‘Ölü’leri Değil, ‘Ölülerimiz’i Hayırla Anmakla Emrolunduk!

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Kişi için ölçü, son halidir. Bu yüzdendir ki, ârif  insanlar, ‘Yarab, beni bir an bile nefsimin eline koyma ve en hayırlı ânımı, son ânım eyle..’ diye dua etmişlerdir.

Ama, en son hal hangi zaman dilimidir? Herhalde, ölmek üzere olduğu zamanki hali değildir.

Fir’avun’un da ölüm korkusuyla son anında, can verirken Allah’a inandığını söyleyen müfessirler olmuştur. Ama, bu imana, ‘fir’avn imanı’ denilmiş ve böyle bir imanın kişiye bir faydasının olamıyacağı da belirtilmiştir.

*

Bugünlerde, bir sırılsıklam kemalist ilahiyatçı- siyasetçi öldü. Bilgi seviyesine bir şey diyen yok. Ama, İblîs de, melekler içinde ilim seviyesi açısından en önde idi. Ama, isyankârlığın sembolü oldu. Bu açıdan, ‘tezkiye, ta’limden mukaddemdir, / nefsin arındırılması, ilim öğrenmekten önce gelir..’ denilmiştir.

Öyleyse, İblîs’in ve onun yolundan gidenlerin bilgisine saygı duyulamaz.

Atom’un parçalanabileceğini ilmen bulanlar, belirleyenler, tezkiye ve sorumluluk sahibi, bilge kişiler olsaydı, onun her şeyden önce atom bombasına dönüştürülmemesinin yolunu keşfedip, nasıl ve sadece hayra kullanılabileceğinin sorumluluğunu da hissederlerdi.

*

Yıllarca önce, Mekke’de bir sohbet ânında, sözkonusu kişinin kitablarının yüzbinler, milyonlar sattığı söylendiğinde, orada bulunan ve yeni yeni popülerleşmeye başlayan ve şimdi ünlü bir hoca olan bir arkadaş, ‘Merak etmeyin, onun kitablarını okuyanların en azından üçte birisi tatmin olmayınca, benim kitablarıma yöneliyorlar..’ demiş ve bir arkadaş da, ‘Maşaallah hocam, onun 2 milyon civarında sattığı söylendiğine göre, sizin kitablar da 650- 700 bin satıyor.’ diye bir nükte yapmıştı.

*

Onun bir bilim adamı olduğu konusunda bir söz yok. Ama, onun derecesinde veya daha ileri seviyede niceleri de vardı. Ve onun sivrilmesi bilim adamı olduğundan değil, o bilgilerini, herkesi, kemalist-laik resmî ideolojinin ‘ikon / put’laştırılmış isminin zihniyetine bağlamak istemesindendi; onun için parlatılmıştı.

Ailesince gazetelerde yayınlanan ölüm ilânında bile, o, ‘bütün ülkenin hocası’ diye takdim ediliyor ve sonra da, üççeyrek yüzyıl öncelerde ölmüş ve  ‘ikon’laştırılmış bir siyasetçi kişiye sevdalı olduğu vurgulanıyordu.

*

Kendisini ‘çıplak uyarıcı’ olarak nitelemişti. Ama, sonunda, ‘kral çıplak’ misalini hatırlatacak şekilde, ortada cas-cavlak kaldı.

Bir ara da, ‘Mehdi’ konusuna takmıştı kafayı.. ‘Mehdi, bazı hesablara göre, 1945’lerde Karadeniz kıyılarında dünyaya gelmiş olmalıdır.’ diyecek kadar komikleşmişti. Kendisi de o tarihlerde, o sahillerde dünyaya gelmişti.

*

İnancına göre örtünmek isteyen hanımlarla dalga geçti, laik fetvâ’lar verdi; 28 Şubat 1997 Zorbalığı günlerinde darbecilere çanakyalayıcılığı yaptı.

Bir ara, parlamentoya da girdi, kemalist parti saflarından.. Ama, daha sonra ayrıldı ve ‘o partinin iliklerine kadar İslam nefretinin sindiği’ni gördüğünü yazdı, (2 Kasım 2003- Star).

*

Ölümünden 5-6 ay kadar önceydi, hastalığının ağırlaştığı görülüyordu.. O ise, hâlâ, müslümanları rencide etmek derdindeydi. Sultanahmed Camii’ni yaptıran Sultan’ın o camii, kimbilir hangi hırsızlıklarını gizlemek için yaptırdığını söylüyor ve sonra da, ‘Ağzımı bozdurmayın benim, şimdi Çamlıca’larda dikilen de öyle..’ diyordu. Geçen sene de, sanatçı geçinen bazı tiplerle, bir tv. proğramında, en ahlâksız ve galîz kelimelerle küfürler etmekten utanmadı.

*

‘Ölülerimiz’i hayırla anmakla emrolunduk, bütün ‘ölü’leri değil!.

Nitekim, Nemrud’lar Fir’avun’lar, Ebu Leheb’ler de binlerce yıl önce öldükleri halde, lanetle anılmakta, Kur’an’da.. Çünkü, ölen bedenlerdir, zihniyetler ise, varlığını sürdürür. Biz onları lanetlerken, onların toz-toprak olmuş bedenlerine değil; hâlâ da sürmekte olan zihniyetlerine düşmanlığımızı ortaya koyuyoruz.

*

STAR