Osmanlı'da Ermeni milliyetçiliğinin yükselişi

Osmanlı'da Ermeni milliyetçiliğinin yükselişi uzun zamanda gerçekleşti. Ayrılıkçı ve Türk karşıtı çevreler yabancı güçlerin de desteği ile çok etki kazansa da, Türklerle kader birliği yapan Ermeniler hiç tükenmedi.

Dr. Mehmet Yahya Çiçekli / STAR

Osmanlı döneminde iktidar ve devlet ile en iyi ilişkileri olan Hıristiyan tebaalar arasında Ermeniler başta gelmekteydi. Ermeni topluluklar Osmanlı egemenliğine girmelerinden itibaren Osmanlının son dönemine kadar en barışçıl halk olmuştu, hatta Ermeniler ile Türkler arasın herhangi bir savaş, çatışma, isyan, şiddet hareketi yaşanmamıştı. Bu karşılıklı bir durumdu; geleneksel olarak Ermeniler saygın, devlet nazarında güvenilir ve sosyoekonomik statüsü toplum ortalamasından yüksek bir durumdaydı. Din ve dil gibi bakımlardan özgürdüler. İbadethaneleri serbestti ve vergiden muaftı. Kendi yargı sistemlerine de sahiptiler. Öyle ki 19. Yüzyılın sonlarında yaşanan isyan hareketlerine kadar Osmanlı sınırları içindeki Ermenilerin hiçbir isyana karışmadıkları ve Osmanlı egemenliğine girerken direnerek savaşmadıkları kayda değerdir.

19. Yüzyılda Osmanlı Hıristiyanlarında ayrılıkçı hareketler

Osmanlı devletinin dağılma döneminde, Osmanlıyı geriletmek ve gerilediği alanlarda etki kazanmak isteyen yabancı devletler Osmanlı tebaası Hristiyan halklar üzerinde ayrılıkçılığı tetiklemek için gayretlerde bulundular. Bunun için din adamları gönderdiler, kiliseler ve kilise okullarında uzun yıllar propaganda yaptılar. Burada Türk karşıtı söylemlerle yetişen nesillerde Türklere ve Osmanlı Devletine karşı nefret yerleştirildi. Bu bakımdan en çok gayret gösteren devlet Rusya idi. Ortodoks Osmanlı tebaasının yasal hamisi statüsünü de kazanan Rusya, Osmanlı devletindeki tüm Ortodoks halkların ayrı ayrı modern milli kimliklerinin Türk karşıtlığı üzerinden oluşturulması ve bu halkların düşmanlık duygularının uyandırılması için çok çalıştı ve başarılı oldu.

Osmanlı devletinde milliyetçi düşünceler Türklerden önce Hıristiyan halklar arasında gelişti. 19. yüzyıl boyunca Balkanlardaki Hıristiyan halklar dış devletler ile yapılan savaşlara ve isyanlara katılarak kademeli şekilde bağımsız oldular. Bağımsızlık öncesi ayrılıkçı fikirlere kapılan gruplar silahlanarak, kendi halklarını ikna etmeye ve kendilerini desteklemeyen soydaşlarını baskı altına almaya veya ortadan kaldırmaya çalıştı. İsyan süreçleri yıllarca sürdü. Oralardaki Türk nüfusa baskı, katliamlar ve zulüm yaparak Türk nüfusu azaltıp bağımsız olabilecekleri çoğunluğu sağlamaya çalıştılar.Balkanlardaki Ortodoks Hıristiyan ayrılıkçılığı döneminin sonlarına kadar Ermeniler bu akıma kapılmadı. Ayrılıkçı ve Türk düşmanı fikirlerin en geç yerleştiği Ortodoks Hıristiyan kitle Ermeniler oldu. Osmanlıya bağlı bir tebaa olarak 19. yüzyıl sonlarına kadar isyan hareketlerinde bulunmadılar.

19. Yüzyılda Osmanlı Ermenilerinin iç dönüşümleri

1800'lü yılların ilk yarısında Osmanlı Ermenileri eski geleneksel idarelerini sürdürüyordu. Buna göre Ermeni Patriği cemaati üzerinde muktedirdi. Hem dini kurumlar hem de idari kurumlar Patriklik makamına bağlıydı. Patriğinin Ermeni cemaati üyelerine ceza verme yetkisi de vardı. Ermeniler Osmanlı Devletinin son yüzyılında isyan ve tehcir süreçlerinden önce de sosyopolitik olarak hareketli ve değişimler içeren dönemlerden geçtiler. Bu dönemde Ermeni kimliği dönüşüme uğradı, Fransız devriminden etkilenen bir Ermeni milliyetçiliği ortaya çıktı. Osmanlı Devletinin 1800'lerde sosyoekonomik olarak dünyanın açık şekilde gerisinde kalması ile Osmanlı'da bir tür kaymak tabaka olan Ermenilerin refah seviyesi de düşmeye başladı. Osmanlı'da vasatın üstünde iyi şartlarda olan Ermenilerden bazıları yurtdışındaki daha cazip şartları gözeterek memnuniyetsizlik duymaya ve bunu yaymaya başladı.

19. Yüzyıl boyunca Ermeniler üzerinde Rusya, ABD, İngiltere ve Fransa kökenli misyonerlik ve nüfuz oluşturma hareketleri yürütüldü. Bunlar bağlı oldukları devlet ve mezhebin çıkarları doğrultusunda faaliyet gösteriyorlardı. Bunların ortak noktası, Ermenilerin Osmanlı ile uyumlu geleneksel duruşlarını değiştiriyor olmalarıydı. Osmanlı sınırları içinde misyonerler eliyle Ermeniler için çok sayıda okul açıldı. Bunlar ilkokul seviyesinden başlayarak Ermenilere özel bir müfredat ile yalnız eğitim değil yeni bir milliyetçilik de aşıladı. Çoğunluğu Ortodoks olan, fakat küçük bir kısmı Katolikliğe geçen Ermeniler arasında Protestan okulları Protestanlığın da yayılmasını sağladı. Yüzlerce okul sahibi olan Ermenilerin eğitime erişimi ve eğitim seviyesi yükseldi.

Osmanlı sınırları içinde yaşayan Ermenilerden eğitim veya daha iyi bir yaşam beklentisi ile yurt dışına gidenler de vardı. Misyonerlik faaliyetleri dışında bunlar da yabancı müfredat ve düşüncelerden etkilendiler. Oluşan Ermeni diasporası daha sert-radikal bir milliyetçilik ve daha güçlü bir Osmanlı karşıtlığı geliştirdi. Ermeniler içinde gruplaşmalar genişledi. Geleneksel olarak Ermeniler arasında etkili gruplar sarraflar, zanaatkarlar ve amira (beyler) gösterilebilir, bunlara ilaveten ilerici-muhafakazar, yerli-yabancı eğitimliler gibi ayrım ve kutuplaşmalar ortaya çıktı. Islahat Fermanı (1856) ile yasal olarak eşit vatandaşlık ilkesi ilan edilince patrikhanenin mutlak otoritesi tartışılır oldu. Ermeniler Osmanlı içindeki yönetim biçimlerini değiştirmek için çalışmalar başlattılar.

Osmanlı Ermenilerine yönelik reformlar

Tanzimat Döneminde, Islahat Fermanının ardından 1863'te Sultan Abdulaziz tarafından Ermenilerin ilk "Milli Anayasa" olarak saydıkları Ermeni Milleti Nizamnamesi ("Nizâmnâme-i Millet-i Ermeniyân") bir ferman ile kabul edildi. Benzer idari düzenlemeler 1862'de Rumlar, 1865'te ise Museviler için yapılmıştı. Ermeni Milleti Nizamnamesi; Osmanlı vatandaşı Ermeniler tarafından hazırlanmıştı.Nizamname ile Amira olarak anılan Ermeni beylerinin ve ruhban sınıfının imtiyazları kaldırıldı. Böylece Osmanlıda ilerici Ermenilerin talepleri devlet tarafından kabul edilmiş ve gelenekçi Amira sınıfı zayıflatılmış oldu. Bu düzenleme ile Patrikhanenin mutlak yönetimi yerine Ermeni Milli Meclisi kuruldu (Ermeni Millet Meclisi olarak da anılmaktadır).

Ermeni Milli Meclisi ile birlikte taşrada yerel meclisler de kuruldu ve Milli Meclisin taşra üyelerini, kendileri de seçimle gelen yerel meclis üyelerinin seçmesi kuralı getirildi. Milli Mecliste 140 sandalye vardı; 80 üye İstanbul'dan, 40 üye taşradan, 20 üye ise Patrikhaneden seçiliyordu. Osmanlı Ermenilerinin nüfusunun çoğunluğu İstanbul dışında yaşadığından temsilde bir orantısızlık vardı. Bu Meclisin görevleri arasında Ermeni Patriğini seçmek, denetlemek, Ermeni yargı ve eğitim teşkilatının yöneticilerini seçmek de vardı. Böylece Ermeni cemaatinin (Ermeni Milletinin) yönetiminde eski Patrikhane merkezli yönetimin yerine Ermeni Milli Meclisi geçmiş oldu. Ermeni Milli Meclisi faaliyetlerini Birinci Dünya Savaşına kadar sürdürmüştür.

Osmanlı'da Ermeni ayrılıkçılığının yükselişi

Osmanlı'da gerçekleştirilen Tanzimat Fermanı (1839), Islahat Fermanı (1856), Ermeni Milleti Nizamnamesi (1863)ve Kanuni Esasi (1876) ile getirilen reformlar, hatta İkinci Meşrutiyet dönemindeki özgürlük ortamı Ermeniler arasındaki ayrılıkçı fikirlerin gelişmesini ve yayılmasını engellemedi. Misyoner okullarında ve yurtdışında eğitim gören Ermenilerin Fransız ihtilali ve Avrupa'daki gelişmelerden etkilenen ayrılıkçı taleplerini yatıştırmak mümkün olmadı. Ermeni Milli Meclisinin 50 yıllık tarihi boyunca başkanları ve üyelerinin dikkate değer bir kısmı Osmanlı Hükümetinde bakanlık ve müsteşarlık da dâhil olmak üzere üst düzey görevlerde bulundular. Bunlar dahi Osmanlı Devletinden ayrılma, bir Ermenistan kurma amacına karşı değillerdi.

Bağımsız Büyük Ermenistan'ın kurulmasının önündeki gereklilikler; yabancı devletlerin desteğinin sağlanması, bölgedeki Ermeni olmayan nüfusun azaltılması, Ermenilerin silahlandırılması, ayrılıkçı olmayan Ermenilerin ikna edilmesi ve bölgedeki devlet otoritesinin zayıflatılması olarak sayılabilir. Ermeniler bu doğrultuda her türlü faaliyette bulunmuştur. 1870'lerde Osmanlı Ermenilerinin önde gelenleri içinde ayrılıkçı fikirler açıkça ifade edilir olmuştu. 93 Harbi döneminde Osmanlı Devletinin içine düştüğü zayıf durumu gören ayrılıkçı Ermeniler, bağımsızlıklarına destek istemek için büyük devletlerden taleplerde bulundular. Bunlar marjinal grupların gizli faaliyetleri değildi. Ermeni Patrikhanesi Avrupa'ya bir heyet göndermişti.

Ermeni Patriği Nerses Varjabedyan'ın örneğin 1878'de İngiltere Dışişleri Bakanlığına hitaben "Ermeniler ile Türkler bir arada yaşayamaz... Ermeniler Türk idaresi altında yaşayamaz. Ermenilerin yaşadığı yerlerde Hıristiyan/Ermeni bir idare kurulmalıdır" mealindeki açık başvurusu bu durumun açık bir örneğidir. Patrik'in Fransızlara başvurusu da nüfus ile ilgili çarpıtmalar içerir ve benzer yöndedir. Bu faaliyetler doğrultusunda çokça belge mevcuttur.

93 Harbinde (1877-1878) pek çok Ermeni doğu cephesinde Ruslarla işbirliği yapmıştır. Rus ordusuna gönüllü katılanlar olduğu gibi, casusluk, tercümanlık ve kılavuzluk gibi faaliyetlerle de düşman devlete yardımda bulunan Osmanlı vatandaşı bazı Ermeniler doğuda Rusya'nın Kars, Ardahan ve Erzurum'u işgal etmesine büyük katkıda bulunmuştur. 93 Harbinin ardından düzenlenen Berlin Konferansında Ermeniler, Ermenilerin yaşadığı yerlerin idaresinin Ermenilere verilmesini bekliyordu. Ancak buralarda Ermeni olmayan büyük bir nüfus da bulunmaktaydı.

İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesini ve Osmanlı Ermenilerini temsilen Berlin Konferansında yer alan Mıgırdiç Hrimyan, Ermenilerin kendi idarelerinin kurulması talebini ilettiyse de konferanstan bu sonuç çıkmadı. Buna karşılık Osmanlı'ya döndüğünde, Ermenilerin kendi devletlerine sahip olmak için kitlesel olarak silahlanıp ayaklanmaları gerektiğine dair konuşmalar yaptı ve iki kez sürgüne gönderildi. Buna rağmen 1892'de Ermeni Patriği seçildi. Bu durum ayrılıkçı olmayan Ermenilerin Osmanlı yönetimi tarafından ayırt edilemediği ve desteklenemediği şeklinde yorumlanabilir. 93 Harbi öncesi ve sonrasında Ermeni önde gelenlerden açıkça ayrılıkçı faaliyetlerde bulunanlar Osmanlı yetkilileri ile temaslarında bunu ısrarla reddetmiş ve devlete bağlılıklarını, asla yabancı devletlerle işbirliği yapmayacaklarını, ayrılıkçılık talep etmediklerini sürekli dile getirmişlerdir. Bu durum süreklilik arz edecek, Birinci Dünya Savaşında dahi devam edecektir.

Ayrılıkçı grupların şiddet hareketleri

Ermeni ayrılıkçıların en bilinen örgütlerinden Ermeni Yurttaşlar Birliği 1880'de, Armenekan 1885'te, Hınçak1887'de, Taşnak 1890'da kurulmuştu. 93 Harbinden sonra her geçen yıl Ermeni silahlı çetelerin Osmanlı topraklarındaki faaliyetleri arttı. Rusya ve İran topraklarında eğitim görüp silahlanan Ermeni çeteleri Osmanlı sınırları içine geçerek terör faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Silahlı eylemler karşısında bölgede devletçe alınan tedbirler ile baskı artıyordu. İstedikleri gerginliği sağlayamadıkları durumlarda dahi devletin müdahalelerini propaganda malzemesi haline getiriyorlardı. Propagandanın yurt içindeki hedefleri kendilerini (ayrılıkçıları) desteklemeyen Ermeniler, yurt dışında ise büyük devletlerdi.

Balkanlarda yaşananlara benzer biçimde, Doğu Anadolu'da da Ermeni çetelerin eylemlerine karşı müdahaleler "Ermenilere katliam" olarak dış aktörlere sunuluyordu. Bu bakımdan diasporanın çalışmaları olduğu gibi İstanbul'da Patrikhane, İstanbul'daki ayrılıkçı Ermeniler ve Osmanlı'nın diğer önemli şehirlerindeki Ermeni öndegelenler yabancı devletlerin temsilcileriyle temasta bulunarak yalan ve propagandaya hizmet ediyorlardı. Ermeni ayrılıkçılar kendilerini destekleyemeyen Ermenilere karşı da şiddet eylemleri yapıyor ve bunu Türklerin yaptığını iddia ediyordu. İstanbul'da kendilerine destek sağlamak için Doğu'da Kürt aşiretleri tarafından saldırılara uğradıklarını dile getiriyorlardı. Oysa aşiretler ile Ermeniler arasında yaşanan olaylar tek taraflı değildi.

1896'da İstanbul'da Osmanlı Bankasına yapılan baskın, Ermeni meselesine Avrupalı devletlerin verdikleri desteği yetersiz gören Ermeni militanlarca gerçekleştirilmişti. Yabancıların çalıştığı Osmanlı Bankası Ermeni militanlar tarafından basıldı. Bu eyleme katılanlardan ve eylemin iki planlayıcısından biri olan (İstanbul'daki Ermeni Milli Meclisine de seçilen) Hayig Tirakyan saldırı ile ilgili şunu anlatır: "bombalar çok iyi sonuç veriyordu, insanları hemen öldürmüyor ancak etlerini parçalıyor ve yerde kıvranmalarını sağlıyordu". Çok sayıda kişinin ölüp yaralandığı bu terör eylemine katılanlar hapse atılmaz, Fransa'ya serbest geçişlerine izin verilir.

Propaganda, ikna, kandırmaca

Osmanlı Bankası Baskını ve gerek öncesi gerekse sonrasındaki diğer ayrılıkçı Ermeni terör eylemleri ABD'de ve Avrupa'da "Hıristiyanlara zulmediliyor" "Hıristiyanlar yardım için yalvarıyor" gibi şekillerde kamuoyuna ve karar alıcılara yansıtılır. Çetelerin ve isyan hareketlerinin Osmanlı tarafından bastırması ise her zaman tek taraflı ve çarpıtılmış şekilde "Hıristiyanlara karşı toplu katliam" olarak yansıtılır. Ermeniler dışında Osmanlı topraklarındaki misyonerler de, bağlı oldukları ülkelerde ayrılıkçı Ermenilerin faaliyetleri lehine kamuoyu oluşturulmasına katkıda bulunurlar. Osmanlı topraklarında seyahatlerde bulunan yabancı diplomatlar ve başka kişilerin yanlarına tercüman olarak ayrılıkçı Ermeni ajanlar alması sağlanır. Bu ajanlar tercüme faaliyetlerinde görgü tanıklarının anlatımlarını ve yaşananları çarpıtarak aktarır (aynı durum neredeyse bir asır sonra ilk Karabağ savaşında da yaşanacaktır).

Yabancı devletler, birbirleriyle rekabetleri çerçevesinde Osmanlı Ermenilerinin savunuculuğunu yapmak için dönem dönem yarışa girerler. Bir devletin Ermeni anlatısına ikna olması veya olmuş gibi davranması, onunla rekabet halindeki diğer devletlerin de benzer bir tavır almalarını sağlar. Çoğu zaman argüman "Türkler/Müslümanlar Hıristiyanlara zulmediyor, Hıristiyanlığı yok ediyor" vb. şeklindedir.

İkinci Meşrutiyete giden süreçte İkinci Abdülhamid'in istibdat döneminde Jön Türklerle yakınlaşan Ermeniler de vardı. Bunların çoğunluğu aslında ayrılıkçıydı. Ayrılıkçı Ermeniler, Osmanlı vatandaşı olarak özgür olmak istedikleri ve daha fazla özerklik istedikleri gibi argümanlar ile ayrılıkçı niyetlerini gizliyordu. O güne kadar yaşanan terör/şiddet olaylarının yeterince "özgürlük" olmamasından, istibdattan kaynaklandığı veya "Kürt aşiretlerine tepki" olarak gerçekleştiği, marjinal gruplarca yapıldığı, hatta hata olduğu gibi iddiaları vardı. Böylece ayrılıkçı gündemlerini ittihatçılar ile paylaşmayıp niyetlerini gizlediler. İttihatçılar, Ermeniler içindeki ayrılıkçıları ancak Birinci Dünya Savaşında ayırt edebilecekti.

Türk düşmanlığına kapılmayan Ermeniler hep vardı

İkinci Meşrutiyet döneminde de Ermeniler Devletin en üst kademelerinde ve Meclis-i Mebusanda yer almaya devam etti. Bu Ermenilerin bir kısmı, en önemli görevlerde bulunduğu halde ayrılıkçı gündeme sahipti. Buna rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1915 Tehcir olaylarından sonra dahi Osmanlı Devletinde önemli görevlerde bulunmaya devam eden, ayrılıkçı akımlara kapılmayan Ermeniler vardı.Kurtuluş Savaşında da Ermeni vatandaşlardan mücadeleye katılanlar vardı. Tam sayısı bilinmemekle birlikte en az onlarca Ermeni'nin İstiklal Madalyası ile taltif edildiğine dair bilgiler açık kaynaklarda bulunmaktadır.

Yorum Analiz Haberleri

Savaş, din ve siyaset: Papa-Trump gerilimi
Narin davası ve yargıya güven
AB’nin destek vermesi gereken esas inanç araştırması…
İsrail'in Türk Mimarları: Jön Türkler Sultan Hamid'i devirdi, Filistin'i Yahudilere verdi!
“Genç Cumhuriyet hiç borç almadı, kendi yağında kavruldu“ yalanı…