Oyuna Yeniden Başlamak

GÜNEY UZUN

Çocukken bunu hep yapardık. Bu yüzden oyunumuz bitmezdi hiç. Her zaman yeniden başlardık. Yeniden kurardık oyunu. Taşları yeniden yerlerine koyardık. Topa vurmak için daha fazla gerilirdik. Toprağı düzletirdik. Elimizin terini üstümüze silerdik. Su içerdik. Yemek yerdik. Ama mutlaka oyunu bozar, yeniden kurardık.

Oyunu bozmak

Tam karşı taraf kazanıyorken oyunu bozuyorsak oyunbozancılık mı yapıyorduk? Ya da oyunun kurallarını beğenmiyor muyduk? Kendimizde kural ekleyerek farklı bir yorum katıyor, bazen de yeniden kurguluyorduk. Farklı varyasyonları çıkıyordu oyunun. Farklı mahallelerde, illerde değişik kuralları olurdu. Siz nasıl oynuyorsunuz derdik mesela yeni tanıştığımız bir arkadaşa?

Her oyun daha fazla aşinalığı, farkındalığı, bilgiyi ve tecrübeyi beraberinde getiriyor. Daha iyisini yapma, başarma arzusu. Bozarak yeni bir deneyim edinmek için kendine fırsat oluşturmak. Eskiyi unutmak, başarısızlığın üstünü örtmek. Bazen bir öğrenmedir oyun bozmak. Karşı tarafı tartmak, onun elindeki kozu almaktır. Yenilgi varsa durumu eşitlemektir. Yenilginin farkında olmak. Ama bu durumun daha uzun sürmesine izin vermemektir. Kişisel gelişimciler ya da çocuk eğitimi ile ilgilenenler beklide kızacaklar. Oyun bozmak (bozancılık) gibi kötü bir davranışa birden fazla olumlu hatta erdemli özellik ekledim diye.

Bazı oyunları oynamak için baştan yaparız bu işlemi. Yanı bozma işini. Bir şeyi öğrenmek için bozmak gerekir bazen. Renk (rubik) küpünü bozmadan nasıl yapabilirsiniz mesela? Pazılı da önce dağıtmamız gerekir. Ki sonradan resmin parçalarını bulup, birleştirip dağıttığımız resmi yeniden ortaya çıkarırız. Tamir etmek için önce o eşyanın bozulması ya da parçalanması gerekir. Elimiz alışsın diye bazen bozarız, dağıtırız, parçalarız.

Yeniden Kurmak için Bir Yerde Bırakmak Gerekir

Şimdi kendi çocuklarımızın hallerine bakıp, kendi geçmişimize dönüyoruz. Bazen çocuklarımızın oyunları dağıtıp yeniden başlamalarında ki enerjiye hayret ediyoruz. Beğenmeyip tekrardan başlamaları, bitirmeden dağıtmaları şaşırtıyor bizleri.

Artık bu çağımıza geldik isek sormak lazım. Neden halen daha oyun bozuyoruz? Tekrardan ve yeniden ve yeniden. Hayatımız bir oyun sanki. Durup kesiyoruz anı bazen. Film karesinden bir sahne alır gibi. Burada sıkıldım diyoruz. Mola veriyoruz zora düştüğümüzde. Kaçmak için bahaneler arıyor, kolaycada buluyoruz. Sıra sende diye bağırınca birisi, eşimiz, arkadaşımız, her kimse duymazlıktan geliyoruz.

Hayat oyun ve eğlence ise Oyunu Neden bozmayalım

Hayat kendisi için bir oyun olarak gören, geçici bir yanılsama içine düşen biri için başarı ya da kazanmak nedir ki bu oyunda. Ya da hayatın kendisi oyun değilse, acaba kendimize oyunlar mı ediniyoruz. Parça parça birçok oyun. Evde evcilik, işte mesleğimiz neyse onun oyunu, sosyal çevremizde kendimize yakışan değişik roller mesela.

Hayatı oyuna döndürmek hayatın anlamından bir şeyler çalmak, onu nesnelleştirmektir. Ama oyun değil de hayatın anları, zaman kümeleri, geçici kayboluşlar, uçurumun kenarında bekleyişler, şuursuzca dolanışlarımızsa kastettiğimiz işin şekli değişir. Kendi amellerimiz, düşünce ve yaşantımız sevaplar ve günahlarız ise kastımız, oyunu bozmak hatasının farkında olup tövbe etmek, kendini düzeltmek olu verir zihnimizde. Kendi parçalanmış hisseden, dağılmış bir ruh için belki de şimdi sıra kendisine gelmiştir. Kendi parçalarından kendini inşa eden için dağılmışlığın verdiği farkındalık. Şimdi neyi nereye koyacağının farkında olmak.

Bazı oyunların içinde olmak mutlu etmez bizleri. Bazen oyunun kendisi, bazen oyuncuları, bazen de oyunda ki rolümüzdür can sıkar. Neredeyim ve kimleyim sorusuna verilecek cevap bir o kadar acıdır. Kimsenin olmadığı, olmayacağı yerde senin var olman kadar herkesin olduğu yerde olmanda sorun oluverir. Nefsimizin bile kendisini kınadığı bir halde olmak demek bir düşüşün adıdır. Yabancı isek ya da kendimize yabancılaşmış isek, artık tanımak için aynaya bakmak bile yetmiyor ise gerçekten düşmüşüzdür. Artık bir şeylerin kötü ve kötüye gittiğinin farkına varma zamanı gelmiştir. Böyle bir durumda tekrardan oynamak mı gerekir acaba. Yeniden kurmak mı gerekir zamanı gelir. Oyuna yeniden başlamak her zaman geçerli değil demek. Bazen de kaybetmişliğimizin farkında olup masadan kalmak gerekir. Kalp, akıl ve beden daha fazla taşımayacaktır bu kaybedişleri.

Dağılmışlık gibi yok olmakta var bu oyunda. Bedensel yokluk değil. Ruhun yokluğu, huzurun, erdemin yokluğu. Takvanın, manevi hazzın yokluğu. Eğer yokluğun farkına varmışsak nasıl elde edebiliriz bizde olmayanı. Kim verecektir bize bunları. Önce kıymetini bilmeden hoyratça harcadığımız ruhumuzu, yakıp küllerini yedi nehre salıvererek kaybettiğimiz huzurumuzu şimdi nasıl bir araya getireceğiz. Kaybolmuşsa yeniden nerede bulacağız. Kaybederek, yok ederek kaybettiğimiz oyunda, kazanmaktan önce kaybettiklerimizin kıymetinin farkına varmalı. Satrançta kaybettiğimizde, neden kaybettiğimizi, kaybettiğimiz taşlara bakarak kavradığımız gibi. Eğer şimdi yeniden bir fırsat verilmişse bize bu sefer kaybettiğimiz şeylere daha fazla dikkat etmeli, önem derecesine göre onları korumalıyız. Alınan her nefesin yeni hak olduğunun idrakine varmalıyız.

 Kendimizi içinde bulduğumuz, aktif bir oyuncu olarak yer aldığımız her şeyi yeniden başlatmak aslında elimizde. Hayatın kendisi oyun oynamadan, tövbe etmek yeni bir hak istemektir. Çocukken tam karşı taraf kazanırken oyunu bozmak oyunbozancılıktı. Ama şimdi öylemi ya. Kaybettiğimiz bir oyunu bozmak, hataya ve günaha dur demek, bırakmak, bir daha başlamamak ve tövbe etmek anlamına gelmekte. Çocukken kaybederken oyun bozmak kötü bir davranış olarak addedilirken bize oynanan oyunu, dünyanın hayatının bize rol verdiği oyunu bozmak hakkın ve insan onurunun gereğidir.