Oruç da Bizi Tutacak mı?

KENAN ALPAY

Günler ne kadar uzun ve sıcak, yollar ve çalışma şartları ne kadar zorlu olsa da Hamd olsun güzelce sabrederek tutuyoruz oruçlarımızı. Dilimize Farsçadan geçen ‘oruç’u Kur’anı Kerim’deki ‘savm’ kavramı ve emrinin yerine kullanıyoruz. Oruç/savm; tutmak, yakalamak, zaptu rapt altına almak, kontrol etmek manasındadır. Bu sebeple “bizden öncekilere de farz kılınan oruç”un ana hedefi doğruda sebat etmek, dosdoğru yolda olmak, sabretmek ve mukavemet etmektir. Oruç diğer bütün ibadetler gibi İslam’ın öngördüğü insan karakterini inşa ve davranışlarını terbiye etmeyi hedefler. Bu sebeple Hz. Muhammed Mustafa’nın dilinde “kötülüklerden koruyan bir kalkan” olarak tasvir edilir oruç.

Ramazan’ın ne kadar etkili bir iklim oluşturduğuna dair konuşmalar yapılırken konu haklı olarak hemen suç oranlarındaki düşüşe de getirilmektedir. Gerçekten de suç oranlarında belli bir düşüş hayır ve hasenat faaliyetlerinde, toplumsal dayanışma ve ibadetlerde de hızlı ve belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Bu durum sevindirici bir gelişme olmakla beraber yeterli midir? Evet, içki, kumar, cinayet, hırsızlık gibi suçlarda bariz bir gerileme oluyor.

Oruçla Neler Yanyana Gelmez?

Peki, yalan, iftira, faiz, rüşvet, istihza, kötü lakap takma, vurgunculuk ve ihtikâr, kul ve kamu hakkına el uzatmak gibi günahlarda da ciddi bir gerileme oluyor mu acaba? Burada Allah Resulü’nün şu uyarısını hatırlamakta fayda var: “Allah’ın, kötü söz ve davranışları terk etmeyen adamın yemeyi ve içmeyi terk etmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8) İşte tam da burada orucun iman edenler için neden farz kılındığı vurgusuna tekrar dönmekte fayda vardır: “Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için…” (Bakara, 2/183)

Etrafımıza şöyle bir bakalım: “Ağzıma içki sürmem ama siyasi rakiplerimizi itibarsızlaştırıp tümden tasfiye etmek için profesyonel düzeyde yalan söylerim” mantığıyla Ramazan’ı geçirmeye çalışan insan modeli ne derece yaygın ve muteber acaba?

Kumar oynamam ama vatanın bağımsızlığı ve devletin bekası için ürettiğim iftiralarla hedefe yerleştirdiğim kişi ve çevrelerin hayatlarını karartırım” çelişkisinden haz alarak kazanç ve şöhretini arttırmayı hedefleyen şizofrenik kişi ve örgütlerin yarışa giriştiği bir vasatta Ramazan ikliminden, orucun bereketinden bize ne kalır acaba?

Hiç kimsenin beş kuruşu kalmamıştır bende ama medeniyetimizin inşası yolunda usulsüz de olsa kamu kaynaklarına dadanmaktan başka çare yok” türü hassasiyetlerle elde edilecek imkân ve başarıların bir meşruiyeti, bereketi ve rahmeti olabilir mi?

Nasıl ki ibadetlerin her biri diğerini tamamlayarak müminleri Allah’ın rızasına, toplumsal huzur ve dayanışmaya kavuşturmayı hedefliyorsa haramlar da birbiriyle bağlantılıdır, biri diğerini besler ve tam aksi yönde sonuçlar doğurur. Suçları, günahları küçük görmek veya onları daha büyük sevaplara, en büyük hedeflere ulaşmak için atlama taşları şeklinde yol edinmek hiçbir surette ve de hiçbir toplum için fayda vermemiştir bundan sonra da vermeyecektir. Orucun yaygınlaşmasıyla birlikte sadece içki, kumar, cinayet, gasp gibi günahların değil yalan, iftira, israf, gösteriş, rüşvet, kamu kaynaklarına el uzatmak gibi günahların da azalması gerekir. Ancak bu meselede somut verilere dayanarak olumlu ve ümit verici örneklerin çoğaldığı ileri sürmek kolay olmasa gerek.

Sembol ve sloganlara aşırı anlamlar yüklemenin neticesinde bireysel ve toplumsal ibadetlerin ruhunda ciddi bir mana ve hedef kayması yaşanmakta, yüzyıllık seküler-ulusalcı devlet tehdidinin yerini içeride yaşanan zaaf ve kusurlar almaktadır. Siyasal iktidarla birlikte ibadetin daha fazlasıyla kültür ve alışkanlığa dönüşmesi tehlikesi yaşadığımız sorunları katlamaya adaydır.

Biz Orucu Tutarız, Oruç Bizi

Biz gereğince oruç tutarsak oruç da bizi tutacaktır. Orucun müminleri takvaya ulaştıran özellikleri belirlidir. Ne var ki fazlasıyla lüzumsuz sorular, detaylara boğarak özden uzaklaştıran kaygılar orucun müminlerin ruh ve davranışlarında oluşturmayı hedeflediği takvaya erişmeyi engellemektedir. Şekil şartına ve detaylara indirgedikçe diğer tüm ibadetler gibi oruç da fert ve toplum üzerinde inşa etmeyi hedeflediği adalet ve merhamet gibi Allah rızasına ulaştıran vasıflardan uzağa düşmektedir. İftar gibi Kur’an-ı Kerim’i de ziyafetle eşleştiren şaşkınlık elbette ki bize emredilen “tefekkür, tedebbür, tefekkuh, teakkul, tezekkür” gibi anlam ve maksadı nazara veren amelleri terk edecektir.

Oruç/savm bizi ihya ve inşa etsin istiyorsak eğer ayrım yapmaksızın namaz/salat toplumu, infak toplumu, cihad toplumu, tevhid toplumu olmak zorundayız. Oruç/savm bizi adalet ve merhamete ulaştırsın, huzur ve refaha eriştirsin istiyorsak içkiden, kumardan, zinadan, faizden kaçar gibi yalandan, iftiradan, istihzadan, kötü lakap takmaktan, insanları birbirine düşürmekten kaçınmak mecburiyetindeyiz. Oruçla yalan, namazla kötülük, cihadla şahsi menfaat bir arada duramaz çünkü. İddiaların büyüklüğüyle samimiyet ve gayretlerin büyüklüğü arasında oluşan açı farkı bütün toplumlar için çürüme ve kokuşmayı getirir.

Oruç da bizi tutsun istiyorsak geçmiş ve gelecek tasavvurumuzu sağlam temeller üzerinde bina etmeliyiz. Oruç da bizi tutsun istiyorsak kendilerine karşı mücadele ettiğimiz düşmanlarımızın siyaset, iktisat ve kültürel değerlerinden uzak durmalıyız. Oruç da bizi tutsun istiyorsak dost ve düşman tanımımızı hırs ve ihtiraslara göre değil adalet ve maslahat ölçüsüne göre yapmalıyız. Oruç da bizi tutsun istiyorsak kazanım ve kayıp anlayışımızı dünyevi beklentilerden önce uhrevi beklentilerimize göre tanzim etmeliyiz.

Yeni Akit