HAKSÖZ HABER
Amasya Özgür-Der ve İHH seminer salonunda gerçekleştirilen "Ortadoğu’da İslâmî Direniş ve Sorumluluklarımız" konulu seminer, Özgür-Der Genel Sekreteri Musa Üzer’in katılımıyla gerçekleştirildi. Konuşmasına 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek başlayan Üzer, Müslümanların deprem sürecinde sergilediği dayanışmanın, pratiğin tüm dünyaya örnek teşkil ettiğini belirtti.
"Müslümanlar Kendi Zeminine Güvenmeli"
Musa Üzer, günümüzde Müslümanların düşünme biçiminin seküler, Kemalist ve laik yapılar tarafından manipüle edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Siyasal-sosyal olayların yorumlanması, değerlendirilmesinde sols-sosyalist, laik-Kemalist, ırkçı, Alevici vs çevrelerin sistemli olarak bir perspektif doğrultusunda değerlendirme yaptıklarını belirtti. Özellikle de öznesi Müslümanlar ya da İslami Hareketler olan olayların değerlendirmesinde gerçekliği, hakikati çarpıtan şekilde güya analiz adı altında alçakça değerlendirmelerin yapıldığını ve eleştirel bakmayan dindar çevrelerde de bunun etkilerinin görüldüğünü geçmişten bugüne her olayda görüldüğünü ifade etti.
Bölgedeki direniş hareketlerine yönelik "proje" suçlamaları iftirası örneğini veren Üzer, şunları söyledi:
"Hamas’ın el-Fetin önünü kesmek için ortaya atılmış bir İsrail projesi olduğu ya da Taliban’ın, el-Kaide’nin Amerika tarafından kurulduğu gibi saçmalıklar ısrarlı bir şekilde ortaya konulur ve dolayısıyla akabinde gösterilen muazzam direniş karalanır, gölgelenir, mahkum edilmeye çalışılır. Kitlelelerin sempati duyması engellenmeye çalışılır. Bu dezenformasyon zeminine karşı çok dikkatli olmalı ve Müslüman kardeşlerimize güvenmeliyiz. İçeride, dışarıda bütün İslami Hareketlerin, ümmet için olan bütün çalışmaların desteklenmesi gerekiyor. "
"Suriye Devrimi Gariplerin Zaferidir"
Suriye’deki son gelişmeleri ve yeni yönetim sürecini değerlendiren Üzer, Suriye devriminin büyük bedeller ödenerek kazanılmış bir halk hareketi olduğunu vurguladı. Suriye halkının tevekkül ve direnişle nasıl ayakta kaldığını bizzat tecrübe ettiği örnekler üzerinden aktaran Üzer, bölgedeki diplomatik dengelere dair şu analizlerde bulundu:
Denge Siyaseti: Suriye devletinin ABD ve Rusya ile yürüttüğü diplomasi tamamen siyasi dengelerle ilgilidir.
Türkiye’nin Rolü: Suriye devletinin en önemli dayanağı Türkiye’dir. Erdoğan iktidarı, Suriye’nin uluslararası arenada tanınması için ciddi bir diplomasi yürütmektedir.
İsrail ve Esed Gerçeği: Esed yıllarca halkına kimyasal silah kullanırken İsrail’e tek bir kurşun dahi atmamıştır. Yeni yönetimin İsrail ile hemen savaşmıyor oluşunu eleştirmek saha gerçekliğinden uzaktır; zira Esed giderken stratejik noktaların istihbaratını İsrail’e vererek bütün bu üslerin vurulmasını sağladı. İktidara olan kinleri insaf, ve adalet ölçülerinin önüne geçmiş Saadet Partili yöneticiler, Ali Bulaç, Alpaslan Kuytul gibilerin saçma sapan iddiaları pervasız bir şekilde dile getirmeleri de dikkat çekicidir. Biraz akleden bir insan Siyonistlerin niçin Esed ve Baas iktidarı dönemindeki statükodan memnun olduğunu, Devrimle birlikte harekete geçerek yeni durumun kendi varlığı için ne kadar büyük bir tehdit içerdiğini görür. Netenyahu’nun ifadesiyle Şara istediği kadar kravat taksın İsrail için o tehlikeli bir İslamcı ‘terörist’tir. Suriye’de istikrarın sağlanması ve Erdoğan iktidarının devamı halinde Suriye ile gerçekleşecek askeri ittifakın somut yansıması yakın gelecekte Filistinli kardeşlerimize yönelik katliam politikalarının engellenmesidir. Uzun vadedeki hedef ise daha esaslı politikaların ortaya konması olacak inşallah!
"Dezenformasyona Karşı Uyanık Olmalıyız"
Suriye’deki yeni yönetimin (Şara hükümeti) intikam peşinde koşmadığını ve af yolunu seçtiğini belirten Üzer, buna rağmen "Dürziler veya Kürtler katlediliyor" şeklinde asılsız propagandalar yapıldığını ifade etti. YPG’nin emperyalist güçlerle iş birliği yaparken kendini "anti-emperyalist" gibi sunduğunu hatırlatan Üzer, Ahmet Şara ve ekibinin yıllarca Esed, İran, Rusya ve ABD’ye karşı mücadele verdiğini hatırlattı. Türkiye solunun yıllardır PKK şemsiyesi altında hareket ettiğini, ‘Rojava’ bölgesinde de Enternasyonal Tabur altında hareket ettiğini, Amerika tarafından beslenmekten utanmayan bu çevrelerin hiç utanmadan hayatları emperyal kafirlerle mücadele etmekle geçen insanları karaladığını belirtti.
"İran’daki Olası Değişim Ümmetin Maslahatına Değil"
İran’ın bölgedeki mezhepçi politikalarını sert bir dille eleştiren Üzer, buna rağmen İran’da yaşanabilecek yönetim değişikliğine dair uyarıda bulundu:
"İran yıllarca mezhepçi siyasetiyle Müslüman kanının akmasına vesile oldu, bunun savunulacak bir tarafı yok. Çürümüş bir sistem gerçekliğiyle muhatabız ancak Hamaney yönetiminin yıkılıp yerine İslam düşmanı, seküler bir yapının gelmesi 'İslamcılar kaybetti' algısı yaratacaktır. Bu durum ümmetin maslahatına uygun değildir. Aynı zamanda Siyonistlerin hareket alanının arttığı bir zeminin oluşmasını da kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bütün cürümlerine rağmen ve mezhepçi politikalarına rağmen İran’a yönelik saldırgan politikaların karşısında durmak gerekiyor."
"Hamas’ın Kararlarının Arkasındayız"
Gazze’deki ateşkes sürecine de değinen Musa Üzer, Hamas’ın silah bırakmasının söz konusu olmadığını belirtti. Özgür bir Filistin devleti kurulana kadar mücadelenin süreceğini ifade eden Üzer, "Bizler Hamas’ın aldığı kararların ve gösterdiği iradenin sonuna kadar arkasında durmak durumundayız. Askeri mücadelenin ve bir halkın son ana kadar mücadeleden geri durmaması ve mücahidlerin arkasında olması önemlidir ama mücadelenin nefes alması ve yeniden toparlanabilmek için siyasal zeminlerin öne çıkmasının doğal olduğunu görmek lazım" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Seminer, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.