Propaganda Savaşları Hep Böyle Olur

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Propaganda, latincede, fide dikmek, fidelik hazırlamak mânâsındaki ‘propagare‘ kelimesinden türetilmiş olup, bir inanç, ideoloji veya bir siyasî ve hattâ sportif gruba bile tarafdarlık, muhabbet veya nefret kazandırmak için yapılan söylem, eylem veya her türlü çabalar yığınını içine alan bir terimdir ve hele de kitle iletişim araçlarının korkunç bir hızla geliştiği son yüzyıldır, en etkin savaş silahlarından biridir.

Şimdi vardı da, eskiden yok muydu?

Bütün enbiyaullah’a / ilahî peygamberlere ve onların gerçek bağlılarına asırlarca kullanılan en yıpratıcı silahların başında propaganda gelir. Hatırlayalım ki, Resul-i Ekrem (S), Mekke’deki ağır baskılar karşısında, Taif’e gitti ama, orada da taşlandı. Taş darbeleri altında yaralandı, aleyhinde ‘deli‘ diye tempo tutuldu.

***

Halbuki, O’nun söylediği ve yaptığı neydi?

Hurma, yağ ve un karışımından taş, tunç veya odunlardan yapılmış ve kutsal kabul edilerek tapınılan nesnelerin hiç bir gerçekliğinin olmadığını, o putların, insanların hayatını tanzim ya da var ve yoketme gücünün olduğuna inanılmasının insan şeref ve haysiyetiyle bağdaşmadığının söylüyor, insanları akıllarını kullanmaya çağırıyor ve‚ Qulû Lailahe illallah; tuflihû..‘/ (Allah‘dan gayri bir ilah yoktur, deyiniz; kurtulunuz..‘ diyordu..

Onun karşıtları ise, bu sözlerle kendi kutsallarına saldırıldığını düşünerek Hz. Peygamber hakkında her türlü hakarate tevessül ediyorlar, O‘nu istihza konusu yapıyorlardı.

***

Hattâ, Ebu Cehl, ‘Muhammed insanların en çirkinidir..‘ demeye bile başladı.

Hz. Ebu Bekr ise, ‘Hayır, o, insanların en güzelidir..‘ diyordu. Bu zıd değerlendirmelerin sebebi sorulunca Hz. Peygamber de, ‘Her ikisi de doğru söylemiş.. Çünkü herkes sevgi veya nefret duygularına ve baktığı- durduğu yere göre değerlendirme yapar..‘ meâlinde bir karşılık verdi.

Bu ölçü her durum için geçerlidir.

***

Her miladî yılbaşında olduğu gibi, 2017’nin yıl başında da üzere dünyada yığınla çılgınlıklar yapıldı, Hz. Îsâ (a)nın veladet yıldömümü adına..

Bu çılgınlıklara sadece müslümanlardan değil, hristiyanlardan da karşı çıkanlar ve o geceyi kiliselerde dualar okuyarak geçirenler olur.

Ama, çılgınlığın tavan yaptığı o gecede dünyanın her bir tarafında bir tahribatın yapıldığı ve cinayetlerin işlendiği de görülür; özellikle Amerika ve Avrupa şehirlerindeki eğlence merkezlerinde, onlarca kişi katledilir.

***

Benzer bir durum İstanbul’da da yaşandı. İstanbul- Ortaköy’de  maalesef çılgınca eğlencelerin merkezi olan yerlerden birisinde,  canavar ruhlu birisi, 40 kadar kişiyi hunharca katletti. Bir çok da yaralı.. Ölenlerin yarısı yabancı..

O eğlence merkezine girenler 5 noktada kontrolden geçmişler..

Öyleyken, saldırganın nasıl girdiği bilinmiyor.  ‘Noel Baba kılığında girdi‘ yakıştırması da doğru çıkmadı. Bir güvenlik ise, ‘n‘apayım kaçtım.‘ diyor.

DEAŞ’ın saldırıyı üstlendiği açıklandı; doğru mudur, bilinmez; ama, onların canavarca mücadele anlayışlarına yakışır.

Bu, bütün toplumu terörize etmeyi hedef alan tam bir terör eylemidir.

Bu saldırıların sosyolojisini anlamaya çalışmak da faydasız.. Çünkü ülkeleri bombardımanlarla ezildiği için o çılgınlıkların yapıldığı gerekçesine sığınanlarla bu eğlenenler arasındaki  illiyet bağı konusunda objektif  bir mantıkî irtibat kurmak  hiç de akıllıca olmaz.

Laik taife ise, bu saldırıyı müslümanların üzerine atıp, laik hayat tarzına müdahale olduğunu dile getirmekteler; kendilerinin müslüman halkın ‘hayat tarzı‘na dârağaçları kurarak nasıl saldırdıklarının unutulduğunu sanıp, kuzu postuna bürünmüşcesine.. Ama, bilsinler ve korkmasınlar ki, biz onların yaptıklarını yapamayız. Çünkü bizim öğretmenimiz onlar değil, Hz. Peygamber(S)‘dir.

İnancının şuûr ve idrakinde olan her bir müslüman  dbu gibi cinayetlerden kesinlikle berîdir.

Karşıtlarımızın yoğun yalan propagandalarına kananlar olsa bile, bizim yüzümüz ak, vicdanımız pâktır.

STAR