HAKSÖZ HABER
Zeynep İrem Emen ve Meryem Rüzgar'ın sunumuyla Özgür-der Genel merkezinde yapılan etkinlik; Rüzgar'ın yazarın kendisi ve kitaplarından kısaca bahsetmesi ve "Şeffaflık Toplumu" kitabının içeriğine dair yaptığı bilgilendirmeyle başladı.
Rüzgar; şeffaflığın bizlere öğretilen açıklık, saflık anlamını hatırlatırken, Han'ın bu kitapta sorduğu "Gerçekten her şeyin görünür olması iyi midir?" sorusuna dikkat çekti. Modern çağda insanların yalnızca yaşamaya değil, yaşadıklarının görünür olmasına da odaklandığını söyleyen Rüzgar, modern insanın dışarıdan bir baskıyla değil, aksine kendi iradesiyle görünürlüğün peşinde koştuğuna değindi.
Rüzgar; olumluluk toplumu başlığı altında toplumun olumsuz her türlü ibareden uzak tutulduğunu, pozitif psikolojinin yaygınlaştırılmaya çalışıldığını, ancak gerçek yaşamın buna pek uygun olmadığını ifade etti. Şeffaflığın toplumsal süreçlerin tümünü kapsayan ve onları köklü bir değişikliğe iten sistemli bir zorlama olduğuna değinen Rüzgar, hizaya getirmenin yeni adının Şeffaflık olduğundan bahsetti.
Teşhircilik toplumu başlığındaysa Rüzgar, Han'ın her şeyi görünür kılmanın teşhirciliğin malzemesi olduğundan, insanların bunu özellikle sosyal medya ile yaptığından, buradaki sorunun insanların sadece paylaşım yapmalarında değil, görünür olmayı giderek bir değer ölçüsü hâline getirmelerinde olduğuna vurgu yaptı.
Apaçıklık toplumu başlığında ise bilginin günümüzde hızla yayıldığı ve çok fazla arttığına, bilginin artmasının anlamın artması anlamına gelmediğine değinen Rüzgar; "Byung Chul Han bu kitapta şeffaflığı tam olarak kötü bir şey olarak sunmaz fakat onun bir zorunluluğa dönüşmesini eleştirir." sözleriyle konuşmasını noktaladı.
Daha sonra sözü alan Zeynep İrem Emen, kitabın bir sonraki başlığı olan Hayasızlık toplumunu aşırı görünürlüğün estetiği öldürmesi olarak değerlendirilebileceğine, bu durumun sebep olduğu kolay ulaşılabilirliğin de günümüzün asıl problemlerinden biri olduğuna dikkat çekerek sözlerine başladı. Han'a göre aşırı görünürlüğün estetiği öldürdüğünden ve insanları derin düşünceden uzaklaştırdığından bahsederken, tüm bunlarda sosyal medyanın ciddi etkisinden bahsetti.
Bir sonraki başlık olan İvme toplumunda ise yazarın; modern insanın sürekli hareket hâlinde olduğu bu yüzden de hiçbir konuda derinleşemediği veya odaklanamayacağı, yani hız arttıkça düşüncenin azalacağından bahsettiğini ifade eden Emen, "Modern toplum ilerledikçe insanın zaman üzerindeki kontrolü azalır" diyerek hızlanmanın ayrı ayrı teknolojide, toplumsal değişimde ve yaşam temposunda olduğuna vurgu yaptı.
Daha sonra Emen teklifsizlik toplumuyla insanlar arasında kalkan mesafenin samimiyetsiz ve sınırsız samimiyet olarak ele alınabileceğinden, yazarın "yakınlık zorbalığı" diyebileceğimiz unsura eleştirel gözle yaklaşarak fazla yakınlığın insan ilişkilerindeki derinliği öldürdüğünü ve nezaketi azalttığını düşündüğüne değindi.
Emen kitapta geçen enformasyon, ifşa ve kontrol toplumu başlıklarını da yazarın bakış açısıyla dinleyenlere aktardıktan sonra, kitabın dijital çağın psikolojisini analiz ederek anlamlı bir şekilde okuyucuya sunarken, sosyal medya kültürünü açık ve anlaşılır bir şekilde aktardığını ancak sosyal medyayı tek taraflı ele almasının objektif bir tutum olmadığını dile getirdi. Sosyal medyanın yalnızca olumsuz bir şeffaflıkla değil, müslümanca bir tutumla da kullanılabildiğini ve Gazze'nin sesini duyurma noktasındaki rolünü hatırlattı.
Forum katılımcıların konuya dair görüş ve değerlendirmeleriyle sona erdi.
Haber: Hatice Kübra Artuk