Olacağı Bu(mu)ydu?

KENAN ALPAY

Diğer pek çok hadisede olduğu gibi Suriye’de yaşanan her bir gelişme de Ak Parti Hükümeti’nin dış politikasının temelden yanlış olduğunu ispata yönelik olarak kullanılıyor. Son olarak Cilvegözü Sınır Kapısı’nda yaşanan ve ağır kayıplara yol açan bombalı saldırıların faturası da “kim, niçin ve nasıl yaptı?” sorularına cevap arama gayretine dahi girilmeden otomatik olarak yine AK Parti’ye kesildi.

Normal şartlarda Rusya ve İran’ın desteğini arkasına almış Baas rejimi eliyle Suriye’de yürütülen yıkım ve katliamlar Türkiye kamuoyunu ayaklandırıp muazzam bir tepkiye dönüşürdü. Fakat bırakın adam akıllı kitlesel bir tepkiyi sağlıklı bir haber ve analiz imkânından dahi yoksun bırakılmış durumdayız. Kamuoyuna hâkim olan bu pasifist ve kafası karışık durum elbette ki sadece Baas rejiminin propaganda gücü ve yeteneğinden kaynaklanmıyor.

Türkiye'nin Bütün Şebbihaları Birleşin!

Son iki yılın tablosu şu: Şebbiha ve Muhaberat isimli vampirlerin zincirlerinden boşalmışçasına kan döktüğü bir mezbaha var hemen yanı başımızda. Fakat bu mezbahanın sorumluluğunu Esed-Baas cuntasının sırtından alıp AK Parti hükümetine ama özellikle de İslamcıların günah hanesine yüklemek üzere sistematik olarak fasit bir mantık propaganda ediliyor.

Yarım asırdır devam eden ama son iki yıldır zirve yapan Baas cuntasının katliam politikalarından Suriye’deki iktidar sınıfları ve efendileri değil de zulme karşı ayaklanan halk ve zulme seyirci kalmayanlar sorumlu tutuluyor. Her bir bombalama, katliam ya da yıkım sonrası Baas rejimi olsa olsa muhtemel faillerden biri olarak anılıyor. Bu derece etkin bir Baas yandaşlığı ve derece bu zayıf bir hakkı müdafaa manzarası fazlasıyla marazi değil mi?

Cilvegözü’ndeki bombalı saldırı Baas rejiminin klasik tedhiş eylemlerinden biri olmasına rağmen Türkiye’deki Kemalist-Stalinist ve İrancı propagandistler tarafından etraftaki toz duman dağılmadan derhal muhaliflere ciro edildi. Şu birkaç örnek hiç de sıradan sayılmamalı. Mesela Ergenekon-Balyoz cuntasına olduğu kadar Baas cuntasına da sözcülük yapan Cumhuriyet “Olacağı Buydu” manşetiyle çıktı. Ertesi gün ise Cumhuriyet ekibi soluğu Şam’da alıp Suriye Enformasyon Bakan yardımcısı el Muftah’ın ağzından “Bu bir provakasyon” başlığıyla okurun karşısına çıktı. Provokasyonun sorumlusu kim peki? Elbette AK Parti ve Küresel Cihatçılar olarak tavsif edilen aşırı dinci muhalifler!

28 Şubat cuntasının kucağında semirtilen TKP/SİP’in Sol Gazetesi ise “Sınırı AKP Patlattı” manşetiyle çıkarken Yazı İşleri Müdürü Mehmet Kuzulugil’de el Mutaf’la sırıtarak poz veriyordu okurlarına. Bir de uyarı vardı askeri cuntanın tetikçiliğine soyunmayı marifet bilen sol-sosyalist kamuoyuna: “Suriye’de Hava Sütliman. Muhalifler ilerliyor iddialarının ülkede karşılığı bulunmuyor. Yaşam normale dönüyor.”

Zulmün bu derece dizginsizleştiği bir vasatta Şebbiha ve Muhaberat şefleriyle TKP ve Sol’un safları sıklaştırmasında garipsenecek, şaşılacak bir şey var mı? Hayır, İslam ve Müslüman düşmanlığıyla maruf bu sol-sosyalist çizginin Türkiye’de Kemalizm, Suriye’de Baas rejimine yaslanmaktan başkaca bir seçeneği yok.  Var olmak, hayat belirtisi gösterebilmek için Müslüman halkı ezen, İslami değerlere savaş açan darbeci-işkenceci azınlık rejimlerinin gölgesine sığınmaktan başkaca bir tercihte bulunamazlar.

Bombalar Antep'ten, Öpücükler Esed'den!

Perinçekgillerin provakatif yayın organı Aydınlık’ın manşeti şöyleydi “Bomba Türkiye’den Suriye’ye gidiyordu” ÖDP’nin BirGÜN’ü ise “Bomba parçaları Türkiye’den” manşetini uygun görmüştü. Üstelik haberin devamından,  Özgür Suriye Ordusu’nun Halep’teki bomba fabrikasını hiç çekinmeyip Birgün’e açtığını, Napalm ve diğer türdeki bombaları nasıl ürettiklerini resim vererek anlattığını okuyabiliyoruz.

Araştırmacı gazetecilik, nesnellik, objektivite meselesinde Sol, Aydınlık, Birgün ve Cumhuriyet ele ele verip Baas-Esed cuntasını temize çıkartmaya çalışıyorlarken Ulusalcı-Kemalist Kadiri Şeyhi Haydar Baş’ın Yeni Mesaj’ı da olayın izahında aynı misyonla hareket ediyordu. Yeni Mesaj’a göre kritik mevzu şuydu; “Türkiye’de özellikle de Gaziantep’te isyancılar çok sayıda bomba imalathanesi kurdu. Bu bombalar Suriye’ye nakledilirken mi patlama gerçekleşti?”

Bunlar Türkiye’de Suriye meselesinin açmaza düşürülmesinde Baas cuntasıyla açıktan dayanışmaya girişmiş bazı çevrelerin duruşuyla alakalı. İyi ama sol-sosyalist veya ulusalcı-Kemalist çevreler ne kadar güçlü olursa olsun kamuoyunu bu kadar derinden yanıltmakta başarılı olamazlar ki!

Bu algı yönlendirmesinde İslami çevre ve cemaatlerin pasifizmi kadar AK Parti Hükümeti’nin süreci yönetmekteki zaaflarına da iyice bakmak gerek. çok da farklı vesvese üretmeyen yapısı asıl problemdir. Asıl konumuz bu vesvese üreten mekanizmada Hükümet adına sergilenen çarpık siyasettir. Bir sonraki yazımız da İslamcı camiaya hitap eden bu vesvese çarkı olsun inşallah.