inşa ettiği insanla aydınlığa çıkarıp, “cennet toplumu”na dönüştürebiliriz.
Peygamber Efendimizin Hayatı’nın örnekliği, bizim hayat tarzımızı etkilemeli, bu vesile ile çeki/düzen vermeliyiz yaşantımıza. Çünkü Münakaşayı sevmeyen bir Peygamberimiz var bizim. İmtiyazlı (Ayrıcalıklı) olmayı kabul etmeyen, suizana sebebiyet vermeyen, savaş ahlakını öğreten, vefalı bir Peygamberimiz var bizim. Esirlere dokunmayan, içki içene bile “lânet etmeyin!” diyen bir Peygamber.
Tahammül gösteren, aşırı övgüden rahatsız olan, hayatı hayır istikametli bir Peygamber. İşte gün, böyle bir Peygamberin izini sürme günü.
Hz. Aişe anlatıyor: “Rasulullah’ı dinledim. Namazının bazısında ‘Allahümme hasıbnî hısaben yesîra (Allah’ım! Beni kolay bir hesapla hesaba çek.)’ diyordu. Namazdan çıkınca, ‘Ey Allah’ın Rasulü!’ dedim. Kolay hesap nedir?
Buyurdu ki: Kitabına bakılıp da geçiştirilivermesi, yâni günahlarının af olunuvermesidir.”
Peygamberimiz Muaz’a: “Bir meseleyle karşılaşırsan neye dayanarak hüküm vereceksin?” der. Hz. Muaz: “Allah’ın kitabı Kur’an ile” cevabını verir. Hz. Peygamber: “Peki Kur’an’da çözümünü bulamazsan ne ile hüküm vereceksin?” der. Hz. Muaz:
“Allah’ın elçisinin Sünneti ile” cevabını verir.
“Peki Sünnet’te de çözümü bulamazsan ne yapacaksın?” deyince,
“Kendi içtihadıma, araştırmama göre hükmü veririm,” der.
Rasulüllah Efendimiz de bu cevapların doğruluğunu tasdik eder bir şekilde:
“Peygamberinin elçisini, onun razı olacağı şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun”der. Aldığı cevapla da Hz. Muaz’la iftihar eder.
Bu rivayette dikkat edilmesi gereken ilk husus, sahabilerin din anlayışlarıdır.
Sahabe, din konusunu ciddi bir konu olarak anlamakta, bu konuda kendisini yetiştirmiş olduğunu ortaya koymaktadır. Dini, bir kültür veya çevresinde yaşanan alelade bir sosyal olay olarak kabul etmiş görünmemektedir. Sahabenin bu tutumu, bugün bizim için de dine nasıl bakmamız gerektiği konusunda bir örnek teşkil etmektedir.
Zira içinde yaşadığımız çağda, Müslümanların büyük bir çoğunluğu, dinin ciddiyetini ve önemini tam olarak henüz kavramış değillerdir.
Din hakkında yaygın olan kanaat, onun birtakım ahlaki emirler ile bazı ibadetlerden; namaz, oruç, zekât, hac, dua, Kur’an okumak, hatim indirmek gibi hususlardan ibaret olduğudur.
Bir Müslümanın dinle ilgisi, genellikle bunlarla sınırlı kalmakta, öldükten sonra kılınan cenaze namazıyla da bu ilişkinin son halkası tamamlanmaktadır. Hâlbuki rivayete bakıldığında, sahabenin din anlayışının bunlarla sınırlı olmadığı, aksine çok daha geniş bir alana, yani insan hayatının her alanına, her yönüyle şamil olduğu anlaşılmaktadır.
Zira sahabe, hangi konuda olursa olsun bir meseleyle karşılaştığında ilk olarak Allah’ın kitabı Kur’an’a başvurması gerektiğini çok iyi bilmektedir.
Tabiatıyla onlara bu şuuru ve anlayışı veren de Peygamberimizdir. O halde bu rivayetin bize telkin ettiği ilk husus, bir Müslümanın dini ciddi bir konu olarak ele almasıdır. Bunun sonucu olarak da onun, her türlü davranışını Kur’an’a başvurması gerektiği anlaşılmaktadır.
Rivayetin işaret ettiği ikinci husus ise şudur: Müslümanın dinle ilişkisi sadece Kur’an’la da sınırlı olmayıp, Kur’an’ın çözüm getirmediği konularda Kur’an’ın en yetkili yorumcusu ve ilk uygulayıcısı olan Hz. Peygamberin Sünneti’ne de başvurması gerekmektedir.
Bunun için her Müslümanın gücü, imkânı ve bilgisi nispetinde Peygamberimizin Sünneti’ni, yani peygamber modelini öğrenmeye çalışması, onun dini görevlerinin başında gelir.
Kur’an-ı Kerim’inın tercümanı olarak bilinen İbni Abbas (r.a):
“Din, dört kısımdır” diyerek tasnif yapar.
1-Akaid
2-Ahlak
3-İbadet
4-Muamelat.
Bir Müslüman, bu dört hususa riayeti ile dini yaşar.
Hiç şüphe yok ki, ilk öğrenilmesi gereken şey, bu modelin din anlayışının nasıl olduğudur. (Devam edeceğim İnşallah…)