Ölü Bedenler Konuşur Oldu Suriye’de

HÜLYA ŞEKERCİ

Konuşturmadılar seni. Yazdırmadılar sana olup bitenleri. Hep yasakladılar.

Esed ailesi iş başına geldiğinden beri halkın yöneticisini seçmesi yasaktı, okumak istediği kitaplar yasak, İslami bir cemaate üye olmak- idamla yargılanacak kadar- yasak. Kötü muamele ve işkence metotları ile ünlenmiş hapislerine atılan yakınını sormak yasak.

Ey Esed! Her yerde muhaberatın var mıydı gerçekten? Yoksa kötü şöhretin miydi insanları evlerinin içinde bile kısık sesle konuşturan?

Üç yıl önce gençler duvarlara ‘Sıra Sende Ey Doktor’ yazdıklarında yasakları delmek için bir adım atmışlardı. Bir tutam direniş, bir tutam umuttu onlarınki. Daha hayatının baharındaki gençleri işkence tezgâhından geçirdin. Aileleri oğullarını sormaya gittiklerinde dalga geçtin, küfrettin.

Dünya kör ve sağırdı.

Halk protesto etmek için sokaklara döküldü senin meşhur zalimliğine rağmen. ‘Silmiyye’ diye haykırdıkları barış gösterilerini cehenneme çevirdin. Polisine, askerine namluyu göstericilere çevirmen için emir verdin. Sloganlarla seslerini duyurmaya çalışıyorlardı oysa. Cuma gösterilerinden birine ‘Bizi öldürüyorlar’ adını vermişlerdi mesela. Bir diğerinin adı da ‘İran İşgaline Hayır’ idi.

Dünya kör ve sağırdı.

Giderek artan işkencelere başat giden yalnızlık yeni sloganlara ilham oldu: Ya Allah Menne gayrek Ya Allah. Suriyeli Müslümanlar Allah’tan başka kimseden yardım beklemediklerini söylüyorlardı. Direnişçilerin Amerikancı iftiralarına maruz kaldığı bir zaman diliminde.

Marşlar söyleyenin cezası ölüm oldu. ‘Yallah irhal ya Beşşar’ adlı marşın sahibi İbrahim Kaşus mesela. Muhalif ezgilerinin karşılığında boğazını keserek öldürdünüz.

Kadınlar ülkelerinde olup biteni burada anlattılar. Şebbihalarınız tecavüz için camileri kullanmışlar, tecavüzden küçük kız çocukları ölmüş ve kalp ağrısı olarak kalacak anlatılamayanlar için cabası olarak hesap defterlerinize yazılmış durumda.

Dünya kör ve sağır.

Susanlar kahredici eylemsizlik içinde.

O da ne Doğu Guta’da bini aşkın kişi kimyasal silahla kıyıma uğradığında insanlık zorbalığın vahametini mi anladı acaba? Emperyalist güçler insan hakları konusunda aşka mı geldi? Ancak yine yanıltmadılar. Esed kimyasal silahtan vazgeçince rahat bir nefes aldılar emperyalister. Hadi buyurun dediler diğer silahlarla öldürüverin. Scud füzeleri, varil bombalarına sarıldı bu kez Esed. Teşekkürler ABD, Teşekkürler Rusya, Teşekkürler İran… diye naralar atarak.

Bunca trajedi, seslerini duyuramadıysa mazlumların, daha nasıl anlatabilirlerdi dertlerini? Kelimeler, sloganlar, uluslar arası toplantılarla dile getirilenler bir türlü ulaşmıyordu dünyanın kalbine.. Bağır bağır bağırıyorlardı ama yüreklerin kulakları sağırdı. Mazlumların çığlıkları, komplo teorileri vaveylasında yok olup gidiyordu.

Son çare ölü bedenler konuşmakta. Daha kelimeleri telaffuz edemeyen bebekler mesela. Enkazların altından çıkarılan bedenleri Esed’in zulmünü haykırıyor.

Yermük’te silah olarak kullanılan aç bırakma işkencesini yine çocuklar anlatıyor. Göz yuvalarından fırlamış gözleriyle bakarak cansız bedenlerinden. Çocukların kıyafeti giderek küçülür aslında ama onlar kıyafetlerinin içinde gün be gün küçülüyorlar.

Her gün yüzlerce kişinin varil bombaları altında can vermesine alışan dünya kamuoyu 11 bin insanın sistematik işkence görüntülerine ses mi verdi ne? Bazılarının zorbalığı anlaması için 11 bin insanın işkenceden katledilmesi mi gerekiyordu? Kemik torbasına dönmüş bedenleri çekilen acıyı hala haykırıyor gibiler. Derin yaralar, boyundaki boğazlama izleri konuşuyor artık.

Geriye tek bir soru kalıyor:

Suriye’de ölüler konuşuyor da, yaşayan ölüler duyuyor mu?