Öcalan’ın Açıklamaları

AHMET MARUF DEMİR

Devlet heyeti ile görüştüğü iddia edilen Öcalan, son açıklamalarında da daha önce de sürekli yaptığı gibi pragmatist bir tutumu ihtiva ettiği çok açık.

Habertürk Gazetesinin Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir’inde köşesinde de değerlendirdiği, Öcalan’ın son açıklamaları şu şekilde; “Ben, ‘Silahların gölgesinde barış olmaz’ demiştim. Silahlar konuşurken, çözümden, barıştan söz edilemeyeceğini söylemiştim. Dinlemediler, haklı çıktım. PKK ve HDP için özeleştiri yapma vakti. Politikaları çöktü, başarısız oldular. En ufak olumsuzlukta silaha sarıldılar, devletle çatıştılar. Kazanımlar heba edildi. Örgüt çok fazla kayıp verdi.

Kürt halkı örgüte destek vermedi. Halkın nabzını tutamadılar, ne istediğini doğru analiz edemediler. Halka yaşam alanı bırakmadılar. AKP’nin kucağına ittiler. Türkiye, bölge ve dünya gerçeklerini göremediler.

Önderliğe adeta meydan okudular. ‘Silahlı mücadeleye ya da silahları bırakmaya biz karar veririz’ dediler. Süreci doğru okuyamadılar. HDP de siyasette yeni argümanlar geliştiremedi, yeni politika oluşturamadı. Başarısız bir siyaset izledi. 7 Haziran’da elde edilen başarının üzerine yeni bir şey koyamadı…”

Yine bu açıklamada kendisine dair de özeleştiri de bulunan Öcalan, çağrılarının “şartlı” olduğunu da söylüyor. Cümle aralarında da bu şartlı çağrıları yapmasında da kendi tutum ve konumunda bir revize yapılmamasının olduğunu ifade ediyor!

Öcalan’ın tüm bu açıklamalarının tek bir muhatabı var. O da onca uyarılara rağmen “siz kim oluyorsunuz” tafrasını yapan HDP/PKK tabanı.

Özellikle de Kobanê olayları ile başlayan ve 7 Haziran seçimleri ile de kibir gibi bazı kötü hasletlerin HDP/PKK’de tavan yapmasıyla, son bir kaç ayda yapmayın-etmeyin tarzı tüm haykırışlar, yalvarışlar kurşun olarak geri döndü maalesef. Dernekler yakıldı… Sohbet halkaları dağıtılmak zorunda bırakıldı... Doktorlar, çocuklar katledildi... Esnaf sürekli kepenk kapatma zorunda kaldı... Kürdün yaşadığı şehirlerde hendekler kazıldı... Kürdün yaşadığı sokaklara mayınlar döşendi... Kürdün yaşadığı caddelerde roket atarlar kullanıldı... Tüm bunlar olurken, HDP/PKK tabanında ise hiçbir karşılığı olmayan “taraflar tekrar masaya dönmeli”, “Çözüm Süreci” yeniden başlamalı söylemleri dışında özellikle de Kürdistan’daki İslami ve muhafazakar kesime karşı yapılanlara karşın kimseden çıt çıkmadı!

Bütün bu yaşatılanlar ve yaşananlar herhalde kolay kolay unutulacak cinsten değil. Özellikle bir hikaye var ki bu yaşıma kadar hiçbir şey beni bu kadar kederlendirmemişti. 12-14 yaşlarında iki kuzenin hikayesi. Bunların aileleri İslam’i hassasiyetlere sahip olmamasına rağmen bu iki kuzen ebeveynlerini ikna edip Kuran sohbetlerine katılıyorlar. Sohbet hocalarından aldıkları kitapları bir hafta da okuyup bitiriyorlar. Sohbet halkasında kendilerinden yaşça büyük olanlar olmasına rağmen, sohbet halkasının en çalışkanları yine bu iki kuzen. Fakat son süreçte patlak veren olaylar zaten çocuklarının Kuran sohbetlerine gitmelerini istemeyen ebeveynler için artık haklı bir mazerete dönüşüyor. Akabinde Kuran sohbetlerine artık gelemiyorlar. Daha sonra öğrenildiğine göre ergenliğinde vermiş olduğu heyecanla birkaç ayda kuzenlerde müthiş değişiklik baş gösteriyor!

Öcalan devamla…

“Amerika’ya payanda oldular. ABD, örgütü kullandı. İçerideki başarısızlığa Suriye de eklenince sonuç böyle oldu..”diyor.

Seçim öncesi HDP/PKK'yi yere göğe sığdıramayanlar şimdi tek tek terk ediyorlar kendilerini. Terk edeceklerini o gün yüksek perdeden söylemiştik.

“Mesela;  Norveç'de bir kampta 92 kişinin katliamı için "dünya böyle katliam görmedi" başlığı attılar. Paris'te Charlie Hebdo saldırısında dünyayı ayağa kaldırıp bütün devlet liderlerini ayaklarına getirdiler. Mısır'da, Suriye'de, Suruç'da, Diyarbekir'de, Ankara'da ise sadece timsah gözyaşları döktüler! Bizler ise daha ve hala neyi tartışıyoruz ki Allah aşkına. Gerçek olan işte bu: Doğu veya Batı bloku sadece bir safsatadan ibaret. Küresel emperyalizm Ümmet coğrafyasının tüm bileşenleri yok etme derdinde. Onların yanında Kürd'ün de, Türk'ün de, Arab'ın da, Farisi'nin de bir sinek kadar değeri yok. İlkin değerlerimizi öldürdüler. Şimdi de değersizleştirdikleri bizleri öldürüyorlar. Ne zamana kadar fark etmeyeceksiniz?”¹

Şimdi de Öcalan "HDP/PKK'nin her şeyi berbat ettiğini söylüyor. O gün Öcalan dinlenmeli demiştik.

”Hatırlarsanız Devlet Bahçeli, Çözü süreci için şunları söylüyordu: ‘Masanın bir kenarında A. Öcalan, diğer kenarında ise R.T. Erdoğan var." El-Hak doğru olan da buydu. Çünkü her ikisi de birçok kesim tarafından bu işi çözecek ‘tek’ insan/lar olarak görülüyor ve biliniyordu. Ne tuhaf ki o günden beri bu iki isim yoğun bir şekilde de itibarsızlaştırılıyor. Farklı kesimler olarak gözükse de tek bir ağızdan çıkmış gibi, birine sürekli "diktatör, katil, masayı deviren adam"; bir diğerine "Öcalan bu şartlar altında bize talimat veremez, devletin adamı, ajan" türünden yaftalamalarda bulunuldu, bulunuluyor. (…) A.Öcalan’da 21 Mart 2013 Newroz’unda; “Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” derken; R.T. Erdoğan da, birçok platformda “Terör örgütünün silahları bırakmasının dışında görüşülecek müzakere edilecek bir şey yoktur’ demeye devam etmektedir. Bizlerin de birçok kez ifade ettiği gibi şuan için elzem olan budur: Silahlı unsurlar ülke dışına çıkmalı!”²

Bugün de Öcalan eğer iddia edildiği gibi bu açıklamalarda bulunduysa aynı veryansınlar da bulunuyor.

Fakat heyhat! Sorunun çözümü noktasında istekli ve ümitli olan kamuoyunun da çabalarıyla HDP/PKK kanadı ile beraber, “Bebek katili” noktasından “Sayın” ifadesine haiz hale gelen İmralı kanadının da samimiyeti sorgulanır halde geldi. Bunu Öcalan’ın “şartlı” çağrılarda bulundum itirafında da görebiliyoruz.

HDP/PKK kanadı ile Hükümet görüşmelerinde Kobanê olaylarından önceki sürece geri dönülür mü?

Hiç sanmıyorum. Hele 1 Kasım seçimlerinden çıkan sonuç da ortadayken.

Çözüm süreci ise C.Başkan’ı Erdoğan’ın son ifadesiyle, ”Milli Birlik Ve Kardeşlik” projesine dönüşmüş durumda. Bu projede yine son yazımızdı da belirttiğimiz gibi; “2- AK Parti Kürt Sorunu çözümünde bölgenin bütün dinamikleri ile görüşmeli. Ve tek taraflı bir muhataplıktan sıyrılıp Kürdistan’daki STK’lardan, Partilerine, Vakıflarından, Tarikatlarına kadar herkes ile aynı masa etrafında açık bir şekilde müzakere etmeli. Toplum da bu masada nelerin konuşulduğunu bilmeli…” ³ şeklinde devam edeceği kanaatindeyim. En nihayetinde doğru olanda budur. Yoksa 1 Kasım seçimlerinden tek başına iktidarı elde eden AK Parti ve hükümeti bundan sonra da sadece PKK/HDP ile masaya oturma yolunu seçerse eğer, kendisine oy veren Muhafazakar Kürt seçmeninden bir sonraki seçimlerde tam anlamıyla ümidini kesmeyi de göz almış olacak.

 

Dipnotlar:

https://www.haksozhaber.net/siyasi-bir-analizden-fazlasi-ve-sores-29722yy.htm

https://www.haksozhaber.net/seytan-isi-29580yy.htm

https://www.haksozhaber.net/tam-baris-derken-bir-aglama-tutuyor-29398yy.htm