O pankart-Kişilik katli

Ahmet Taşgetiren

Altında "AMED HALK İNİSİYATİFİ" imzası bulunan pankartın üzerinde şunlar yazılıydı:

"KÜRT HALKI; Galip Ensarioğlu ve Emin Aktar gibi, AKP İşbirlikçisi olmaktan yana değil, KÜRT HALKI DEMOKRATİK ÖZERKLİK İSTİYOR."

Pankart dedimse öyle 50'ye 70 falan değil, bilmem kaç metreye bilmem kaç metrelik bir bez afiş bu. Ben de aynen bez afişe yansıdığı gibi aldım buraya.

Bu bez afiş, binlerce kişinin katıldığı bir kitle gösterisinde halkın eline tutuşturulmuş.

İlk önce Milliyet'te birinci sayfadan yansıdı yazılı medyaya. Orada afişteki yazıların tümü görünmüyor ama az çok anlaşılıyordu.

Sonra bunu Taha Akyol sütununa aldı. Orada daha net okunmaktaydı.

En son olarak da dünkü Taraf'ta Orhan Miroğlu koydu yazısının içine... Orada ise yukarıda aldığım biçimde net bir görüntü vardı.

Milliyet'te gördüğümden beri bölgenin nasıl bir iklime doğru sürüklendiğine dair kaygılarımla bütünleşen bir afiş olarak baktım ona.

Taha Akyol ona işaret etti, dün de Orhan Miroğlu koydu notunu. Miroğlu, kısa süre önce, tıpkı bu afişte Ensarioğlu ve Aktar'a yöneltildiği gibi bir tehdide maruz kalmıştı. Dünkü yazısında şu notu düştü bu pankart için:

"Kişilik katli!"

Sözüm ona halk inisiyatifi tarafından işbirlikçi olarak suçlanan kanaat önderlerinin payına ne düşer bu coğrafyada?

Miroğlu diyor ki:

"Kişilik katline uğramamak için Kürt aydınları ya susmayı ya da sureti haktan görünmeyi tercih ettiler."

 Miroğlu, böyle bir durum sebebiyle "DTK kurultayında, taslak hakkında yürütülen tartışmaların doğru yapıldığı kanaatinde olmadığını" belirtiyor.

Ve Miroğlu, benim "Farzı muhal kurulursa" diyerek sorduğum soruyu "Diyelim ki kuruldu" diyerek soruyor:

"Diyelim ki kuruldu, Demokratik Özerk Kürdistan'da, siyasi olarak PKK'yı değil AK Parti'yi ve başka partileri savunan insanların payına düşecek olan nedir?"

Nedir? Ne olabilir?

Aslında Miroğlu'nun sormasına gerek yok. Bez afişe yansıyan ifade her şeyi anlatıyor:

Kitlelerin eline "işbirlikçi" hançerini verirsiniz, infazı yaptırırsınız. Hem de zılgıtlarla...

 "Özerk Kürdistan taslağı"na yansıyan Marksist-Leninist jargondaki "Halk Mahkemesi" geleneği ne güne duruyor?

Orhan Miroğlu çok önemli bir uyarıda bulunuyor:

"Kürt siyasetiyle alakalı her aktörün anlaması gerekir ki, bu küresel çağda, tarihe geç kalmış bir milliyetçilik ve homojenleştirici bir modernite arasında seçim yapmak durumunda değil Kürtler."

Şu cümlesini de almalıyım Miroğlu'nun:

"Milliyetçilik ve homojenleştirici modernitenin açtığı yoldan yürüyerek varacağınız yer, Edward Said'in tanımladığı 'kendi ulusal hapishanenizden' başka bir yer değil."

"Bu hapishaneye giden yolda bugün Emin Aktar'ı ve Galip Ensarioğlu'nu işbirlikçi ilan ederseniz, sıra yarın da, 'şiddetin sınırsız tasarrufu'na gelir." (Taraf, 3 Ocak 2011)

Ben, Kamboçya'daki Kızıl Kmer yönetiminden söz etmiştim farzı muhal PKK yönetimine geçecek bir Kürt coğrafyası için...

Miroğlu'nun sınırsız şiddet dediği şey, o mu başkası mı?

Olayı doğru okumak için Emin Aktar'ın, Galip Ensarioğlu'nun, Miroğlu'nun Kürt aydınları olduğunu unutmamak gerekiyor. Üstelik birisi Diyarbakır Baro Başkanı, diğeri Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı... Ve diğeri Diyarbakır Cezaevinde işkenceyi yaşamış bir yazar...

"Sen kim oluyorsun da silahın miadı doldu diyorsun" diyerek Öcalan'dan fırça yiyen Osman Baydemir'in, herhalde Kürt vatandaşların oylarıyla seçilen Kürt bir belediye başkanı olduğunu unutmamak lazım.

Yani tehdidin ilk hedefi yine Kürtler olacak diyorum, homojenleştirilmiş bir Kürt bölgesinde...

"AK Parti'yi ve başka partileri savunan insanların payına ne düşecek" sorusunun cevabı o kadar net ki!

Ben bu yapının, bizdeki "tek parti" yönetiminden çok daha kanlı olacağını yazdım kısa süre önce. PKK, iç infazlarla geliyor. PKK, bölgede hâkimiyet kurmak için tüm Kürtler üzerinde şiddet uygulayarak geliyor.

Biliyorum şu anda bile, bazı Kürt aydınları "işbirlikçi" suçlaması sebebiyle Diyarbakır'a kelleyi koltuğa alarak gidebiliyorlar.

Merak ediyorum, Ensarioğlu ve Aktar, bu bez afiş taşındığından beri kendi canlarından ne kadar emindirler? Çocukları için nasıl bir kaygı içindedirler? Miroğlu, korumalı gezmeye başladı, acaba hangi derin örgütün tehdidine karşı korunuyor?

Öcalan cezaevinden sesleniyormuş:

- Bana ezkaza bir şey olursa, Başbakan bile öldürülebilir, darbe bile olabilir!

Sözü uzatmaya gerek yok: Herkes o bez afişi bir kere daha okumalı ve kendini Ensarioğlu'nun-Aktar'ın yerine koymalı.

BUGÜN